Çin'e karşı iyimserliğimin hüzünlü sonu

Çalışma çağındaki nüfusun azalmasıyla birlikte, yakın zamana kadar dünyanın en büyük büyüme hikâyesine sahip olan Çin'in, bu unvanı geri alabilmesi için verimlilik artışının hızlanması gerekiyor. Bu nedenle Başkan Xi Jinping'in güvenlik, güç ve kontrole yaptığı vurguyu artırması olabilecek en kötü zamanda geldi.
Çin'e karşı iyimserliğimin hüzünlü sonu

Yazan: Stephen S. Roach

NEW HAVEN - Son 25 yılın büyük bir bölümünde Çin hakkında iyimserdim. Bu görüşe ilk olarak 1997-98'deki Asya mali krizinin derinliklerinde vardım. Sözde Doğu Asya büyüme mucizesi paramparça olmuştu ve Çin yaygın olarak o zamanlar küreselleşmenin ilk krizi olarak görülen hadisede düşecek son domino taşı olarak görülüyordu. Morgan Stanley'nin baş ekonomist olarak o dönemde bölgeye gidip geldikten sonra, Çin'in piyasa temelli ekonomik dönüşümünün gücünü kısa sürede takdir etmeye başlamıştım. Bu nedenle, Mart 1998'de Financial Times 'ın sayfalarında, ilk yayımlanan yorumumda Çin hakkında çok farklı bir görüşü ortaya koydum: "Yükselen Ejderhanın Ülkesi".

Benim argümanım özetle Çin'in kriz sonrası Asya'nın yeni lokomotifi olarak Japonya'nın yerini alacağı yönündeydi. Japonya, ekonomik balon sonrası patlamasının ardından bocalarken, reform odaklı Çin, yıkıcı bir dış şokun para birimine sıçramasına karşı koyacak ve hızlı ekonomik büyümeyi sürdürecek güce, kararlılığa ve stratejiye sahipti. Çin’in aktardığı üzere, 2001'in sonlarında Dünya Ticaret Örgütü'ne katılmasıyla canlanan ve Japonya'nın ikinci kayıp on yılına girdiği dönemde Çin ekonomisi roket gibi fırladı.

Bu, Wall Street'ten Çin’den umutlu iyimserlerden biri olarak benim için olağanüstü bir yolculuğun başlangıcıydı. 1998 baharında Seattle'da dönemin Çin Maliye Bakanı Xiang Huaicheng ile bir gün geçirdim. FT 'deki yazımı okumuştu ve Çin ve ABD ekonomileri hakkında görüş alışverişinde bulunmak istemişti. Çin'i eski kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT'ler) açısından değil, hızla gelişmekte olan girişimci bir alt kültürün merceğinden, belde-köy işletmeleri açısından bakarak düşünmem için ısrar etti.

Xiang, daha sonra Fujian Eyaletindeki birkaç belde-köy işletmesine bir tur düzenleme kibarlığında bulundu. En etkileyici olanı ise hızla büyüyen yüksek kaliteli fiber optik ve telekom kabloları üreticisi Hengtong Grup. Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya'dan gelen son teknolojiyle donatılmış ve şaşırtıcı sayıda üniversite mezunuyla çalışan Hengtong, Çin'in kalıplaşmış KİT'lerinin tam tersiydi.

Bu deneyim beni gaza getirmişti. Araştırmalarımı, Çin'in karma ekonomisinin paradoksal gibi görünen dinamizmiyle yeni reforme edilmiş, giderek daha fazla piyasaya sürülen ve hızla büyüyen KİT'lerin özel sektörde dengeleyici bir hareketle uluslararası sermaye piyasalarında  hisse senetlerini fiyatlandırmaya başlaması konusunda derinleştirdim. Çin, Japonya da dâhil olmak üzere diğer karma sistemleri uzun süredir etkileyen kronik sorunlardan kaçınabilir miydi?

Aynı soru eski başbakan Wen Jiabao tarafından da yöneltildi. Wen ile ilk kez 2002 yılının sonlarında, Hu Jintao başkanlığında, başbakan olmasından birkaç ay önce tanıştım. Wen’i ondan önceki başbakan Zhu Rongji’den farklı kılan merakı, beni strateji yeteneklerinden daha çok etkilemişti.

Ayrıca Wen, Çin'in en zorlu sorunlarından biri hakkında bir tartışma başlatma cesaretini göstermişti: Mart 2007'de halka açık bir basın toplantısında, ekonomi yüzeysel olarak güçlü olsa da, ekonominin "istikrarsız, dengesiz, koordinasyonsuz ve sürdürülemez" olma riski taşıdığı uyarısında bulundu. Wen'in hakkını teslim etmek gerekirse, "Four Uns" (Yukarıda bahsedilen "istikrarsız, dengesiz, koordinasyonsuz ve sürdürülemez" kelimelerinin “-un” ekiyle başlayan İngilizceleri olan “unstable, unbalanced, uncoordinated ve unsustainable” kelimelerinden dolayı bu isim verilmiştir) paradoksunu 2008-09 küresel mali kriziyle doruğa ulaşacak olan Amerika'nın yüksek riskli konut kredisi krizinin patlak vermesinden sadece birkaç ay önce ortaya atmıştı.

Bu noktada, bir Çin hakkındaki iyimserliğimde daha kararlı bir hâle geldim. Deng Xiaoping'in "reform ve dışa açılma" mirası olan karma sistemin esnekliği, Çin ekonomisinde güçlü bir yeniden dengelenme yaratacağına inandığım şeyin anahtarını elinde tutuyordu. Wen'in "Four Uns"u ancak ihracat ve yatırımdan tüketici odaklı büyümeye, imalattan hizmetlere, tasarruf fazlasından uzun süredir yetersiz olan sosyal güvenlik ağına yatırım yaparak tasarruf emilimine ve yabancı inovasyondan yerli inovasyona yapısal bir geçişle çözülebilirdi.

Çin'in esnek, karma ve giderek daha dinamik hâle gelen özel sektörü tüm bunları ve daha fazlasını yapabilirdi. Wen'in bildirisini takip eden yıllarda, Çin'in beş yıllık planları bu yeniden dengeleme ile uyumluydu. Daha piyasa temelli bir sisteme doğru yapısal bir dönüşüm için durum giderek daha fazla rayına oturuyordu. Ben ve benim gibi iyimserler haklı çıktığımızı hissettik.

Sonra Xi Jinping geldi. Çin'in beşinci kuşak lideri ilk başta reform odaklı Deng ile aynı hamurdan yoğrulmuş gibi görünüyordu. 2013 yılının sonlarındaki 18. Parti Kongresi Üçüncü Genel Kurulu’nda önerilen kapsamlı bir dizi reform özellikle ümit vericiydi. Ancak kısa bir süre sonra, yeniden dengeleme stratejisine rahatsız edici sürtüşmeler girmeye başladı.

Xi, 2017'de 19. Parti Kongresi'ni, kongreden kısa bir süre sonra "Xi Jinping Düşüncesi" olarak anılmaya başlayan Marksist ideolojiye geri dönüşle başlattı. Ve tüketici odaklı yeniden dengeleme üzerindeki vurgu kaldırıldı. Yolsuzlukla mücadele kampanyası, suç işleyenleri partiden temizlemekten ziyade Xi'nin siyasi rakiplerini ortadan kaldırmak ve iktidarını pekiştirmek için kullanıldı. Xi'nin jeostratejik gücü, Deng'in gösterişsiz ("saklan ve bekle") duruşunu kırdı ve Amerika Birleşik Devletleri ile büyük bir zıtlaşmaya neden oldu.

Ancak 2022, Çin’den umutlular için nihai uyandırma çağrısı oldu. Tam da Kremlin Ukrayna'yı sebepsiz işgalinin eşiğindeyken, Xi'nin büyük güç hamlesi Çin'e Rusya’yla "sınırsız ortaklık" kapılarını açtı. Xi'nin tahammül edilemez "sıfır-COVID" politikasındaki inatçı ısrarı, bir nesildir görülmemiş bir muhalif akıma yol açtı. Ve ekim ayındaki 20. Parti Kongresi, Xi'nin genel sekreter olarak eşi benzeri görülmemiş bir üçüncü dönem iddiasından ziyade “tehlikeli, fırtınalı denizler” olarak adlandırdığı tehlikeli dünyadaki güvenlik saplantısı hakkındaydı.

Çalışma çağındaki nüfusun azalmasıyla birlikte, yakın zamana kadar dünyanın en büyük büyüme hikâyesine sahip olan Çin'in bu unvanı geri alabilmesi için verimlilik artışının hızlanması gerekiyor. Ancak Xi'nin güvenlik, güç ve kontrole verdiği önemin artması, Çin'in buna en çok ihtiyaç duyduğu zamanda üretkenliği baltalıyor. Sonuç olarak, büyüme mucizesini yalnızca zarar bekliyor. 

Çin vadedilmiş topraklara çok yaklaşmıştı. Modern ekonomisi olağanüstü bir yörüngede ilerliyordu. Yeniden dengeleme gündemi daha fazlasını vadediyordu. Ancak Xi bu sözünü tutmadı. Otokrasinin ekonomi politiği, eskiden Çin hakkında iyimser olan bizlerin şevkini kırdı.

Stephen S. Roach, Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi, Morgan Stanley Asya'nın eski başkanı ve Unbalanced: The Codependency of America and China ile Accidental Conflict: America, China, and the Clash of False Narratives kitaplarının yazarı.  


Telif hakkı: Project Syndicate, 2023.

www.project-syndicate.org


Not: Bu makalede yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Çin'e karşı iyimserliğimin hüzünlü sonu

Çin'in modern ekonomisi olağanüstü bir yörüngede ilerliyordu. Ancak Xi, sözünü tutmadı.

23 Oca 2023

Unsplash

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR