Demokrasi İçin Yurttaşlar hareketi: ‘Artık değişimin kendisi olmamız gerekiyor’

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye’de son dönemde demokrasiye yönelik kaygıların arttığı bir atmosferde ortaya çıkan Demokrasi İçin Yurttaşlar hareketi, yurttaşların siyasette daha aktif bir rol alması gerektiği fikriyle yola çıktı. Hareket, özellikle son dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin yarattığı belirsizlik ve güvensizlik ortamında, tabandan başlayan yeni bir örgütlenme ihtiyacına dikkat çekiyor.
Kendisini bir yurttaş örgütlenmesi olarak tanımlayan hareket, çıkış noktalarının “umutsuzluk değil, ortak bir zeminde buluşma ihtiyacı” olduğunu söylüyor.
- 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlayan süreç; 21 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyum atanması ve 24 Mayıs’ta CHP Genel Merkezi’ne polislerin girip partililere müdahale edilmesiyle devam etti. Bu gelişmeler, Türkiye’de demokratik siyasetin alanına ilişkin kaygıları daha da artırdı.
Bu atmosferde ortaya çıkan Demokrasi İçin Yurttaşlar hareketinin kurucusu Altuğ Öztürk, hareketin yalnızca güncel siyasi gelişmelere tepki olarak değil, daha uzun vadeli bir yurttaş örgütlenmesi ihtiyacından doğduğunu söylüyor.
‘Birileri için ışık yok gibi görünüyor olabilir ama biz böyle düşünmüyoruz’
Aposto’ya konuşan Öztürk’e göre Türkiye, “demokrasinin ağır bir tahribata uğradığı” bir dönemden geçiyor; "Korku, endişe, kaygı, belirsizlik ve güvencesizlik gündelik hayatımızın parçası" diye de ekliyor.
Ancak hareketin çıkış noktasının umutsuzluk olmadığını vurguluyor:
“Birileri için ışık yok gibi görünüyor olabilir ama biz böyle düşünmüyoruz. Orta vadede sürdürülebilir bir örgütlüğe büyük bir ihtiyaç olduğunu gördük. Meydanlar, toplanan yüz binlerce insan da ortada.”
Öztürk, hareketin CHP seçmeni bir grup yurttaşın biraraya gelmesiyle şekillendiğini anlatıyor. Tartışmaların merkezinde “siyasetin içinde daha güçlü var olma” fikri var:
“Siyasi alandan çekilmek bir yana, oy verdiğimiz partide, CHP’de, siyasetin içinde, dışarıdan eleştirmek yerine daha güçlü şekilde var olmamız gerektiğine karar verdik. Ya siyasetin izleyicisi olmaya devam edecektik ya da kendi temsilcilerimizi seçebilmek için bir taban ağı kurup örgütlenecektik. İkincisini seçtik.”
Hareketin ilham kaynakları arasında farklı ülkelerdeki parti içi taban hareketleri de bulunuyor:
“Dünyadaki örnekler bize kitle partilerinin içinde benzeri yapıların başarıyla işlediğini gösterdi. İngiltere’de İşçi Partisi’nin içinde siyaset yürüten fakat statükocu siyasete karşı kendi temsilcilerini seçmek için biraraya gelmiş Momentum taban ağı bir örnek. Amerika’da Demokrat Parti’nin içinde Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri ve nice örnekler var. İspanya’da Podemos da bir taban ağı olarak kuruldu.”
Öztürk: ‘Oy ver, sandık görevi yap' dönemi bitmeli
Öztürk, “Bir günde çözüm yok” diyerek değişimin kısa vadeli değil, uzun soluklu örgütlenmelerle mümkün olduğunu belirtiyor. Hedefleri ise CHP içinde mahalleden başlayan bir örgütlenme modeli kurmak:
“Olabildiğince 2023 sonrası üyelerle ya da üye olmamış seçmenlerle ilerledik ve kendilerini siyasette özneleşmeye, öne çıkmaya davet ettik. 'Oy ver, sandık görevi yap, siyasi sistemden çekil' dönemi bitmeli dedik.
Butlan kararına kadar, Cumhuriyet Halk Partisi’nde örgütlenmeye devam ettik, şimdi şayet yeni bir parti kurmak zorunda kalırsak demokratlar olarak, yeni bir partide aynı şekilde ilerleyeceğiz.”
Öztürk’e göre temel sorun, yurttaşın siyasette özne olmaktan uzaklaştırılması:
“Sesimizi çok uzun yıllardır siyasetçilere duyuramıyoruz. 3 kuşaktır babadan oğula devredilen koltuklar, 5-6 dönemlik vekiller, hâlâ koltuğunu bırakmak istemeyen siyasetçiler… Gezi’nin dönüştürücü kapasitelerini görmüş olmamıza rağmen, en ufak bir değişim olmadı siyasi partilerde uzun yıllar.
Biz tıpış tıpış oy vermesi gereken ama fikirleri önemsiz yığınlar olarak görülüyoruz. Artık değişimin kendisi olmamız gerekiyor, pes etmeyeceğiz. Tribünlerden sahaya inmek, siyasetin izleyicisi değil, aktörü olmak istiyoruz.”
‘Birlikte hayatı konuşabilen yurttaşlarla yol yürümek istiyoruz’
Sosyal demokrat, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi bir yurttaş zeminde kurulan hareket, kendisini “sivil siyaset” alanında konumlandırıyor, zira siyasetçi imajı aşınmış hâlde:
“Siyasetçi denince, yurttaşların gözünün önünde az çok bir profil beliriyordur: Güvenilmez, ihtiraslı, bencil, fazlasıyla zengin ya da siyaset aracılığıyla zenginleşmiş, büyük oranda orta yaşın üzerinde erkekler… Bu tablodan herkes gibi bizler de bıktık. Bu kurumsal siyasetse biz bu değiliz.
Karşısında sivil siyaset var, bu siyasi kültüre itirazımız var. Birlikte hayatı konuşabilen, forumlar düzenleyen, birlikte eylemde buluşabilen, birbirinden öğrenen, siyasetçiler gibi ihtirastan gözü dönmemiş yurttaşlarla yol yürümek istiyoruz.”
Öztürk, farklı meslek gruplarından katılımın hareket için “zorunlu bir ihtiyaç” olduğunu söylüyor. Hareket içinde de psikologlardan grafik tasarımcılara, pazarlamacılardan sağlık ve gıda alanında çalışanlara kadar geniş bir katılımcı kitlesi bulunuyor:
“Bu insanlar gerçekten topluluğumuza sayısız katkı veriyorlar farklı alanlarda. Tüm dostlarımızın çeşitli birikimlerinden yararlanacağız ama önce biraz daha örgütlenme, siyaset kitlesellik istiyor; her geçen gün örgütlenmemiz oturuyor."
‘Beyaz yakalılar siyasetçilerin kendilerini temsil etmediğini düşünüyor’
Öztürk, beyaz yakalıların katılımında en önemli motivasyonun demokratik gerilemeye karşı katkı sunma isteği olduğunu belirtiyor:
“Bir tuğla da ben koyayım, bir ucundan da ben tutayım' düşüncesi var. CHP’ye yönelik müdahaleler bu isteği daha da körükledi.”
Bir diğer unsur ise temsiliyet krizi:
“Beyaz yakalı yurttaşlar da geleneksel siyasetçilerin kendilerini temsil etmediğini düşünüyorlar. Hiçbir özdeşleşme yaşayamadıkları insanlara yıllardır oy veriyorlar ve karşılığında başarısızlıktan başka bir şey yok. Değerleriyle örtüşen, donanımlı insanları kürsüde görmek istiyorlar.”
Katılımcıların hem zaman hem de görünürlük açısından sınırlılıklarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Öztürk, siyasetin mevcut işleyişinin çalışan kesimleri yapısal olarak dışladığını söylüyor. Hareket ise bu nedenle süreci daha küçük zaman dilimlerine yayıyor ve dijital imkanları kullanıyor:
“Yurttaşlar, ağır şartlarda, sömürü koşullarında uzun saatler çalışıyor. Siyasi partilerdeki pek çok faaliyet ise gündüz saatlerinde, çoğu zaman da yüz yüze yürütülüyor. Bu durum zaten yapısal bir dışlama örneği. Çalışanlar, siyasete talip olmasınlar, ülkenin geleceğinde söz sahibi olmasınlar demek. Biz yurttaşın iş çıkışındaki iki saatini verimli kullanmaya çalışıyoruz. Yarım saati olanın yarım saatini istiyoruz.”
‘Demokrasi kendiliğinden var olmuyor’
Hareketin katılımcılarından 37 yaşındaki bir endüstri mühendisi, 15 yıldır beyaz yakalı olarak çalıştığını belirterek demokratik mücadelenin kendisi için anlamını şöyle anlatıyor:
“Örgütlü azınlıklar örgütsüz yığınları yönetir. Demokrasi, özgürlükler kendiliğinden var olan yapılar değil. Sürekli ve aktif mücadele ile ayakta kalabiliyor. Kaybedildiğinde geri almak için çok daha çetin mücadele gerekecek. İş bu noktaya gelmesin diye şimdi elimizden geleni yapmak zorundayız.”
Hareket içinde yer alan 30 yıldır sektörde çalışan 52 yaşındaki bir insan kaynakları danışmanı ise siyasetteki temsil ve adalet tartışmasını iş hayatıyla benzer bir yerden okuyor:
“İşyerinde adalet nasıl inşa ediliyorsa siyasette de öyle inşa edilir; yukarıdan değil, içeriden. Temiz siyaset istiyorum. Hesap sorulabilir bir temsil istiyorum.”
46 yaşındaki bir finans uzmanı da hareketin kendisi için anlamını, demokrasi anlayışındaki dönüşüm üzerinden açıklıyor:
“Yaklaşık 25 yıldır oy kullanıyorum. Uzun süre demokrasinin yalnızca oy vermekten ve seçimlerde sandık görevi almaktan ibaret olduğunu düşündüm. Zamanla bunların yetmediğini fark ettim. Demokrasi İçin Yurttaşlar, bizi bizim gibi insanlarla biraraya getiriyor, mahallelerde ve ilçelerde buluşup konuşmamızı ve örgütlenmemizi sağlıyor.”

Demokrasi İçin Yurttaşlar Hareketi
‘50 kişi yan yana gelse mahallede değişim başlar’
Öztürk, bugüne kadar yürüttükleri en temel çalışmanın “örgütlenmenin kendisini bir eylem biçimi olarak yeniden kurmak” olduğunu söylüyor. Hareketin odağında, büyük siyasi dönüşümlerden önce yerel ve parti içi temsiliyet alanlarının güçlendirilmesi yer alıyor:
“Türkiye’yi kurtarmadan önce, oy verdiğimiz partide, ilçede, mahallede siyasi temsilimizi geri kazanmalıyız. En büyük metropollerdeki ilçelerde bir mahallenin tüm delegasyon yapısı sadece 200 kişiyle değişiyor. 50 yurttaş yan yana gelse mahalledeki değişimi başlatmış olur. Herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz. Önce o küçük adım atılacak, sonra daha fazlasını isteyeceğiz.”
Öztürk, hareketin dijital kampanyalarıyla binlerce kişinin CHP’ye üye olduğunu, bazı katılımcıların ise ilçe düzeyinde görevler üstlendiğini belirtiyor. En önemli kazanım ise yurttaşlar arasında kurulan yatay temas:
“Görüştüğümüz neredeyse hiçbir yurttaştan olumsuz bir yanıt almadık. Kimi daha aktif katılıyor, kimi doğru zamanı bekliyor ama örgütlenme halkası sürekli genişliyor. Hızlı kitleselleşmek yerine yavaş ve adım adım büyümeyi tercih ettik. Yakında ‘yeni siyaset’ forumlarımız başlayacak. Sensiz bir kişi eksiğiz diyoruz.”
'Bir kesişim alanı inşa edilmeli'
Öztürk, siyasal alanı “kesişim alanı” olarak yeniden kurmak gerektiğini vurguluyor:
“Bir kesişim alanı inşa etmeliyiz. Kitlesel şekilde örgütlenmeli, sivil toplumun ilerici değerleriyle, onarıcı bakım etiğiyle cemiyetleşmeli ve akademinin analitik bakışından da yararlanmalıyız.”
Bu yaklaşımın merkezinde farklı alanların birikimlerini biraraya getirmek olduğunu belirterek yurttaşları sürece davet ediyor:
“Bu yüzden sivil toplumdaki dostlarımızın bize, bizim onlara çok ihtiyacımız var. Gelin birlikte siyaseti dönüştürelim. Bizi yalnız bırakmayın. Dayanışma yaşatır.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




