Dayanışma Mimarlığı

Mimarlık Mesleğinin Dönüşümü ve Mimarlık Kolektiflerine Bakış
Dayanışma Mimarlığı

M. Gökhan Berk, M. Tolga Akbulut ■


Mimarlıkta toplum yararına öncelik veren ve çeşitli mesleki faaliyetler yürütmek için işbirliği temelinde örgütlenen girişimlerin son dönemlerde hem Türkiye’de hem de dünya genelinde artan bir ilgi gördüğü, daha belirgin ve görünür hale geldiği, bu alanda çalışan kişi ve grupların da artış eğiliminde olduğu gözlenebilir bir olgu. Bu anlayış ve yaklaşım çoğu zaman “starchitecture” (star mimarlık) olarak tanımlanan şöhret mimarlığı kavramına karşıt bir seçenek olarak da değerlendirilmekte. Görece tanınmış mimarların önemli siyasi figürler, popüler kişilikler, ekonomik ve diğer güç odakları ile geliştirdikleri ilişki biçimleri, yaygın sosyal medya kullanımı, reklam ve halkla ilişkiler kampanyaları ile kendilerine açtıkları alanda mesleki pratiklerini yürütme eğilimi bir tercih olarak değerlendirilebilir. Bu ve benzer anlayışlara karşıt duran mesleki duruş ise, eleştirilen bu anlayışla meydana getirilen projelerin, toplumun genel yararından çok siyasi ve ekonomik güç sahiplerinin tercihlerine hizmet eder olduğu, bu nedenle de toplumda görece alt katmanlarda bulunan dezavantajlı, yoksul ve dışlanan kesimlerin mimarlık mesleğinin hizmet alanı dışında bırakıldığına yönelik tespit ve değerlendirmeler ortaya koyar.

Bu yazıda bu karşıtlığı en belirgin biçimde ortaya koyan ve son dönemlerde giderek yaygınlık kazanan mimarlık kolektiflerine, mimarlık mesleğinin dönüşümü bağlamında yakın tarihi içinden bakılacak; Türkiye’de özellikle 2017 yılında Mimarlar Odası tarafından düzenlenen “Dayanışma Mimarlığı” sergisinin başlığıyla ortaya koyduğu çokboyutlu anlamsal çerçeveyi esas alarak, mimarlık kolektiflerinin üretimleri ve bu üretim süreçlerine ilişkin değerlendirmeleri, imkanları, fırsatları ve sorunları tartışılacaktır1.

Bir ideal veya bir dönüşüm olarak kolektif mimarlığa bakış

Giancarlo De Carlo tarafından 1970 yılında kaleme alınan “Architecture’s Public”2 makalesi, Türkçe’ye “Mimarinin Kamusallığı veya Mimarinin Toplumsallığı” şeklinde çevrilebilir. Bu makalede De Carlo, tüm dönemlerde mimarın, iktidarın ve güç sahibinin yanında bulunduğunu, kendisini kaçınılmaz olarak para, malzeme, arazi ve inşa etme yetkisi gibi mimarın faaliyeti için gerekli olan tüm imkanları elinde bulunduran taraf vasıtasıyla tanımlamak durumunda kaldığını ortaya koyar. Mimarın veya plancının bu şekilde her zaman için adeta iktidara / güç sahibine bağımlı ve muhtaç durumda kaldığını söyler ve kendisini genel politik koşullardan soyutlamak, uzmanlık alanı içinde, cevabı zaten iktidar sahibi tarafından tayin edilmiş olan -“neden” yerine “nasıl” başlıklı- sorunlara odaklanmak suretiyle itibarını ve ücretini sükunet içinde kazanabildiğini ifade eder. Peter Blundell Jones, üzerinden 34 yıl geçmesine rağmen halen geçerliliğini koruduğunu savunduğu bu satırları yorumlarken, makaledeki ifadelerin hem Modern Mimarlık toplumsal ideallerinin kaybolduğu veya ihanete uğradığının genç modernist kuşak tarafından anlaşıldığı bir döneme ait kızgınlık duygusunu, hem de 1968’in iyimser ve eşitlikçi ruhunun izlerini yansıttığını tespit eder (Jones, 2005:3).

Toplumun genel olarak mimarlık mesleği alanına olan ilgisinin ana akım medya içinde yeterince yer bulmadığı ve mimarlık mesleğinin toplumun geniş kesimlerine yalnızca tanınmış profillerin öne çıkarılması suretiyle yansıtıldığı eleştirisi, Michael Murphy gibi yazarlar tarafından sıklıkla dile getirilmiştir. Murphy, bu konudaki görüşlerini; Libya’da, otoriter rejimi ile 40 yıldan fazla bir süreyle iktidarı elinde tutan ve 2011 yılından sonra Arap Baharı hareketi ile devrilen Muammer Kaddafi’nin davetiyle Zaha Hadid’in tasarımını gerçekleştirdiği Trablus Halk Konferans Salonu projesi örneği üzerinden aktarır (Murphy, 2011). Bu bağlamda mimarlığın salt finansal ve siyasi güç sahiplerine hizmet sunan yönüyle ele alınmasına ilişkin eleştirilere; dünyada otoriter rejimleri ile bilinen siyasi liderler veya sınırsız zenginliğe hakim olan sermaye sahiplerinin güçlerini fiziksel çevre ve yapılar ile simgesel anlamda ortaya koymasına tanınmış “star” mimarların ikonik yapıtları ile katkı sunmakta olduğuna dair eleştiriler de eklenmiştir.

İspanyol yönetmen Angel Borrego Cubero tarafından yazılan ve yönetilen 2013 tarihli The Competition (Rekabet/ Yarışma) filmi; 2009 yılında Andorra’da yapılacak olan yeni ulusal müze projesi için Norman Foster, Zaha Hadid, Frank Gehry, Jean Nouvel ve Dominique Perrault gibi şöhretli mimarların, kendi ofislerinde yürüttükleri çalışmalar esnasında çekilen görüntülerden derlenmiştir. Ofiste ekibin uykusuz bir şekilde formlar üzerinde çalışması, hiç tanımadıkları müşterilerin beklentilerini tahmin etme çabaları, bilmedikleri kullanıcılar hakkında fikirler yürütmeleri ve star mimarların çalışma ortamına zaman zaman gelerek genç mimarların üzerinde çalıştığı eskizler, maketler ve görselleştirmeler üzerine kısa, keskin ve sert eleştiriler yapma anları filmde mimarlık alanına içeriden bir bakış ile aktarılır. Oliver Wainwright, The Guardian gazetesinde konu ile ilgili yazdığı makalede filmin, mimarların ofislerindeki ortamın iç yüzünü net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade eder. Bu haliyle ofislerin çok çaba ile az fayda üreten fabrikalara benzediğini söyleyen Wainwright, üstadın son anda gelerek masaları devirmesini beklerken çalışanların saatler boyunca çok sayıda seçenek arasında kaybolduğu, gece yarısı pizza siparişleri ve umutsuz sigara molaları ardından ana karakterin içeri dalarak yapılan işleri ve üretimleri acımasız eleştiri yağmuruna tuttuğu sahneleri betimler (Wainwright, 2014).

Öte yandan farklı bir mimarlık anlayışı, Katar merkezli haber kanalı Al Jazeera tarafından yine bir belgeselle ortaya konulmuştur3. Altı bölümden oluşan 2014 yılı yapımı belgeselde, tasarım faaliyetini, dünyanın kentsel, çevresel ve toplumsal krizleri için bir aktivizm ve direniş yöntemi olarak kullanan mimarlık girişimleri tanıtılır. Vietnam, Nijerya, İspanya, Pakistan, İsrail/Batı Şeria ve Brezilya’dan örneklerin yer aldığı belgeselin tanıtımında, ikonik kuleler ve lüks rezidanslarla ortaya çıkan elit, star mimarlığın yerini çoğunluk için tasarım/ mimarlık idealine bırakabileceği ifade edilmektedir. Justin McGuirk belgesele ilişkin yorumunda, özellikle 2000’li yıllarda en parlak dönemlerini yaşayan, küresel piyasanın ikonik binalarına yönelik ilginin, 2008 yılı mali krizinden sonra tam tersi yönde geliştiğine ve toplumsal mimarlığın önplana çıkmaya başladığına değinir (McGuirk, 2014).

“Notes on Becoming a Famous Architect” (Ünlü bir Mimar olmak için Notlar) adlı popüler bir bloğun yazarı olan Conrad Newel, Pritzker mimarlık ödüller, hakkındaki mizahi eleştirilerine 2011 yılında “Predicting the Pritzker Prize” (Pritzker Ödülü’nü Tahmin Etmek) başlıklı yazısı ile başlamıştır. Bu yazıda, Pritzker ödüllerinin amacının tanımlandığı aşağıdaki paragrafı alıntılar:

İnşa edilen yapıtlarında, yetenek, vizyon ve adanmışlık gibi niteliklerin birarada bulunduğu, mimarlık sanatının icrası ile insanlığa ve yapılı çevreye tutarlı ve kaydadeğer katkılar sunan, yaşayan bir mimarı onurlandırmak.

Newell, yazısında, önceki yıllarda ödüle layık görülen mimarların insanlığa ne ölçüde katkı sunduğunu sorgular ve jürinin genel olarak şaşmaz bir şekilde Batı dünyasından veya Batı dünyasına hizmet sunan tanınmış mimarlar lehine taraflı bir tutum içinde bulunduğunu ima eder. 2011 yılına ilişkin tahmini gerçekleşen Newel, 2015’te, aynı konuda ArchDaily’de yayınlanan bir makale kaleme alır. “Dear Martha: An Open Letter to the Pritzker Committee” (Sevgili Martha: Pritzker Komitesine Açık Mektup) başlıklı bu yazı, Pritzker ödülleri yöneticisi Martha Thorne’u hedef alır. Newel, makalesinde insani yardım, gönüllü girişimler, karşılıksız (pro bono) mimarlık gibi alanlarda çalışan mimar ve mimarlık gruplarından örnekler vererek, ödülün “insanlığa kayda değer katkılar sunmak” amacının bu bağlamda ele alınmamasını eleştirir. Bununla birlikte toplum odaklı mimarlık alanında çalışan grupların, kolektif örgütlenme yöntemiyle yürüttükleri faaliyetlerin mimarlık camiasında yeterince övgü bulmadığına vurgu yapar. Nobel ödülünün birçok kez kişiler yerine organizasyonlar, gruplar ve örgütlere verildiğini hatırlatarak, kendisini mimarlığın Nobeli olarak konumlandıran Pritzker’in de bu grupları görmesi gerektiğini ifade eder.

Newel tarafından ortaya konulan eleştiriler ile bağlantısı tartışılır olmakla birlikte, Pritzker ödülü, 2016 yılında toplum odaklı işleri ile önplana çıkan Şilili mimar Alejandro Aravena’ya verilmiştir. Jürinin değerlendirmesinde, Aravena’nın uzun süredir küresel konut krizinin çözümüne ve herkes için daha iyi bir kentsel çevre idealine adanmış mesleki faaliyetlerinin toplumsal amaçlara daha çok ilgi gösteren mimar portresinin somut bir örneği olduğu belirtilmiştir. Mimarlıkta toplum odaklı yaklaşımları değerli gören anlayışın son dönemlerde yaygınlaştığını ve toplumcu mimar kavramının hem akademide hem de profesyonel hayatta tekrar ortaya çıkmakta olduğunu söyleyen Hannah Wood, bu gelişmelerde, 2016 yılında Pritzker ödülünün sürpriz bir şekilde Aravena’ya verilmesinin önemli rolü olduğunu ifade eder (Wood, 2017).

Pritzker Mimarlık Ödülü, 2021 yılında da benzer bir yaklaşımla sürdürülebilir konut projeleri ile tanınmış olan Fransız ikilisi, Anne Lacaton ve Jean-Philippe Vassal’a verilmiştir. Mimarinin demokratik ruhunu yansıtan çalışmaları ve toplumsal, onarıcı bir mimariye olan bağlılıkları nedeniyle ödüle layık görülen Lacaton ve Vassal’ın başlıca projeleri, 2020 yılında Mies van der Rohe Ödülü olarak da bilinen Avrupa Birliği Çağdaş Mimari Ödülü’nü kazanan Tour Bois-le-Prêtre kule bloğunun renovasyonu ve Saint-Nazair ve Jardins Neppert konut projeleridir. 2022 yılında ödülü yine benzer alandaki çalışmaları ile tanınan Burkina Faso doğumlu mimar Diébédo Francis Kéré almıştır. Tanıtım yazısında mimar Francis Kéré’nin, sadece mimarlığın değil, temiz içme suyu, elektrik ve altyapının dahi mevcut olmadığı, dünyanın en geri kalmış ve en düşük eğitim seviyesine sahip ülkelerinden birinden geldiği ifade edilmiştir.

18 genç mimarın biraraya gelerek oluşturduğu Londra merkezli bir mimarlık kolektifi olan Assemble, 2015 yılında, Liverpool şehrinde gerçekleştirdikleri Granby Four Streets projesi ile İngiltere’nin en seçkin sanat ödüllerinden olan Turner Prize ödülünü sanat camiası dışından bir grup olarak kazandıktan sonra, 2018 yılında aynı ödüle kendilerini insan hakları ihlallerini mimari araştırma yöntemleri ile belgeleyen bir araştırma kolektifi olarak tanımlayan Forensic Architecture aday gösterilmiştir.

Mimarlığın toplumsal odaklı icrasına yönelik tanımlar ve ayrımlar

Barınma, yerleşim ve mimarlık alanında da geçerli olmak üzere, toplum odaklı- insani amaçlı mesleki faaliyetlerin, bu alanlarda çalışan bireylerin ve grupların veya yürütülen proje ve girişimlerin isimlendirilmesi, sınıflandırılması ve örneklenmesine ilişkin genel kabul görmüş bir yaklaşım bulunmamaktadır. Mimarlık alanında toplum odaklı girişimleri örnekleyen Adam R. Wilmes, Altruism by Design (Tasarımla Diğerkamlık/Özgecilik) başlığı ile çıkan kitabında bu tanım karmaşasına dikkat çeker (Wilmes, 2015). Toplum odaklı mimarlık girişimlerinin; toplumcu tasarım, insani mimarlık, yetersiz hizmet (underserved) alanlarına yönelik tasarım, daha geniş kitlelere yönelik tasarım (design for the broader good), karşılıksız (pro bono) mimarlık, toplumcu bilinçle (socially conscious) veya toplumsal farkındalıkla (socially aware) yapılan tasarım gibi farklı tanımlarla nitelendiği görülmektedir. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan katılımcı mimarlık pratiklerini daha etkin ve verimli hale getirmeyi amaçlayan farklı yöntemsel yaklaşımlar, bu dönemde de kaçınılmaz olarak farklı adlandırma, tasnifleme ve nitelendirmeleri de beraberinde getirmiştir. Bu dönemdeki girişimler, katılımcı tasarım, kapsayıcı (inclusive) tasarım, serbestleştirici (emancipatory) veya işbirliği temelli (collaborative) tasarım ve bunlarla sınırlı olmayan çeşitlilikteki tanım ve başlıklar altında ele alınmıştır.

Son dönemde özellikle protesto ve işgal eylemleri ile ortaya çıkan yeni toplumsal hareketlerle de ilişkilendirilen müşterekleştirme pratikleri toplumsal katılımlı mimarlık girişimlerinin dönüştüğü bir başka alan olarak ortaya çıkar. Kavramı açıklamak üzere Stavros Stavrides, Atina’daki Navarinou Parkı örneğini vermektedir. Mahalle halkının girişimleriyle kentsel bir meydana ve yeşil alana dönüşen park için mücadele eden insanlar kendi bilgilerini ve uzmanlıklarını bu girişime katkı sağlayacak şekilde organize olmak yerine herkesin normal konum ve meslekleri dışında, düzenlemelere yardımcı olmak, çöp toplamak, ağaçlandırma yapmak gibi faaliyetleri sırayla ve müşterek bir kendi kendine yönetim anlayışı ile yerine getirdiğini aktarır (Stavrides, 2015). 2001 yılından beri Fransa’da, mahalle sakinleri ile birlikte, kent içinde boş kalmış bazı arazilerde kentsel bahçeler, ortak kullanım alanları üretmek üzere çalışan Atelier d’Architecture Autogérée (AAA) mimarlık kolektiflerinin bu türden müşterekleştirme faaliyetlerine öncülük ettiği ilk örneklerden biri olmuştur.

Türkiye’de toplum odaklı tasarım, planlama ve katılımcı mimarlık alanına sunulan katkı açısından Mimarlar Odası’nın da önemli ve uzun bir geçmişi bulunmakta. 22-24 Ocak 1968 tarihlerinde “Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde” sloganıyla tertiplenen “1.

Milli Fiziki Plan Semineri” ve sonrasında Aralık 1969’da gerçekleştirilen “Mimarlık Semineri” odanın toplumcu arayışlarını belgeler (Önal, 2014). 1965 yılında Demirtaş Ceyhun öncülüğünde, dernek statüsünde kurulan Toplumcu Mimarlar Fikir Kulübü görüşleri ve ileri gelen üyeleri Mimarlar Odası yönetiminde etkin görevler alarak odanın toplumcu görüşlerini desteklemiştir (Ünalın, 2011). “Herkes için mimarlık, başka bir mimarlık mümkün” temasıyla 2010 yılında ve “Toplumsal Belediyecilik: katılım, deneyim, direniş” temasıyla 2013 yılında gerçekleştirilen “Mimarlığın Sosyal Forumu” seminerleri, 2015 yılında 1969 yılının teması temel alınarak gerçekleştirilen “Mimarlık Semineri”, Mimarlar Odası’nın toplumcu mimarlık yaklaşımlarına olan süregelen ilgisinin göstergeleridir.

2017 yılında yine Mimarlar Odası çalışmaları altında ortaya çıkan “Dayanışma Mimarlığı” deyişi, uzun bir geçmişten gelen ve günümüzde farklı biçimlere bürünerek hala varlığını ve etkinliğini sürdüren bu toplumcu, toplum odaklı tasarım, mimarlık ve planlama yaklaşımlarını kavramsallaştırabilecek güce sahip bir arayış ve tanımlama olarak değerlendirilebilir. 21 Ocak 2017 tarihinde açılan toplum odaklı mimarlık pratiklerine ilişkin örneklerin gösterildiği “Dayanışma Mimarlığı” sergisinin düzenleyicisi ve ev sahibi Mimarlar Odası adına, sergi kitapçığının önsözünü kaleme alan Sinan Omacan, dayanışma mimarlığını tanımlarken, bu mesleki faaliyetlere katılan tüm grupların belirgin yönelimlerini özetlemiştir. Bu yönelimler, medyatikleşmiş bireysellikler yerine kolektif mimarlık üretimi, metalaştırılarak kutsanmış tasarım söylemi yerine farklı katılım olanaklarının araştırılması, emlak piyasası denklemlerinin kabulü üzerine kurulmuş bir düşünsel altyapı yerine farklı hak sahipliklerinin araştırılması ve kent hakları mücadelelerine katılımdır (Omacan, 2017:7).

Navarinou Parkı, Atina, 2019 (Fotoğraf: Wikimedia Commons / CC BY-SA 4.0).

“Dayanışma Mimarlığı” sergisine, Başka Bir Atölye, Düzce Umut Atölyesi, Herkes İçin Mimarlık, Kuzguncuk Bostanı İyileştirme ve Koruma Projesi, Mimar Meclisi, Plankton Project ve Tarihi Yedikule Bostanları Koruma Girişimi olmak üzere 7 mimarlık kolektifi katılmıştır. Sergide bu grupların yanısıra, dayanışma içerisinde bulundukları Küçük Armutlu Mahallesi ve Düzceli Evsiz Depremzedeler Konut Yapı Kooperatifi’nden katılımcılar da yer almıştır. Bunlar arasında Herkes İçin Mimarlık kolektifi, 1988 yılından beri Mimarlar Odası tarafından her iki yılda bir düzenlenen “Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri” etkinliğinde 2022 yılında “Mimarlığa Katkı Dalı Seçici Kurul Özel Ödülü”ne layık görülmüştür4. Seçici Kurul gerekçe metninde, kolektif, “Mimarlık pratiğinin ve mimar kimliğinin hızlı bir şekilde dönüşmeye başladığı günümüzde, dünyadaki güncel tartışmalara ve oluşumlara paralel olarak, kolektif üretimi ve açık çağrılar ya da davetler yoluyla farklı paydaşlara söz hakkı tanıyan katılımcı bir yaklaşımı öne çıkaran bir platform” olarak tarif edilmiş ayrıca ödülün benzer başka oluşumların çoğalmasını desteklemek motivasyonu ile verildiği belirtilmiştir.

Dünyada ve Türkiye’de son dönemlerde ilgi görmeye, katılımcılarını ve paydaşlarını artırmaya başlayan bu türden girişimler sanat alanında olduğu gibi mimarlık alanında da kolektifler olarak tanımlanmakta. Mimarlıkta düşey hiyerarşik organizasyon yapısının hakim olduğu ve genellikle bireysel mimarların kendi isimleri altında faaliyet gösteren mimarlık ofisleri halen baskın ve yaygın bir mesleki icra yapısı olsa da yatay örgütlenmeye sahip kolektifler, mimarlık mesleki uygulamasında giderek daha fazla yer bulmaya başlamaktadır. Bu durumun son dönemdeki en görünür örneklerinden biri belki de Türkiye’den Herkes İçin Mimarlık kolektifinin de katılım sağladığı 2019 yılında gerçekleşen Chicago Mimarlık Bienali’dir. Yapılan değerlendirmelerde “kolektif” sözcüğünün bienale damga vurduğu, giderek daha fazla mimarlık stüdyosunun kendilerini kolektif olarak tanımladığı, mesleki pratiklerinde işbirliği, dayanışma, çok disiplinli, demokratik ve takım ruhuna sahip olma kavramlarına vurgu yaptıkları dile getirilir.

Mimarlık kolektiflerinin üretim süreçleri, ürünleri ve algılanma biçimleri

Chicago Mimarlık Bienali’nde yer alan bazı grupların da içinde olduğu mimarlık kolektiflerine ilişkin süreçler, bu örgütlenmelerin günümüzün fiziksel çevre inşasına ilişkin etkinlikleri seçilen örnekler üzerinden Natalie Donat-Cattin tarafından incelenmiş; grup üyeleri ile yapılan söyleşilerle organizasyon ve çalışma yöntemleri, projeleri, amaçları, karşılaştıkları zorluklar ve deneyimlerine ilişkin düşünce ve değerlendirmeleri hem mimarlık mesleğine olan yaklaşımları ve hem de günümüzün mimarlık süreçlerini değiştirmek yönündeki çabaları bakımından irdelenmiştir (Donat- Cattin, 2021). Bu değerlendirmelerde, haklarında yapılan yorum ve analizlerde kolektiflerin bireysel mimarlık ofisleri gibi ele alınmasının yanılgılara neden olduğu; mimarlık kolektiflerinin aslında mimarlık mesleğinin alışılageldik uygulama biçimlerinin çok dışında olan faaliyet biçimlerinin ancak süreç, katılımcılar, paydaşlar ve oluşan etkilerin bir bütün olarak ele alınması ile anlaşılabileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır.

2015-2020 yılları arasında XXI dergisinde “Zincirleme Reaksiyonlar”5 başlığı altında Sinan Logie, Eray Çaylı ve de -2017 yılında Mimarlar Odası tarafından düzenlenen “Dayanışma Mimarlığı” sergisinde Mimar Meclisi kolektifi içinde yer alan- Senem Doyduk tarafından konuyla ilgili olarak karşılıklı metinlerin kaleme alındığı yazı dizisi, Türkiye’de ve dünya genelinde mimarlık kolektiflerinin üretim süreçleri ve ürünleri, içinde bulundukları ortam, sorunlar, eleştiriler ve değerlendirmeler bağlamında önemli bir içerik üretimine katkı sağlamıştır. Çaylı, bu yazılardan birinde 2016 yılında, küratörlüğünü Alejandro Aravena’nın yaptığı, “Reporting from the Front” (Cepheden Bildirmek) başlığı ile düzenlenen ve konusu, insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için mimarlığın rolünü ve kamu yararına mimarlık olgusunu araştırmak olarak belirlenen 15. Venedik Mimarlık Bienali’ni ele alır. Bienalde Türkiye’yi temsil eden sergi üzerinden açtığı tartışmada kamu yararına mimarlık olgusunu “kamu”, “yararına” ve “mimarlık” başlıkları altındaki tanımlamaları irdeleyerek değerlendirir. Başta bu yazı olmak üzere Logie ve Doyduk tarafından kaleme alınan diğer metinlerde de mimarlık kolektiflerine ilişkin konular farklı boyutlarıyla ele alınmış ve bu alanda birçok önemli noktaya dikkat çekilmiş olmakla birlikte önplana çıkan başlıca iki olgu, kolektiflerin ortaya koydukları ürünler ve bu grupların toplum kesimleri ve mimarlık camiası içindeki algısıdır.

İstanbul Bilgi Üniversitesi ile gerçekleşen atölye çalışmasından: “Gülsuyu Gülensu’ya Özgü Mimari Tasarım Rehberi Fikir Atölyesi - 2”, 2018 (Fotoğraf: Sinan Logie).

Mimarlık kolektifleri tarafından yapılan girişimlerin mimari yapıt açısından ele alınması, yani ürün odaklı yorum, değerlendirme ve eleştirilerin, bununla birlikte kolektiflerin algılanış biçimine ilişkin görüşlerin, örnekleri çoğaltılabilir. Bu eleştirel yaklaşım iki örnek üzerinden incelenebilir:

İngiltere’de 2015 yılında Turner Prize ödülünün Assemble mimarlık kolektifine verilmesine ilişkin Fred Scharmen tarafından The Architect’s Newspaper dergisinde “Kimse, ama bu mimarlık mıdır? sorusunu sormuş görünmüyor” başlığı ile yazılan eleştiride yarı yıkılmış bir sosyal konut alanında geliştirilen bir yeniden kullanım projesine sanat ödülü verilmesinin, kesilmiş boğazından kanlar akan bir hasta için yapılmış en güzel yara bandı ödülü vermeye benzediğini ifade etmektedir. Mimarlık kolektiflerinin hiç de yabancı olmadıkları bu eleştiri tarzı aslında sorunların ölçeği ile kolektifler tarafından yapılan girişimlerin ölçeği arasındaki devasa farkın ortaya konmasından ibarettir. Aslında bir anlamda mimarlık kolektifleri tarafından ortaya çıkarılan ürünlerin ölçeği, etkinliği ve faydasının sorgulandığı bu eleştiriye yanıt, yazının başında da alıntılanan De Carlo’nun 1970 tarihli makalesinde verilmiştir. Makalede sıkça geçen ancak görece az irdelenen iki kavram “process planning” (süreç planlaması) ve “underclass”tır (alt sınıf veya sınıf altı). De Carlo süreç planlamasını süreçten ziyade sonuçla ve ürünle ilgilenen otoriter ve tepeden inme planlama yaklaşımının zıttı olarak tanımlar. Otoriter planlama, kimseye tercihlerini sormayacaktır; plana tahsis edilen kaynaklar ve bu kaynaklarla yapılacak faaliyetler zaten belirlenmiştir. Bu tür planlama yaklaşımlarının mağduru kaçınılmaz olarak yoksullar, “underclass” olarak tanımlanan kesimlerdir. Zira varlıklı kesimlerin talep ettiği standartlar zaten bellidir ve değişmez; ancak yoksullar için sadece kaynakların izin verdiği ölçüde asgari imkanlar sağlanabilir. Buna karşın süreç planlaması tercihlere göre değişime tabi olacağından kısıtları sorgular ve tercihleri önplana alır. Bu planlama yaklaşımı ise sürecin baş aktörünün mimar değil kullanıcı, kullanıcı grupları, sıradan insanlar ve halk olmasını; mimarinin de mimara ait değil kamusal/toplumsal (public) olmasını sağlayacaktır. Bu anlamda mimarlık kolektiflerinin başlıca özelliği aslında ürüne değil sürece odaklı olmalarıdır. Kolektiflerin dayanışma anlayışı ile ilişki kurdukları taraflar yalnızca toplum kesimleri değil, yürütülen faaliyetlerin herhangi bir aşamasında temas edilen tüm kesimler, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, yerel veya merkezi idareler, politik unsurlar ve aynı zamanda sermaye gruplarıdır. Kolektifler, sahada, yerinde bazı şeylerin, kararların, uygulamaların demokratik ve katılımcı bir anlayışla değiştirilebileceğini gösteren, mekansal amaçlar için politik ve ticari güçlere direnen, meslek uygulamasını aktivizm ile birleştirerek para, insan ve mekan ilişkilerinin sorgulanmasını sağlayan yapılardır.

Phineas Harper “Poverty should never be an Instagram filter” (Fakirlik hiçbir zaman bir instagram filtresi olmamalı) başlıklı yazısında, Selgas Cano mimarlık ofisi (Jose Selgaz, Lucia Cano) tarafından Kenya’da yardım amaçlı yapılan bir okul projesine ağır eleştiriler yöneltmektedir (Harper, 2017). Proje kapsamında, Louisiana Modern Sanatlar Müzesi’nde Afrika konulu bir sergi için kurulan Louisiana Hamlet Pavyonu, Afrika’da nüfusu bir milyonu bulan en büyük kentsel enformel yerleşim alanı olarak bilinen Kenya, Nairobi, Kibera’ya nakledilmiş ve 600 öğrenci için bir okul haline getirilmiştir. Tanınmış fotoğraf sanatçısı Iwan Baan tarafından çekilen fotoğraflar üzerinden yönelttiği eleştirilerde, Harper insani yardım girişimlerinin bir yandan post- koloniyel denge bozuklukları ile mücadele etmeyi amaçlarken bir yandan da bu durumdan fayda sağladıklarını, hayırsever toplulukların birikimlerini, çokuluslu şirketlerin sosyal sorumluluk bütçelerini, genç öğrencilerin ve mimarların boş zamanlarını kaynak olarak kullanarak zengin beyaz tasarımcıların fakir siyah toplumlara lütufta bulunduğu algısını yarattıklarını ortaya koymaktadır.Harper’a göre ortaya çıkan yapı, başarılı bir okul değildir; ses ve ısı yalıtımı yoktur, şeffaf çatısının temizlenmesi imkansızdır ve tamamlandıktan kısa bir süre sonra işlevsiz hale gelmiştir; elektrik kabloları rastgele çekilmiş ve tehlikeli durumdadır, güvenli bir ortam sağlamamaktadır ve muhtemelen ne İngiliz ne İspanya ne de Kenya bina yönetmeliklerine uygun değildir. Bu tür uygulamalar birkaç güzel fotoğraf üzerinden değerlendirilmekte, ciddi bir incelemeye tabi tutulmamakta, başarılı bulanlar da bulmayanlar da samimi davranmamaktadır. Harper tarafından yapılan eleştiride, Selgas Cano mimarlık ofisinin karşılıksız hizmet temelinde yaptığı faaliyet hem ürün hem de algılanış biçimi veya girişimin niyeti anlamında sorgulanmaktadır. Bununla birlikte insani mimarlık alanında çalışan ve karşılıksız hizmet veren ofisler de dahil edilerek, kolektif ve toplum odaklı mimarlık anlayışını benimsemiş grupların -münferit bazı örnekler istisna olmak üzere- neredeyse kategorik olarak politik ve ekonomik gücün istek ve yönlendirmelerine karşıt bir alanda yer almak durumunda kaldığını görmek gerekir. Bu anlamda yoksul ve yetersiz hizmet alan kesimler için yapılan çalışmalarla bireysel bir algı oluşturmak hedeflendiğine ilişkin eleştirilerin de samimiyeti sorgulanmaya açıktır.

Sonuç

Kentlerin küresel ölçekte uğradığı hızlı büyüme ve değişimlerin takip edilemeyen bir hızda arttığı, kitlesel göçler ve sermaye hareketleri ile kar ve ticari fayda eksenli büyük ölçekli projelerin kentleri şekillendiren başlıca unsurlar haline geldiği bir ortamda, fiziksel mekan üretiminin mesleki boyutunda kilit rol oynaması beklenen mimar ve plancıların ana akım mimarlık faaliyetleri içinde yer almak yerine biraraya gelerek kolektif örgütlenme yapılarıyla dezavantajlı kesimlere, yoksullara, dışlanan ve yerinden edilen kesimlere fayda sağlamayı öncelik olarak görmesi, yürüttükleri faaliyetlerin ve sonuçlarının değerlendirilmesi bir kenara bırakılarak, yalnızca bu mesleki yönelim tercihi açısından bile şüphesiz takdirle karşılanması beklenen bir durumdur. Bununla birlikte bu mesleki yönelim tercihini benimseyen kolektifler, yaptıkları işlerde ve yaklaşımlarında kaçınılmaz olarak kendilerini siyasal iktidar ve ekonomik güç sahibi egemen kesimlerin karşısında eleştirel ve karşıt bir konumda bulmaktadırlar. Gülsuyu-Gülensu mahallelerinde, çoğunluğunu İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden yüksek lisans öğrencilerinin oluşturduğu bir grup mimar ve şehir plancısı tarafından kentsel dönüşüm sürecinde yapılan çalışmalar hakkında Emrah Altınok’tan alıntılanan aşağıdaki metin bu yaklaşımı özetlemektedir (Altınok, 2019):

Onunla birlikte çalışmak mı, onunla birlikte aynı yola baş koymak mı? Bence mesele onunla aynı dertlere sahip olmak. Bizi ortaklaştıran şey o yüzden kent muhalefeti. Beni Gülsuyu’na çeken şey aynı dertten muzdarip olmamız. Kent muhalefetini önemsiyor olmamız.

Mimarlık kolektifleri ve bu gruplara katılan bireyler bir yandan meydana getirilen ürünlerin ölçeği ve önemsizliği nedeniyle; öte yandan yoksul, dezavantajlı ve dışlanan kesimlerle kurdukları ilişki biçimleriyle insani durumlardan fayda sağladıkları gerekçesiyle eleştirilere maruz kalırken, zaman zaman politik ve ticari güç odaklarının hışmına uğrayarak ağır bedeller ödemek zorunda kalabilmektedir. Belirgin olarak görülebilecek olan durum ise; mimarlık mesleğinin dayanışmacı, kolektif ve katılımcı esaslar temelinde icrasının giderek daha fazla takdir gördüğü ve ödüllendirildiği bununla birlikte de bu tutuma yönelik olarak artan yaptırım ve eleştirileri de karşılayacak ve açıklayacak yeni paradigmalara, doktrine ve mevzuata ihtiyaç bulunduğu gerçeğidir.


Kaynaklar:

Altınok, E., Logie, S., Sarıyüz, E., Yıldız, E., Oda Projesi, “Projenin Ardından”, Kültürel Aracılar 2019- 2009, SALT, İstanbul, 2019: [https://saltonline.org/media/files/kulturel_aracilar_2019-2009_scrd.pdf]
Donat-Cattin, N., Collective Processes: Counterpractices in European Architecture, Birkhäuser, Berlin, Boston, 2021.
Jones, P.B., Petrescu, D., Till, J., Architecture and Participation, Routledge, New York, 2005.
Harper ,P., “Poverty should never be an Instagram filter”, Dezeen, 26.01.2017: [https://www.dezeen.com/2017/01/26/phineas-harper-opinion-slum-porn-poverty-not-instagram-filter-selgascano-school-iwan-baan/].
McGuirk, J., “Activist architects”, justinmcguirk.com, 2014: [http://justinmcguirk.com/activist-architects].
Murphy, M., “The Poverty of Starchitecture”, Design Observer, 2011: [https://designobserver.com/feature/the-poverty-of-starchitecture/26358] Son erişim: 09.10.2022.
Newel, C., “75. Predicting the Pritzker Prize Part I”, Notes on Becoming a Famous Architect, 29.03.2011:[http://famousarchitect.blogspot.com/2011/03/75-predicting-pritzker.html?utm_medium=website&utm_source=archdaily.com] Son erişim: 09.10.2022.
Newel, C, “Dear Martha: An Open Letter to the Pritzker Prize Committee”, ArchDaily, 22.01.2015: [https://www.archdaily.com/590620/dear-martha-an-open-letter-to-the-pritzker-prize-committee] Son erişim: 09.10.2022.
Omacan, S., “Önsöz”, Dayanışma Mimarlığı, TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi, İstanbul, 2017, s. 7-14.
Omacan, S., “Dayanışma Mimarlığı”, XXI, Mart 2017. Önal, K., “Altmış yılda aldığımız yol/1 (1950’lerden 1980’lere)”, Mimarist, 3/2014.
Scharmen, F., “But is it Architecture?”, The Architect’s Newspaper, 16.12.2015: [https://www.archpaper.com/2015/12/but-is-it-architecture/] Son erişim: 25.10.2022.
Stavrides, S., “Common Space as Threshold Space: Urban Commoning in Struggles to Re-appropriate Public Space” Footprint, sayı 16, 2015, Commoning as Differentiated Publicness, s. 9-20.
Ünalın, Ç. “Toplumcu Mimarlar Fikir Kulübü ve Demirtaş Ceyhun”, Mimarlık, sayı 360, 2011. Wainwright, O., “The Competition: a documentary that exposes how ‘starchitects’ really work”, The Guardian, 2014: [https://www.theguardian.com/artanddesign/architecture-design-blog/2014/may/08/the-competition-film-shows-how-starchitects-really-work] Son erişim: 09.10.2022.
Wilmes, A.R., Altruism by Design How to Effect Social Change as an Architect, Routledge, New York, 2015.
Wood, H., “Spatial Activism: Profiling a New Wave of European Architecture Collectives and Their Spatial Manifestos”, Archinect, 2017: [https://archinect.com/features/article/149989510/spatial-activism-profiling-a-new-wave-of-european-architecture-collectives-and-their-spatial-manifestos] Son erişim: 09.10.2022.

Notlar:
1 Bu yazı Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Mimari Tasarım Programında Doç. Dr. M. Tolga Akbulut danışmanlığında yürütülen ve M. Gökhan Berk tarafından hazırlanan “Dayanışma Mimarlığı” başlıklı doktora tezi içeriğinden üretilmiştir.
2 “Giancarlo de Carlo, ‘Architecture’s Public’, 1970 makalesi ilk olarak 1969’da Liege’de Ekim ayında düzenlenen uluslararası bir konferansta sunuldu. Daha sonra 1970’de Parametro dergisinde (sayı 5), Mart 1970’de Environment dergisinde (sayı 3), ek bölüm olarak Giancarlo de Carlo adlı kitapta (Benedict Zucchi, Butterworth Architecture, 1992) ve bölüm olarak Architecture and Participation adlı kitapta (yay. Peter Blundell Jones, Doina Petrescu, Jeremy Till, Spon Press, Oxon, 2005) yayımlandı. 1980’de ise “An Architecture of Participation” başlığı ile Perspecta dergisinde (cilt.17, s. 74-79) yayınlandı.” Bkz.: Pelin Tan, “Giancarlo de Carlo ve Eleştirel Katılımcılık”, Adhocracy, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2012, s. 71-79.
“Rebelarchiteture” (İsyan Mimarlığı) belgeseli, Al Jazeera, 2014: [https://www.youtube.com/watch?v=674N2SnaAfs].
TMMOB Mimarlar Odası 2022/XVIII Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri sonuçları için bkz.: [https://www. mimarizm.com/yarismalar/oduller/2022-xviii-ulusal-mimarlik-sergisi-ve-odulleri-nde-buyuk-oduller-ve-odul-adaylari-aciklandi_133531].
5 Senem Doyduk, Sinan Logie, Eray Çaylı, “Zincirleme Reaksiyonlar”, XXI, 2015-2020 : [https://xxi.com.tr/etiketler/zincirleme-reaksiyonlar].


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Arredamento MimarlıkArredamento Mimarlık

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Dayanışma Mimarlığı

Mimarlık Mesleğinin Dönüşümü ve Mimarlık Kolektiflerine Bakış

23 May 2023

Assemble Mimarlık Kolektifi, “Granby Four Streets”, “Wie wir bauen” sergisi, Architekturzentrum Wien, Viyana, 2017 (Fotoğraf: Lorenz Seidler / CC BY-NC-SA 2.0).

YAZARLAR

Arredamento Mimarlık

Mimarlığın disiplinlerarası yapısının sağladığı olanakla sanat ve kültür alanlarına da hitap edebilen Arredamento Mimarlık, iki haftada bir salı günü yayımda.

İLGİLİ OKUMALAR