Derinleşen yoksulluk, kiralık akrabalar ve Kongo'da kobalt

Derinleşen yoksulluk, kiralık akrabalar ve Kongo'da kobalt

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Derinleşen Yoksulluk 

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), "Ekonomik Krizin Kıskacında İstanbul'da Geçim Ve Dayanışma" başlıklı raporunu yayımladı. İPA, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren bir araştırma ve düşünce kuruluşu. Raporu Şehide Zehra Keleş Yüksel yayıma hazırlamış. Araştırma 11 ilçede yürütülmüş oldukça kapsamlı bir saha araştırmasına (anketler, yüz yüze mülakatlar ve odak görüşmeleri) dayanıyor. Ayşe Buğra, Nesrin Nas, Erinç Yeldan gibi akademisyenlerin araştırma bulgularıyla ilgili değerlendirmelerine yine bu rapordan ulaşmak mümkün.

İPA'nın araştırmasının yayımlandığı günlerde gazetelerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2021 Yılı Faaliyet Raporu’yla ilgili haberlere de sıkça rastladık. Bu haberlerde ortak nokta resmî verilerin de Türkiye'de yoksulluğun derinleştiğini gösterdiği yönündeydi. Bu rakamlara göre ülkede 6 milyon civarında sosyal yardım alan hane bulunuyor ve 11 milyon 396 bin hane gıda yardımlarından yararlanıyor. İPA'nın araştırması ayrıntılı şekilde yoksullaşmanın nasıl arttığını ve yeni boyutlar kazandığını olanca açıklığıyla gözler önüne seriyor.

İPA'nın raporu

İPA raporunda bizim özellikle dikkatimizi çeken bulguları şöyle sıralayabiliriz:

  • İşsiz yoksulluğundan çalışan yoksulluğuna geçiş: Özellikle salgın döneminde işsizlikten kaynaklanan yoksulluğun tırmanışa geçtiğini görmüştük. İPA araştırması bugün artık çalışan yoksulluğunun "en sıcak yoksulluk durumu" olduğunu gösteriyor. Çalışan yoksulluğu, ücretlerin azlığı, sosyal güvencesizlik ve enflasyona bağlı olarak geçim giderlerindeki artışlar gibi unsurlarla yakından alakalı, rapordan doğrudan alıntılayalım: "Asgari ücrete yapılan %50 zam başlı başına hak kayıplarına, işten çıkartmalara veya işe alımların durmasına sebep olduğu gibi, artan yaşam maliyeti karşısında asgari ücretli çalışan olmak ne yoksulluktan ne açlıktan kurtarabiliyor." (s.107)
  • Temel gıdaya erişim krizi: Büyüyen yoksulluk temel gıdalara erişimi zorlaştırıyor ve yeni yoksunluk biçimlerine yol açıyor. "Taneyle" ve "gramla" yapılan alışverişler, pazarlardaki "akşam çıktısı" düşük kaliteli ya da çürümeye yüz tutmuş ürünlere artan ilgi, besleme konusunda çocukları arasında tercih yapmak zorunda kalan anneler araştırmanın çok çarpıcı bulguları arasında. Yine pek çok aile "en pahalı öğün kahvaltıdan" vazgeçiyor. Başka bir deyişle, yaşanan hiperenflasyon ve yoksulluk pek çok hanenin "mutfağın ötesine geçmesini" engelliyor. Tüketimde tasarruf çabaları çoğu zaman krizle baş etmekte yetersiz kalıyor ve çok sayıda hane çareyi bankalara, kredi kartlarına borçlanmakta buluyor.  
  • Yoksulluğun yükünü çeken kadınlar: Yoksul ailelerde pek çok kadın "okulda çocuğum, iş yerinde eşim aç kalmasın" diye önce kendi ihtiyaçlarını öteliyor, ilk kendinden vazgeçiyor. (s.59) Bütün bu fedakârlıklarına rağmen kadınların evde maruz kaldıkları şiddet artıyor. Muhtarlar uzaklaştırma kağıtlarının arttığını, Mor Çatı yetkilileri sığınaklara başvuran kadın sayısının çoğaldığını söylüyor. Bu konuda yoksullukla ilgili muazzam çalışmalarıyla tanıdığımız Derin Yoksulluk Ağı'nın "Kadın Yoksulluğu" başlıklı bilgi notuna da bakmanızı tavsiye ederiz.
  • "Sıkışmışlık": Özellikle kadınlar ve gençler sık sık mahalleye ve eve sıkıştıklarından şikâyet ediyor. Ayşe Buğra da rapora yazdığı  ön sözde bu durumu vurguluyor: "Temel ihtiyaçların karşılanmasında karşılaşılan zorluklarla mücadelenin insanların hayatına nasıl hâkim olduğunu, insanların nasıl başka bir şey düşünemez hâle geldiğini, küçük çocukların bile "yoksulluktan anlar" hâle geldiğini görüyoruz. Geçim zorlukları yüzünden ev dışında sosyal hayata katılamayanlar için hayatın eve sıkıştığını ve geçim gailesinin hane içi ilişkileri gerginleştirdiğini, kavgaya ve bazen şiddete yol açtığını, özellikle kadınların bundan nasıl etkilendiğini, gençlerin nasıl bunaldığını görüyoruz. Eğitimde olan gençlerin aileye yardım etmedikleri için kendilerini suçlu hissettiklerini, eğitimlerini sürdürmek için çaba harcayarak veya okulu bırakmayı seçerek bir şekilde çalışmaya başladıklarını görüyoruz. Gençlerin sosyalleşme imkânlarını kaybettiklerini ve 'gençliklerini yaşayamadıklarını' görüyoruz. Bunlar, içinde bulunduğumuz kriz döneminin dışında da düşünülmesi gereken sorunlar."
  • Dayanışmanın zorlaşması. Aile içi ya da mahalleliyle dayanışma yolları giderek daha zorlaşıyor. Temel neden "kimsenin kimseyi gözetecek hâlinin kalmaması." Son dönemlerde köydeki üreticilerin yaşadıkları zorluklara paralel olarak özellikle gıda tedariki yoluyla köy-şehir arasındaki yardımlaşmanın azaldığını biliyorduk. Kriz döneminde bu dayanışma biçiminin de iyiden iyiye yok olduğunu anlıyoruz. 65+ Yaşlı Hakları Derneği yetkilileri bu durumu şöyle ifade etmişler raporda: "Türkiye'de başta yaşlılar olmak üzere birçok kesimin kriz dönemlerinde kırsal kesimden gelen desteklerle ayakta kalma şansları neredeyse yok; çünkü kırsal kesim çok büyük bir erozyona uğradı ve o fırsat penceresi kapandı." (s.92) Bütün bu zorluklar da devletin sosyal politika geliştirmesine yönelik talepleri daha da acil ve görünür kılıyor. Her ne kadar toplumsal çözülme baskın bir eğilim olarak öne çıksa da yerel bazlı dayanışma çabaları da bitmiyor tabii. Bu yönde raporun dikkat çektiği örnekler arasında "askıda ekmek, ilçe anne grupları, bağış kutuları, dayanışma amaçlı mahalle WhatsApp grupları ve eczane veresiyeleri" var.

Yanımda Dur Yeter! 

Shoji Morimoto'yu artık sadece Japonya değil, bütün dünya tanıyor desek pek de abartmış olmayız. 19 Mart'ta Washington Post'ta "Yabancı Kiralama: Bu Japon adam hiçbir şey yapmayarak hayatını kazanıyor" [Rent-a-stranger: This Japanese man makes a living showing up and doing nothing] başlıklı haberden sonra Morimoto hakkında İngilizce medyada epey bir haber yayınlandı. Morimoto'yu çok konuşmayan ama yanınızda durmasıyla sizi yalnız hissettirmeyen bir arkadaş gibi düşünebilirsiniz. Morimoto'nun gerçek arkadaştan farkı, kiralanabilir olması. Seansı 85 dolar civarında. Tokyo'da genellikle hayatlarının  çalkantılı zamanlarında - hastalık, boşanma, taşınma, iş değiştirme vb. - yemekte, kahvede, alışverişte ya da yolda yürürken kendilerine eşlik etsin diye Morimoto'yu kiralıyormuş insanlar.

Morimoto

Kaynak: Michelle Ye Hee Lee/The Washington Post. 
Morimoto bir müşterisiyle alışverişte.

2018'de bir Twitter ilanıyla başladığı yeni işinde Shoji Morimoto geçen zamanda sosyal medyada sayıları yüz binleri bulan sadık bir takipçi kitlesi yaratmış. Hayatından ilham alarak yapılan TV dizileri ("Rental nanmo shinai hito"), kendisinin yazdığı romanlar da yine oldukça popülermiş. Sayıları fazla olmamakla birlikte Morimoto gibi sadece insanlara eşlik ederek hayatını kazanan başkaları da varmış.

Japonya'da yalnızlığın önemli bir sorun (ve dolayısıyla büyüyen bir sektör!) olduğunu biliyorduk epeydir aslında. Daha geçen yıl Başbakan Yoshihide Suga 71 yaşındaki Tetsushi Sakamoto'yu belki de dünyada bir ilke imza atarak "Yalnızlık Bakanı" olarak atamıştı. Bu gelişmede salgın döneminde yoğunlaşan sosyal ve ekonomik izolasyonun etkisiyle artan intihar oranları önemli rol oynadı. Yalnızlık Bakanlığı'nın birinci misyonu özellikle yaşlılar, çalışan kadınlar, kısmi-zamanlı çalışanlar ve işsizler arasında yaygın görülen psikolojik/psikiyatrik sorunlara çare bulmaktı.

Elif Batuman'ın yazısının kapak görseli

Kaynak: New Yorker 

Elif Batuman'ın Japonya'da kiralık akrabalar üzerine 2018'de yayımladığı şahane yazı bizim yalnızlığın ticarileşmesi sürecine ilk gözümüzü açan yazılar arasındaydı. Batuman çok enteresan etnografik detaylarla bezeli bu yazısında Japonya'da 1980'lerde yaşanan ekonomik büyüme sürecinde kadının iş gücüne katılımı artarken doğurganlık oranının azaldığını, boşanma oranının arttığını ve tek kişilik hane sayısının çoğaldığını anlatır. Aynı dönemde yaşam süreleri uzarken yaşlıların genel nüfus içindeki oranı da artmaktadır:

"İşte o zaman kiralık ailelerin ilk dalgası ortaya çıktı. 1989'da, kurumsal eğitimler konusunda uzmanlaşmış bir Tokyo şirketinin başkanı olan Satsuki Ōiwa, - şirket çalışanlarının çok meşgul oldukları için ebeveynlerini yeterince ziyaret edemediklerine dair endişelerinden ilham alarak - ihmal edilen yaşlılara çocuk ve torun kiralamaya başladı. Ōiwa'nın servisi basında geniş yer buldu; birkaç yıl içinde yüzden fazla müşteriye akraba gönderdi. Bir çift, babanın şanssızlık hikâyelerini dinlemesi için bir oğul tuttu. Gerçek oğulları onlarla yaşıyordu ama babanın hikâyeleri dinlemeyi reddediyordu. Dahası aynı çiftin gerçek torunu artık bebeklik dönemini geçmişti ve büyükanne ile büyükbaba bir bebeğin cildine dokunmayı özlemişlerdi. Hem bir bebeğe sahip hem de mutsuz hikâyelere karşı yüksek toleranslı kiralık bir damadın ve gelinin üç saatlik ziyaretinin bedeli 1100 dolardı. Diğer müşteriler arasında çocukları için bir büyükanne ve büyükbaba kiralayan genç bir çift ve televizyonda gördüğü türden bir çekirdek aileye sahip olmak için bir eş ve kız kiralayan bir bekâr adam vardı." 

Batuman'ın yazısında da not ettiği gibi akraba kiralamanın sektörleşmesinin Japonya'ya has demografik ve tarihsel özelliklerden kaynaklandığı kesin. Bununla birlikte yas tutmak, ağıt yakmak ya da emzirmek gibi bugün ancak aileden (ya da aile gibi) birileri yapar dediğimiz edimlerin yabancılara yaptırıldığını tarihin birçok döneminde çok farklı kültürlerde de görüyoruz. Hatta bir zamanlar sadece annelerin ya da kız kardeşlerin yaptığı yemek pişirme, hasta bakma, çocuk büyütme gibi işlerin aşçılara, hemşirelere, oyun ablalarına ya da bakıcılara bırakılması artık hiç şaşırtıcı değil. Belli ki aile, akrabalık, yakınlık gibi kavramlar etrafında oluşan değerlerin, pratiklerin ve sosyal kurumların dönüşümünü içerecek ve bizim bugünkü kafamıza çok uzak gözüken bu tür gelişmeleri önümüzdeki yıllarda daha çok konuşacağız. Çünkü geçen Zappa Zamanlar yazısında da ayrıntılı tartıştığımız gibi dünyada önemli bir demografik dönüşüm yaşanıyor ve bu dönüşümün önemli bir parçasını gelişmiş ülkelerin nüfusunun giderek daha çok yaşlanması oluşturuyor. Bugün bu durumun en net ve görece erken yaşandığı yerlerin başında Japonya geldiği için Japonları konuşuyoruz. Yarın sırada neresi var kim bilir...

Werner Herzog'un Batuman'ın makalesine konu olan akraba kiralama şirketi "Aile Romantizmi'nin" sahibi Yuichi Ishii'nin başrolde kendisini oynadığı bir belgeseli (Family Romance, LLC ) olduğunu da son bir not olarak buraya ekleyelim.

Kongo'da kobalt madenleri ve hegemonya mücadeleleri

Ukrayna'daki savaşla birlikte enerji meselesi tüm hararetiyle ekonomi, siyaset ve jeopolitika alanındaki tartışmaların tam merkezine oturdu. Bu durum yakın zamanda da değişmeyecek; çünkü enerji alanı dünyadaki siyasi ve ekonomik dengeleri değiştirme potansiyeli olan çok farklı gerilimlerin etkisi altında. Fosil yakıtların geleceği, sürdürülebilirlik tartışmaları, çevre dostu teknolojiler ve buna bağlı enerji kaynaklarının küresel dağılımı gibi meseleler önümüzdeki dönemin enerji bağlamında çok girift süreçler barındırdığını gösteriyor. Öyle ya da böyle yarının dünyasında bugün adını çok duymadığımız madenlerden daha sık bahsediyor olacağız. Kobalt da bu madenlerin başında geliyor.

Kobalt sürdürülebilir enerji alanının kilit unsurlarından. Elektrikli otomobillerin bataryalarının uzun ömürlü olabilmesi kobalt sayesinde mümkün olabiliyor. Rüzgar değirmenleri, bilgisayar, telefon bataryalarının da vazgeçilmezleri arasında.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti Kisanfu'da Çin Molibden Şirketi’nin işlettiği kobalt ve bakır madenleri.

Kaynak: Ashley GilbertsonThe New York Times
Kongo Demokratik Cumhuriyeti Kisanfu'da Çin Molibden Şirketi’nin işlettiği kobalt ve bakır madenleri.

Günün öne çıkan gündem konularına odaklanan New York Times'ın Daily podcast serisinin 18 Mart tarihli programı Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki kobalt rezervleriyle ilgiliydi. Programın sunucusu Michael Barbaro gazetenin tecrübeli Afrika muhabirlerinden Dionne Searcey’le yaptığı röportajda bu maden için Çin ve ABD arasındaki yer kapma mücadelesini değerlendiriyordu. 2020 Pulitzer ödüllü gazeteci Searcey'nin kobaltla ilgili daha önce yazmış olduğu çok kapsamlı makaleleri de var.

Kongo yeryüzündeki kobalt madenlerinin yaklaşık üçte ikisine sahip. 1940'lardan 1970'lere kadar ABD, Kongo'nun Afrika'da ekonomik ve siyasi ilişkilerini sıkı tutmak için çaba gösterdiği ülkeler arasında. Tabii bunda bu ülkedeki zengin kobalt, bakır ve uranyum gibi madenlerin çok büyük payı var. Hatta ABD'nin Japonya'ya attığı atom bombalarının yapımında Kongo'dan ithal edilen uranyum kullanılıyor. Bu ilişki 1980'lerle birlikte ABD'nin ilgisinin özellikle petrol yüzünden Orta Doğu'ya kaymasıyla gevşemeye başlıyor. 2000'lerle birlikte Çin sahneye çıkıyor. Bugün Kongo'daki 19 kobalt maden işletmesinden 15'i Çin merkezli şirketlere aitmiş. Kongo'nun madenleri işletmek için yabancı sermayeye ihtiyacı var. Hikâye çok bildik, sömürgeciliğin ve emperyalizmin Kongo'ya mirası çok zayıf bir ekonomi ve kötü otoriter yönetimler olmuş.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve kobalt madenleri hegemonya savaşlarının sahnesi olmaya devam edecek. Biz de bu kapsamdaki haberlere çok daha sık rastlayacağız. Çünkü bakır ve lityumla birlikte kobalt "yeşil metaller" olarak "sürdürülebilir enerjiye geçiş" tartışmalarının tam göbeğinde yer alıyor. Dahası Adam Tooze'un son Chartbook bülteninde, Avrupa Merkez Bankası ekonomistlerinden Isobel Schnabel'den aldığı aşağıdaki grafikten de görüleceği gibi bugünlerde enerji sektöründe yaşanan depremin etkisi altında bu madenler de inanılmaz çalkantılı bir dönemden geçiyor.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Eklektik Bülten 2: Yoksulluk, kiralık akrabalar, kobalt

Derinleşen yoksulluk, kiralık akrabalar ve Kongo'da kobalt hakkındaki araştırmalarımız ve değerlendirmelerimiz Eklektik Bülten'in ikinci sayısında.

03 Nis 2022

Jackson Pollock, Mural, 1943

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk