Çoklu krizlerle mücadele ve sivil toplum

Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Çoklu kriz, son yıllarda sosyal bilimcilerin sıkça kullandığı kavramlar arasında. Kavram, farklı ekonomik ve toplumsal alanlarda birbiriyle ilişki içinde çoğalan risklerle boğuşan dünyamızdaki krizi bol bir gidişata işaret ediyor. Salgınlar, savaşlar, ekonomik zorluklar, seller, kuraklıklarla kuşatılmış bir dönemden geçiyoruz. Problemler tek tek çok önemli, yan yana geldikleri zaman şiddetleri, tahribat güçleri daha da artıyor. Çoklu kriz kavramı, derinleşen ve geleceğimizi tehdit eden sorunların arkasında yatan çokboyutlu ilişkiselliklere dikkat çekmesi açısından faydalı.
Fuat Keyman da çalışmalarında bölgesel çatışmalardan ekonomik eşitsizliklere, iklim krizinden siyasi kutuplaşmalara küresel sistemde yaşanan çoklu krizleri sıklıkla vurgular. Keyman’ın bilimsel ve politika gündeminde, bu zorlukların analizi kadar bu zorlukları bertaraf edebilmek için sivil toplumun canlandırılması ve etkin bir aktör olarak konumlandırılması da önemli yer tutar. “Çoklu Küresel Kriz, İkinci Yüzyılında Türkiye ve Sivil Toplum” başlıklı makalesinde Keyman, ikinci yüzyılına adım atan Türkiye’de sivil toplumun, düşünce kuruluşlarının ve sivil inisiyatiflerin güçlendirilmesinin sadece gerekli değil, aynı zamanda ivedilik arz eden bir zorunluluk olduğunu yazmıştı.

Fuat Keyman
Türkiye’de özellikle 99 depremi sonrası sivil toplum çalışmaları ve toplumsal fayda amaçlı gönüllü faaliyetler artmıştı. Keza yakın zamanda Kahramanmaraş depremleri sonrasında da benzer bir pozitif eğilimi görmek mümkündü. Ama özellikle son 25 yıldır sivil toplum alanında genel bir durgunluk hâli göze çarpıyor. Örneğin, geçen haftalarda Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) tarafından yayınlanan “Türkiye’de Sivil Toplum Algısı” raporu bireysel gönüllülüğün çok sınırlı kaldığını ve insanların “siyasal” nedenlerle sivil toplum faaliyetlerine katılmadığını bize hatırlatıyor. Siyasal kelimesinin altını çizmek gerekiyor çünkü rapora göre bireyler isminin görüleceği korkusuyla örgütlerle “ilişkiye girmekten çekiniyor” ve hak temelli çalışmalara fiilen katılım çok gerilerde (yüzde 4) kalıyor. İnsanlar sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkiye genellikle bağış yapma ve yardım alma yoluyla giriyor. Sivil toplum dendiğinde akla yüzde 40’la Kızılay’ın ve ardından da yüzde 19’la AHBAP’ın gelmesi de bu sebeple muhtemelen.
- Son yıllarda sivil toplum alanına kamusal ilgi kadar akademik ilgi de azalmış durumda ve bu olgu sivil toplum çalışmalarında önemli bir boşluk doğuruyor.
Bir parantez açıp sivil toplumun sadece dernekler ve vakıflardan ibaret olmadığını, daha geniş bir kurumsal çerçevede düşünülmesi gerektiğini hatırlatalım. Sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının yanı sıra kent ve mahalle konseyleri, farklı toplumsal sorunlar etrafında biraraya gelmiş aktivist hareketler, dayanışma ekonomisi temelinde çalışan kooperatifler gibi farklı toplumsal tabanlara ve örgütlenme geleneklerine sahip birçok siyasi aktörün birlikte ördüğü/örebileceği geniş bir ağdan söz ediyoruz. Böyle bir yapının, toplumun her seviyesine ulaşabilecek ve çözüm önerilerini gerçekçi/pratik bir zemine taşıyabilecek kolektif bir kimlik oluşturma potansiyeli büyük. Fuat Keyman bu kimliğin toplumsal sorunlarla mücadelede daha çok öne çıkması gerektiği görüşünde.
Hükümetler ve uluslararası örgütlerin krizlere çözüm getirmekte yetersiz kaldığına şahidiz. Yakın zamanlarda yaşadığımız salgınları, çevresel felaketleri, katliamları, savaşları düşünün. Keza 6 Kasım Amerikan seçimleri de dahil son bir iki yıldır dünyanın dört bir tarafında yapılan seçimlerin hemen hepsinde iktidardakilerin başarısız olması da bu yetersizliğin bir yansıması olarak düşünebilir. Gidişatın kimseyi mutlu etmediği ortada.
Keyman’a göre, çoklu krizlerle baş etmeye çalışan dünyada sivil toplumun varlık sürdürmesi ve etkin bir aktör olarak yeniden yapılandırılması gerekiyor. Kıyamet senaryolarına paçayı kaptırmadan akılcı ve yapıcı çözümlerin geliştirilebilmesi için güçlü bir sivil topluma ihtiyacımız var. İhtiyatlı iyimserliği elden bırakmayan sivil toplum ve düşünce kuruluşları, yalnızca krizlerin etkilerini azaltmakla kalmayıp, daha demokratik, kapsayıcı ve adaletli bir küresel düzenin inşasına da katkıda bulunma potansiyeline sahip. Fakat bu potansiyeli harekete geçirmek için sivil toplumu yeniden etkili kılacak, onu daha sürdürülebilir bir çözüm ortağı yapacak yeni bir vizyon, anlayış ve hareket tarzı geliştirmek gerekiyor.
Sivil toplumu ve düşünce kuruluşlarını canlandırmak ve etkili aktörler haline getirmek için Fuat Keyman’ın makalesinde sunduğu çözüm önerileri "tanım ve kimlik", "vizyon", "kurumsallaşma, duruş ve etki" ve "örgütlenme yapısı” üzerinde yoğunlaşıyor.
“Tanım ve kimlikle” başlayalım. Sivil toplum genellikle “devletin denetimi ve alanı dışında” olma ve “gönüllülük” ilkesine dayanma vasıflarına atıfla tanımlanır. Keyman’a göre bu tanımın sınırlarının geliştirilmesi elzem: “Devlet denetimi ve dışında ve gönüllülük esasına dayanan” niteliğine sahip olmanın yanı sıra sivil toplum aynı zamanda;
İnsan hakları kadar tüm canlıların, doğanın, gezegenin ve dolayısıyla “yaşamın hakları” ya da “yaşamdaşlık hakları” için çalışan,
“Yaşamın demokratik yönetişimi” için hem bilgi temelli politika üretimini hem de aktivizmi birlikte düşünen,
Bu nedenle de aktif vatandaşlık ve esnek örgütsel toplumsal yaşam ilkelerini benimseyen bir yapı olmalı.
“Yaşamın demokratik yönetişimi için çalışan aktif vatandaşlığın örgütsel kimliği” etrafında şekillenen bu tanımı sahiplenen sivil toplumun hem dünyada hem de ülkemizde çoklu krizlere cevap verme potansiyeli daha yüksek. Her şey tanımlarla başlıyor ne de olsa; hayal edilenin, yapılabilir olanın sınırlarını çizmek için tanımlar önemli.
“Vizyon” ise nereye baktığımızla, neyi gördüğümüzle, ne hedeflediğimizle ilgili temel süreçlerden. Keyman için sivil toplumun vizyonu “yaşamdaşlık, döngüsellik ve bağlantısallık” kavramlarıyla ilişkilenmeli. Bu vizyona sahip, farklı alanlarda çalışan sivil toplum ve düşünce kuruluşları, tüm canlıları, doğayı ve gezeni içerecek şekilde, tüm bu unsurların iç içe çalıştığını dikkate alarak ortak kesişim alanları belirleyerek birlikte çalışabilmeli.
“Yaşamdaş” kavramının kaynağında Türker Kılıç’ın Yeni Bilim: Bağlantısallık, Yeni Kültür: Yaşamdaşlık (Ayrıntı Yayınları, 2020) kitabı var. Gezegendeki yaşamın bir parçası olan insan, salt kendi için değil yaşam için ve yaşam odaklı çalışmalı, insan bencilliğinden sıyrılarak yaşamdaşlığı benimsemeli.
Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı kitabını duyanlarımız vardır mutlaka, Nazi toplama kamplarında “sağlam” çıkanların ancak bir amaçla hayata tutunanlar olduğunu anlatır. Keyman’a göre sivil toplumun da amacı olmalı ve bu amaca göre duruş sergilemeli. Bu duruşa örnek olarak, İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshine karşı durmayı ya da Gezi Davası ve benzeri davalarda demokratik hukuk normlarının savunucusu olmayı ve bu amaca uygun tavır sergilemeyi gösterebiliriz.
Keyman için sivil toplumun örgütlenme bağlamında da dönüşüme ve hantal yapılardan sıyrılarak zamana uyum gösterecek yeni yönetişim biçimlerine de ihtiyacı var. Sürdürülebilirlik çalışmalarında bu mevzuyu çokça konuşuyor ve kurumların yapılarında da değişimler öneriyoruz. Benzer öneriler sivil toplum kuruluşları için de geçerli. Esnek örgütlenme biçimleri üzerinde durulabilir, dijitalleşmeyle birlikte çalışma şekillerinde değişiklikler yaşanabilir.
- Kısacası, mevcut kurumların ve kurumsallaşma çabalarının birçok alanda akamete uğradığı bir dönemde sivil toplum ve düşünce kuruluşları tanımları, vizyonları, yapma-eyleme biçimleriyle geleceğe dair umutların filizlenmesine katkıda bulunabilir.
Fuat Keyman derin bir entelektüel ve bilimsel miras bıraktı arkasında. Vatandaşlık, demokratikleşme, kent çalışmaları, sivil toplum gibi birçok alanda sayısız çalışmaya imza attı. Ama belki daha da önemlisi bu çalışmalara yön veren demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü vizyonun sözde kalmayıp hayata geçmesi için başta İPM olmak üzere birçok kurumsal çabanın içinde oldu.
Sadece İstanbul’da ve Ankara’da değil Türkiye’nin birçok ilinde çok farklı kurum ve kuruluşla birlikte çalıştı. Hak ve bilgi temelinde şekillenen ve üzerinde duran herkesi birlikte çoğaltıp büyütecek, toplumsal esenliğe kavuşma yönünde dönüşüme temel olacak ortak bir zemin inşa etmeye çalıştı. Çoklu krizlerden azade bir gelecek için bu ortak zemine sahip çıkmak ve genişletmek önemli. Fuat Keyman’ın son yazısında Türkiye’de sivil toplumun güçlenmesi için dikkat çektiği noktalar bu yönde oldukça yön gösterici olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mevcut kurumların ve kurumsallaşma çabalarının birçok alanda akamete uğradığı bir dönemde sivil toplum ve düşünce kuruluşları. Almanya’ya hekim göçü, salım ticaret sistemlerine uyum ve Fuat Keyman'a veda.
17 Kas 2024

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



