Deprem Bize Ekolojik Açıdan Ne Gösterdi?

6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkım, doğal kaynaklardaki tasarruf dönüşümünün ve buna paralel olarak yapılaşma biçimleri ve yapay alanların çoğalma eğilimlerinin yarattığı yapısal, sosyoekonomik ve ekolojik tahribatı -maalesef ki- çok acı bir şekilde gözler önüne serdi.
Deprem Bize Ekolojik Açıdan Ne Gösterdi?

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Yazı: Melek Mutioğlu Özkesen, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi  


6 Şubat depreminin üzerinden neredeyse bir buçuk ay geçti ve depremin ardından barınmaya ilişkin sorunlar hâlâ tümüyle çözülebilmiş görünmüyor. Bir yanıyla çadır tedariğinde gecikmeler yaşanırken, diğer yandan mevcut çadırlar da sağanak yağış ve oluşan sel baskınları nedeniyle oldukça hasar görmüş durumda. Mevcut durumda birçok açıdan çözülemeyen barınma sorununa ilişkin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir yıl içerisinde yeni konutların inşaasının tamamlanacağı vaadini verdi. Bunun hemen ardından da 24 Şubat 2023 tarihli OHAL Kararnamesi ile 4342 sayılı Mera Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu'nun ek 16'ncı maddesinde belirtilen alanların vasfının değiştirilmesine ve bu yerlerin Hazine adına tescil edilerek, yerleşme ve yapılaşma projeleri için tahsis edilmesine olanak tanındı.

Düzenlemeye göre, “Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) yeni yerleşim yerlerinin tespitine ilişkin görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla”, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkili merci olacak ve Bakanlıkça onaylanan plan ve parselasyon planlarında, “İmar Kanunu’nun plan ve parselasyon ile ilgili işlemlerindeki askı, ilan, itirazlara ilişkin hükümleri uygulanmayacak.” Daha açıkça ortaya koymak gerekirse, ormanlar ve meralar iskana ve imara açılacak ve bu alanların tahsis edildiği projeler için – örneğin konut projeleri – imar planı şartı aranmayacaktı. Tabii bu düzenleme birçok bilim insanı ve sivil toplum kuruluşu tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Kararın yaratacağı ekolojik sorunlara ve imar planı olmadan yapılacak herhangi bir yerleşme planının yaratacağı problemlere dikkat çekildi.

Bununla birlikte, ormanların ve meraların yapay alanlar olarak niteleyebileceğimiz konut projeleri ya da diğer kentleşme projelerine tahsisi yeni bir gelişme değildir. 2000’li yıllar boyunca tarım arazilerinin, ormanların, meraların, yaylaların ve otlakların kullanım amacı değiştirilerek, özelleştirilerek ya da farklı mekanizmalarla ticarileştirilerek alt yapı ve üst yapı projelerine, turizm, hizmet, inşaat, enerji, madencilik gibi çeşitli sektörlerin yatırımlarına tahsisi mümkün hâle getirilmiştir. Örneğin tarım arazilerinin doğal afet durumunda gerekli görüldüğü hâllerde amaç dışı kullanımına ilişkin koşullar 2005 yılında Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu bağlamında çoktan belirlenmiştir. Benzer şekilde meraların amaç dışı kullanımı ve vasfının doğal afet koşullarında değiştirebileceğine dair düzenleme de 2004 yılında 5178 Sayılı Kanunla uygulamaya konmuştur. Dolayısıyla deprem bölgesindeki ormanlar, meralar ve tarım arazilerine ilişkin düzenlemeler uzun yıllardır toprak tasarruflarında meydana gelen dönüşümün devamı olarak görülebilir.

Kaynak: Avrupa Çevre Ajansı


Avrupa Çevre Ajansı’nın 2019 verilerine göre Türkiye konutlandırma, hizmet ve rekreasyon alanları, sanayi ve ticari bölgeleri, ulaşım ve alt yapı çalışmaları, madenler, taşocakları, atık alanları ve inşaat sektörü/betonlaşma gibi dinamikleri içine alan “kentleşme ve yapay alanları çoğaltma” indeksinde, yıllık %1,3 artışla, Avrupa ülkeleri arasında İspanya’dan (%1,5) sonra ikinci sıradadır. Tabloda da görülebileceği gibi, 2006 yılından bu yana Türkiye’de yüzölçümü olarak bakıldığında artış gösteren alanlar yapay alanlar ve su kaynaklarıdır. Buna karşılık ekilebilir arazilerin, meraların ve yaylaların, ormanların, otlakların ve fundalıkların zaman içinde artan oranlarla azaldığını söylemek mümkün. Bu gelişmede ve de özellikle tarım arazilerinin 2006 sonrası azalmasında 2005 yılında yürürlüğe konan Toprak Koruma Kanunu’nun büyük etkisi oldu.

Toprak Koruma Kanunu ile, önceleri sadece savunma, doğal afet, yerleşim yeri gibi sebeplerle esnetilen amaç dışı kullanım koşulları, altyapı, üstyapı faaliyetleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı gibi faaliyetleri de içine alacak şekilde genişletildi. Dolayısıyla tarım arazilerindeki tasarruf dönüşümünün ve özellikle betonlaşmanın 2005 sonrası daha da yoğunlaşması bu anlamda bir tesadüf değildi. Aynı rapora göre, 2006-2012 yılları arasında tarım arazilerinin tarım dışı tasarruf alanlarına bakıldığında su kaynaklarının yüzde 32, inşaat projelerinin yüzde 21, kentleşme projelerinin yüzde 17 oranında olduğu görülüyor. Öte yandan, rapora göre, ormanlar da 2012 sonrasında çarpıcı bir oranla azalıyor; bu da 2012 yılında yürürlüğe giren 2/B kanunuyla ilişkilendirilebilir.

2/B kanunu ile orman rejimi dışına çıkarılan araziler turizm, maden, alt yapı gibi çeşitli sektörlerin yatırımcılarına açık hâle geldi; bu arazilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, TOKİ’ye, ilgili büyükşehir belediyelerine tahsis edilmesinin önü açıldı. 2008 yılında çıkarılan 5761 sayılı Kanun ve 2014 yılında çıkarılan 6552 sayılı Kanun da orman arazilerinin turizm yatırımlarına tahsisini mümkün hâle getiren düzenlemeler olarak bu tabloyu etkiledi. Benzer şekilde, meralar 2004 yılı itibariyle köylere yönelik ihtiyaçlar, olağanüstü durumlar ya da ülke güvenliği ya da doğal afet bölgelerinde yerleşim yerleri gibi uygulamalar için vasfı değiştirilebilir ve tahsis edilebilir durumdayken, 2014, 2017 ve 2018 tarihlerinde çıkarılan çeşitli kanunlar ile bu tahsis koşulları genişletildi. Bu kanunlarla meraların kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olan uygulamalar, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, organize sanayi bölgeleri gibi çeşitli projelere tahsisi mümkün hâle getirildi. Dolayısıyla ormanlar, meralar, tarım arazileri gibi kaynakların tasarrufuna ilişkin dönüşümler tüm 2000’li yılları kapsayacak şekilde oldukça uzun erimli bir sürecin neticesidir.

Maraş’ta fay hattının geçtiği yerlerde ikiye bölünen tarlalar


Deprem bölgesinde meralar, otlaklar, fundalıklar ve tarım arazileri bölge ekonomisinin en temel üretim ve geçim kaynakları arasındadır. Ülkemizdeki toplam hayvansal ve bitkisel üretim değerinin yaklaşık beşte biri depremden etkilenen bölgelerden karşılanıyor. Dolayısıyla bu coğrafyada tarım arazilerinin, ormanların, meraların ve otlakların tasarrufundaki dönüşüm hem ekolojik olarak hem de sosyoekonomik açıdan oldukça kritik nitelik taşımaktadır. Buna karşılık ülke genelinde olduğu gibi deprem bölgesinde de 2005 yılından bu yana işlenen tarım alanı azalırken, buna karşılık yapı ruhsatı verilen ve yapı kullanım izin belgesi verilen alanlar ise giderek arttı. Rakamlar durumun ciddiyetini çok net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2005 yılından 2021 yılına kadar geçen sürede toplam işlenen tarım alanı (hektar cinsinden) Adıyaman’da yüzde 29, Gaziantep’te yüzde 40, Hatay’da yüzde 37, Malatya’da yüzde 40, Kahramanmaraş’ta ile yüzde 21 azalmış görünmektedir. Aynı zaman dilimi içerisinde bu şehirlerde verilen yapı ruhsatına göre yüzölçüm miktarı ise Malatya’da yüzde 93, Gaziantep’te yüzde 214, Hatay’da yüzde 70, Malatya’da yüzde 48, Kahramanmaraş’ta yüzde 70 oranında artmıştır. İmar aflarının bu tabloya etkisini daha net görmek istediğimizde ise yapı kullanma izin belgesine göre yüzölçümüne bakmak daha gerçekçi bir tablo sunar çünkü iskan hakkını da içine alan bir göstergedir. TÜİK verilerine göre aynı zaman dilimi içerisinde verilen yapı kullanma izin belgesine göre yüzölçümü Adıyaman’da yüzde 640, Gaziantep’te yüzde 965, Hatay’da yüzde 472, Malatya’da yüzde 466, Kahramanmaraş’ta ise yüzde 297 oranında artmıştır.         

Kaynaklar: TÜİK


Sonuç olarak, deprem bölgesinde yapay alanların ve yapıların rakamlarındaki artışın astronomik seviyelere ulaştığını söylemek mümkün. İmar afları da dahil olmak üzere yapılaşmayı teşvik eden ve doğal toprak kaynaklarının tarım-dışı sektörlerin yatırımlarına tahsisini mümkün kılan düzenlemelerin bu astronomik artışı teşvik ettiği de çok açık. 6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkım, doğal kaynaklardaki tasarruf dönüşümünün ve buna paralel olarak yapılaşma biçimleri ve yapay alanların çoğalma eğilimlerinin yarattığı yapısal, sosyoekonomik ve ekolojik tahribatı -maalesef ki- çok acı bir şekilde gözler önüne serdi. Bu bağlamda, 24 Şubat’ta çıkarılan OHAL Kararnamesi yeni bir düzenleme niteliği taşımasa da, depremin görünür hâle getirdiği bu tahribatı devam ettirme endişesi yaratıyor.

Bilim insanlarının yaptığı açıklamalara göre bu endişenin iki temel kaynağı var. Birincisi, yapılacak yeni yerleşim alanları için imar planlarının göz ardı edilmesi hem yapıların güvenliğini ve sağlamlığını hem de çevresel ve kültürel dokuların güvenliğini tehdit ediyor. İkincisi, geçtiğimiz hafta bölgede yaşanan sel baskınlarının ve kuraklık verilerinin de ortaya koyduğu gibi, ekolojik kaynaklara ilişkin bu tarz tasarruflar artık eskisinden çok daha fazla dikkat gerektiriyor. Çünkü erozyon, sel, kuraklık gibi doğal afetler ve sorunlara karşı direncin en önemli kaynağı olan ormanlar ve diğer biyoçeşitlilik alanları zaten hatırı sayılır oranda azaldı. Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde orman ve meraların OHAL Kararnamesi’nin öngördüğü biçimde yapılaşmaya açılma kararı, her boyutuyla deneyimlediğimiz iklim krizi ve yapay alanlardaki çoğalmayı da göz önüne alacak şekilde bilimsel bir yaklaşımla ve danışmanlıkla yeniden ele alınmalı ve buna bağlı olarak yeni çözümler üretilmelidir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Toprak, Bina, Mücadele

Şehirlerin direnci nasıl azaldı? Radikal toplumsal hareketler mümkün mü?

19 Mar 2023

1985 Meksika depreminde hayatını kaybedenleri ve arama kurtarma ekiplerini onurlandıran anıt. Wikimedia Commons.

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk