Cevaplanamayan sorular

“Baba, güneş sistemi dışında başka bir gezegen var mı?”, “Dinozorları yok eden göktaşı nereye düştü?”, “Evren neyden oluşur?”, “İnsan genetik olarak hangi türlere benzer?”, “Samanyolunda kaç yıldız var?”...
Cevaplanamayan sorular

Bu soruları çocukken sorduğumda maalesef cevaplarını alamıyordum. Alamazdım da zaten. Ebeveynlerim öğrenciyken bu bilgiler öğretilmeyi bırakın, bilinmiyordu bile. Bunların büyük çoğunluğu 90’lı yıllarda yapılan keşiflerle cevap buldu. 

Bu soruların pratikteki cevapları aslında pek de önemli değil. Ama bu cevapların bizdeki yansımaları önemli. Bu sorular bir bireyin yaşadığı dünyaya ve evrene anlam verebilmesi, aklındaki ufak soru işaretlerini giderebilmesi için önemli. Bunlar öyle konular ki, bir şekilde yaşamı anlayabilmek, anlam kazandırabilmek ve aldığımız bilgileri objektif olarak değerlendirebilmek için önemli. 

Mesela, güneş sistemi dışında başka bir gezegen olup olmaması… 1 Ocak 2022 tarihi itibariyle yaklaşık 5.000 adet gözlemlenmiş ve kaydedilmiş güneş sistemi dışı gezegen var. Samanyolunda tahmin edilen gezegen adedi: 100 milyar. Bulunduğun sistemin, evrenin yegane örneği olduğunu düşünmek ile sadece kendi galaksinde 100 milyarda bir olduğunu düşünmek arasında bir algı farkı var… 

E alın size genetik bilimi… İnsan Genomu Projesi 13 yıl (2003’de tamamlandı) ve milyarlarca dolar tuttu. Şu anda bilimsel hassasiyette bir genetik harita çıkartmak saatler sürüyor ve birkaç yüz dolar alıyor. Bir evrim dersi kitabının başında “Charles Darwin bugün evrimsel biyoloji ile ilgili bir makale okusa, büyük ihtimal neler yazdığını anlamazdı” diyordu. 2003’de ben liseden mezun olmak üzereydim. Bilimsel gelişmeleri yakından takip etmeseydim hala “evrim teori mi ya”, “yok abi zaten o fosilleri insanlar koymuş” falan gibi konuları konuşuyor olabilirdim. Hala podcast’te konuştuklarımızla ilgili bize uyarılar geliyor “abi evrim demeyin, insanlar o noktada dinlemeyi bırakıyor, adaptasyon diyin”. Kanki, evrim. Ama işte 0 - 3 yaş arasındaki dünyaya bakışın veya okulda aldığın eğitimde bunlar verilmediyse, maalesef bir ömür boyu safsatalar hayat yoluna eşlik ediyor.  

Bu arada bu yukarıdaki beş sorunun cevabını okulda öğrenebilseydim de, bunu bana öğretecek kişiler ne ailelerinden, ne de okulda bu bilgileri öğrenmiş olacaktı. Tüm soruları özel olarak seçtim, çünkü bu sorulara gelecek cevaplar üç aşağı beş yukarı bilimsel tayfaca biliniyordu, ama hala karşıt görüşler vardı. “Ama emin değiliz” denilebiliyordu. İşte o “ama emin değiliz” tayfanın kendini güncelleyip, bilimsel gelişmeleri takip edip bize öğretmesi gerekiyordu. 

İklimle ne alakası var? 

İklimle alakası var elbet. Şöyle ki: iklim krizi aslında hem kimyanın, hem biyolojinin, hem fiziğin konusu. Hem hayat bilgisinin, hem matematiğin, hem de edebiyatın konusu. Hem felsefenin, hem de sanat dersinin konusu. 

İklim bilimindeki gelişmeleri göz önünde tutarsanız, kimya dersinde de iklim değişikliğinden örnek verebilirsin. Mesela dersiniz ki: ‘neden karbon diyoksit, metan veya su buharı sera gazıyken; oksijen veya azot değil?’ Fizik dersinde pekala, ışık hızı anlatılırken güneş ışınları ve güneş radyasyonu ve dünyadaki etkileri, anlatılabilir. Eğlenceli de olabilir. Biyolojide zaten konu ekoloji. Onu iklim değişikliğine bağlamak için çok da yaratıcı olmaya gerek yok sanki. 

Felsefe: Neden bir sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya sunalım ki? Veya efektif alturizm, veya etik, veya siyaset felsefesi. Tüketimcilik. 

İklim krizinin müfredata dahil olması harika bir şey. İklim değişikliği müfredata eklense de bu bilgileri hakkıyla öğretebilmek, içselleştirilmesine alan sağlamak tamamen öğreticinin işi. 

Öğretici demişken… 

Öğretici demişken iklim adaleti burada da karşımıza çıkıyor. Dünyanın neredeyse hiçbir ülkesinde, hiçbir bölgesinde kaliteli eğitime erişim eşit düzeyde değil. 

Bunu da zaten sevgili Utku aşağıda anlatıyor. O yüzden o konuya hiç girmeden diyeyim ki…

Aslında iş bir tık daha erken başlayabilir… 

Aslında 6 yaşındaki biri, ilk öğretim kurumuna ayağını bastığı zaman; ekolojiyle, doğayla, dört mevsimle iç içe vakit geçirebileceği koskoca yaşları geride bırakmış oluyor. 

Çok şanslıyım ki bir insanın ilk kez ip gibi akan suyun içinden elini geçirince yaşadığı şaşkınlığı ve hayreti gözlerimle gördüm. Numune sayım yalnızca bir. O yüzden işkembeden sallamak istemiyorum ama gerçekten homo sapiens’in içinde merak var gibime geliyor. 

Doğumdan çok kısa bir süre sonra bile çocuk doğayla tanışabilir. Bu doğanın yağmur ormanı olmasına da gerek yok… Çocukların hayvanları tanıması için hayvanat bahçesine gitmesine HİÇ gerek yok, HİÇ. Topraktaki solucan veya karıncalar, sokaklardaki kediler ve köpekler, havada uçan kuşlar neredeyse her zaman aramızda. Bunu okuyorsanız büyük ihtimalle şehirde yaşıyorsunuz. Yazıyı hazırlarken baktım, neredeyse her büyük şehre ortalama 1.5 saatlik mesafede doğal parklar veya korunan alanlar var. Buralara gitmek, sadece gözlemlemek. 

Bazen bu bile yetiyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Eğitim gerçekten şart mı?

Bu soruyu sorduğumuzda cevap çok net: "Evet, şart". Peki nasıl olacak bu iş? "Bilemiyorum Altan..."

27 Oca 2022

Eğitim gerçekten şart mı?

YAZARLAR

Derin Altan

Esmiyorsa, bir nedeni var demeye devam ediyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR