CHP’ye kayyum, İmamoğlu’na ‘terör’ kuşatması: Kurultay kararı, kayyum riskini ortadan kaldırır mı?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ile başlayan, tutuklanması ve görevden uzaklaştırılması ile devam eden gelişmelerin hızına yetişmek mümkün değil. Olanı biteni yorumlamak da bu baş döndürücü gelişmeler olup biterken çok kolay değil. Ancak artık netleşen bir tablo var. CHP ve İmamoğlu, uzunca bir süre yürütülen soruşturmaların gölgesinde yaşamak zorunda kalacaklar. Üstelik bu soruşturmalarda her an büyük siyasi sonuçlar doğuracak gelişmelerin yaşanması mümkün.
İmamoğlu’ndan başlayalım... İmamoğlu, 19 Mart’ta gözaltına alındığında iki ayrı soruşturmanın hedefindeydi. Birincisi yolsuzluk operasyonu diye özetlenen, işlendiği öne sürülen mali suçlarla ilgili soruşturma. İkincisi ise “kent uzlaşısı” başlığıyla yürütülen, yerel seçimde CHP ile DEM Parti’nin PKK’nın talimatıyla işbirliği yaptığı iddiasına yönelik “teröre yardım” soruşturması…
Gözaltına alındığı günden itibaren terör soruşturmasının İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması sonucunu doğuracağı yorumları yapıldı. Zira Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de bu suçtan tutuklanmış ve yerine kayyum atanmıştı. Savcılığın ve İçişleri Bakanlığı’nın bu niyette olduğu yorumları yapılıyordu.
Kavala ve Demirtaş örneği
Ancak savcılık tarafından iki suç nedeniyle tutuklanması talep edilen İmamoğlu için sürpriz sayılabilecek bir karar verildi. Nöbetçi sulh ceza hâkimliği, yolsuzluk suçlarından tutuklama kararı verdiği İmamoğlu’nun terör suçundan ayrıca tutuklanmasına gerek olmadığına hükmetti.
- Gerekçe ilginçti. Hâkimliğe göre, zaten yolsuzluk soruşturması nedeniyle tutuklandığı için artık kaçma ihtimali kalmamış ve terör suçundan tutuklanmasına gerek kalmamıştı. Yine ilginç biçimde karara bir not da düşüldü: “Kuvvetli suç şüphesinin varlığına rağmen…”
Yargı pratiğinde, hâkimlikler her suç için müstakil değerlendirme yapar. Genellikle iki ayrı kuvvetli suç şüphesi varsa dosyaları birlikte değerlendirmez ve ayrı ayrı tutuklama kararı verir. Ancak İmamoğlu için bu yol izlenmedi.
Hâkimlik, aynı gerekçeyle tam tersi bir karar da verebilirdi. Suçların ağırlığı göz önüne alındığında elbette “terör” daha ağır bir başlık. Yine aynı mantıkla terörden tutuklama verebilir, kuvvetli suç şüphesine rağmen yolsuzluk suçlarından serbest kalmasına hükmedebilirdi. Kayyum yolu da açılmış olurdu.
- Bu nedenle, karar, ince bir hesaplama, uzun müzakerelerden sonra verilmiş bir denge kararı izlenimi yarattı.
Terör suçundan serbest bırakılma kararı verilirken düşülen “kuvvetli suç şüphesi” notu da İmamoğlu için son derece riskli.
Yakın tarihe bakalım
AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen Osman Kavala, Gezi davasının ilk aşamasında beraat ettiğinde, tahliye kararı bir başka suçtan aynı gün tutuklama kararı verilmesi nedeniyle uygulanmadı. Daha sonra tüm dosyalar birleşti ve ağırlaştırılmış müebbet kararıyla sonlanan bir yargılama yapıldı.
Eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş da ceza aldığı davalardan yeterli süre yattığı için tahliye edilecekken, o davaların da konusu olan Kobani olayları nedeniyle açılan başka soruşturmadan tutuklandı ve cezaevinden çıkamadı.
İmamoğlu artık görevden uzaklaştırıldığı için belediye başkanlığı ile ilgili bir risk söz konusu değil. Zaten başkanlığı sona erdi. Ancak yolsuzluk suçlarından tahliye edilmesi hâlinde hemen o gün terör suçundan yeniden tutuklanmasına elverişli bir dosya yaratılmış durumda. Yolsuzluk suçlarından beraat etse bile terör suçundan ceza alması, bu cezaların olası zamanlamaları, siyasi hayatı için de ağır bedellere yol açabilir. Zaten diploması iptal edilmiş olan İmamoğlu için bu davalarda verilecek olası cezalar, adaylık yolunu bütünüyle kapatabilir. Şu anki manzara, bunu gösteriyor.
Üstelik, hakkında terör soruşturması başlatıldığı için, örneğin dokunulmazlık kazanması için milletvekili seçimine girip seçilmesi hâlinde bile, Can Atalay örneğinde olduğu gibi cezaevinden çıkamayabilir.
İmamoğlu, artık zamana ve bu dosyalara karşı uzun bir mücadele vermek zorunda.
CHP’ye kayyum kuşatması
Gelişmelerin ikinci ayağı CHP. İmamoğlu’nun gözaltında olduğu günlerde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, herkesi şaşırtan bir açıklama yaparak 6 Nisan’da olağanüstü kurultayı toplayacaklarını, genel başkan yetkisini kullanarak bu kararı aldığını açıkladı.
Başlangıçta kimse ne olup bittiğine anlam veremedi.
Başa dönelim.
Ankara’da uzun bir süredir, Özel’in başkan seçildiği, Kılıçdaroğlu’nun koltuğunu kaybettiği kurultayla ilgili yürütülen bir soruşturma var. Bu soruşturma kapsamında bazı gizli tanıklarla eski Hatay Belediye Başkanı Lütfi Savaş gibi isimler ifade verdi. Dosya uzun bir süredir açık. Bu soruşturma dosyasının sonuçsuz kalması için CHP’de uzun süredir kurultay konusu konuşuluyordu. Yeni bir kurultay yapılarak önceki kurultayın sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiği değerlendiriliyordu.
- Ancak İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla, İstanbul Başsavcılığı da bir anlamda bu konuda devreye girdi. Sorgusu sürerken, İBB kaynakları kullanılarak kurultay için delege satın alındığına yönelik gizli tanık ifadeleri de gündeme geldi. Gizli tanıklar açık açık bunu iddia ediyordu.
CHP Genel Merkezi’ne de Özel’in kurultay açıklamasını yaptığı gün, 23 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçimine müdahale edileceğine yönelik istihbarat geldi. CHP yönetimi bunun ancak kayyum atanması yöntemiyle olabileceği değerlendirmesini yaptı ve kurultayın hemen toplanmasının kayyum atanmasının önüne geçebileceğine kanaat getirdi. Aynı gün hem ilçe seçim kuruluna başvuru yapıldı hem de Özel kararı kamuoyuna açıkladı.
İhtimal sürüyor
Bir aksi karar olmazsa 6 Nisan’da CHP olağanüstü kurultayı toplayacak. CHP’li hukukçulara göre böylece açılan soruşturmalar da konusuz kalmış olacak.
Ancak aynı gün MHP’li Feti Yıldız’ın yaptığı açıklamaya da dikkat etmek gerekli. Yıldız, sosyal medya hesabından, usulsüz biçimde seçilmiş bir yönetimin aldığı kurultay kararının da geçersiz olacağını, yapılan kurultayın da geçersiz sayılabileceğini anlatan bir mesaj paylaştı. İktidar cephesinden de buna benzer yorumlar geldi.
Bu tartışmalar sürerken Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile belediye yöneticilerinin bazı CHP delegeleriyle, İstanbul İl Başkanlığı seçimi için pazarlık yaptığına yönelik bir ses kaydı sosyal medyaya düştü. Ses kaydında, Güney, delegelere 250 bin TL ödemeyi taahhüt ediyordu.
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, bunun üzerine, "İlgili kayıtta bana ait bir ses bulunmadığı gibi, böyle bir toplantıda da herhangi bir şekilde yer almadım" dedi. Açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"İlgili kayıtta bana ait bir ses bulunmadığı gibi, böyle bir toplantıda da herhangi bir şekilde yer almadım. Buna rağmen, bir merkezden organize şekilde yapıldığı belli olan paylaşımlarda kullanılan ifadeler şahsımın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek niteliktedir."
Buna rağmen Güney, şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Peki bu soruşturmadan çıkacak sonuç ne anlama gelir?
Bu soruşturmanın bir aşaması, İstanbul İl Başkanlığı seçimi ile ilgili. İstanbul İl Başkanlığı seçiminin de usulsüz olduğu iddiası var. Bir aşaması da gizli tanık ifadelerinden de anlaşılıyor ki kurultayı ilgilendiriyor. Buradaki ifadelerin Ankara’ya gönderilip gönderilmeyeceği, İstanbul’un ayrı bir soruşturma yürütüp yürütmeyeceği meçhul.
Ancak kesin olan, iktidar cephesinin sözcülerinden gelen açıklama. CHP, 6 Nisan’da kurultay yapsa da yapmasa da kayyum kapısı açık tutulacak. Önceki kurultayın usulsüz olduğu gerekçesiyle her an yeni kurultayın da geçersiz sayılabileceği, kurultayın kayyum tarafından toplanması gerektiği gerekçesiyle bir kayyum atanması riski bulunuyor.
Belediye Kanunu örneği
Hukuken bunlara “olmaz” denilebilir. Belediye Kanunu ve kayyum atama yetkisi buna örnek. Belediye Kanunu’nun 45 ila 47. maddelerine göre kayyum ancak terör suçlarından görevden uzaklaştırılması ya da tutuklanması sonucunda atanabiliyor. Üstelik bu zorunlu da değil.
Ancak Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, sadece yerel mahkeme hüküm verdiği için önce görevden uzaklaştırıldı ardından yerine kayyum atandı.
47. madde uyarınca terör suçu olmadan da görevden uzaklaştırma kararı verilip, kayyum atanabileceği söyleniyor. Yasayı okuduğunuzda aslında bu durumda seçim yapılması gerektiğini görüyorsunuz ancak pratikte bu şekilde görevden uzaklaştırılan ve yerine kayyum atanan belediye meclis üyeleri, başkan vekilleri de bulunuyor. Olmaz dediğiniz de olabiliyor.
Bütün bunlar ihtimaller... CHP ve İmamoğlu’nu zorlu bir mücadele süreci bekliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




