Dilin kemiği olmayınca çelişkisi de bitmiyor

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Gazze’de sivillerin bombalanmasıyla ilgili bir haber okuyan spiker yayında söze şöyle başladı: “Binaların içinde can veren onlarca insan cesedi…” Yayında bu cümleyi dile getiren spikerin farketmediği bir konu vardı: Cesetlerin asla can vermeyeceği. Spikerin o haber anonsuna, “Binaların içinde can veren onlarca insan…” diye başlaması gerekiyordu.
Dilin hızla kirletildiği medya düzeninde, radyo ve televizyon kanalları arasında dolaşırken kulağımıza yansıyan çelişkili ifadeler saymakla bitmez. Aklıma gelen ilk örnekleri sıralayayım:
- Gündüz kuşağında bir program sunucusu, “Tebrik edeyim sizi galiba...” diyor. Bu cümlede fiilin kipi istek bildiriyor, böyle bir fiille, olabilirlik, olasılık anlamları taşıyan “galiba” sözcüğü kullanılamaz.
- Radyoda müzik programı sunucusu, “Ne mutlu bize ki yarına ulaşabildik...” diyor. Bu anonsta ulaşabildik fiilinde kullanılan ek, hareketin olup bittiğini anlatıyor. Bu nedenle fiilin bildirdiği zaman ile “yarın” sözcüğü arasında bir anlam uyumsuzluğu bulunuyor. Bu cümlede bugüne/bugünlere sözcükleri kullanılabilirdi.
- Bir başka örnek: “Anası iyi çorap dokurdu… Bu nakışlı çorap, bir türkü sıcaklığında örülmüştü” diyor belgesel anlatıcısı. "Çorap" için hem "dokumak" hem "örmek" eylemlerinin kullanılması bir çelişkidir.
Bir metinde anlam bakımından çelişen, birbirini tutmayan sözler bulunması, okuyucuları şaşırttığı gibi, dil bilgisi bakımından yazara olan güven duygusunu da azaltır. Dilbilimciler birbiriyle çelişen sözleri, anlam çelişkileri ve sözcük çelişkileri olmak üzere iki başlıkta inceliyorlar.
Cümle ögeleri arasında yalnız şekil bakımından değil, anlam bakımından da bağlantı kurulması gerekir. Örneğin, “Yarın Ankara’ya gittim.” cümlesi biçimce yanlış olmasa da anlam bakımından hatalıdır. Doğaçlama konuşmalarda bu tür yanlışlara daha sık rastlanır.
- “Belki de kendimizi beğendiğimiz için üstlendik yakıştırılan suçlamaları mutlaka” cümlesinde, baştaki “belki” var sayılma ile sondaki “mutlaka” yargısı arasında çelişkiye düşüyor, iki yargıdan hangisinin amaçlandığı konusunda belirsizlik yaşıyoruz.
- “Bir yazımda ‘hikâyenin çoğu kere ele alınan olayın ta kendisi sanıldığı’ üzerine konuşmuştum.” cümlesinde yazar önce bir "yazısında" geçtiğini belirtiyor; cümle sonunda ise böyle "konuştuğunu" söylüyor. Hangisi doğru acaba?
- “Eminim yanlış yapmaktan bunca kaçıp konuşmaya, iç dökmeye ağırlık tanımamız da toplumsal bir özelliğimiz olsa gerek.” "Eminim" ile " olsa gerek' ' birbiriyle uyuşmaz. Bu nedenle yazar, "yanlış yapmaktan bunca kaçıp konuşmaya, iç dökmeye ağırlık tanımamız da toplumsal bir özelliğimiz” olduğundan emin mi, yoksa bunun "toplumsal bir özelliğimiz" olduğunu mu sanıyor, belli değil.
- “Bundan aşağı yukarı tam yüz yıl önce…” Belirtilecek zaman olan "tam yüz yıl önce" ise "aşağı yukarı" diye nitelendirilemez. "Aşağı yukarı yüz yıl" ise "tam" diye nitelendirmek yanlış olur.
- “Tam da ömür boyu şeftali yememiş olmak gibi bir şey.” “Tam” ise cümle "-dir" ile bitirilmeli idi. "Gibi bir şey" denilince “tam” yargısından uzaklaşılıyor. Çelişkinin giderilmesi ve düşüncenin doğru belirtilmesi için ya "tam"ın, ya "gibi bir şey"in altının çizilmesi gerekiyor.
- “Muhakkak ki ömrümün en ilginç ve heyecanlı anlarından birini yaşamışımdır sanıyorum.” Bir durumun hem "muhakkak" hem "sanıyorum" yargısıyla değerlendirilmesi bir çelişkidir.
- “Ertuğrul arada oyun bozanlık yapar, çokluk sahneye çıkmadığı olurdu.” "Arada . . . . sahneye çıkmadığı olurdu" sözleri, Ertuğrul'un seyrek olarak sahneye çıkmadığını belirtiyor. "Çokluk sahneye çıkmadığı" ise bunun tersi bir anlam taşıyor. Bu çelişkinin giderilmesi ve anlamın kesinlik kazanması için ya "çokluk sahneye çıkmazdı" ya da "sahneye çıkmadığı olurdu" denilmelidir.
- “Tabii ki güvensiz ve karanlık iç dünyasının katılığı olduğunu sanıyorum.” Başta "tabii ki" diye nitelemek, bunun kuşkusuz, kesin olduğunu belirtmektir. Ama cümle sonundaki "sanıyorum" olma ya da olmama olasılığı bulunduğu anlamını taşıyor. Böylece anlatımda bir çelişki ortaya çıkıyor. Asıl düşünce, ya "güvensiz ve karanlık iç dünyasının katılığı var" diye ya da "güvensiz ve karanlık iç dünyasının katılığı olduğunu sanıyorum" diye söylenmeliydi.
- “… yüzümü inceledi, olumlu tepkilerimi anlamaya çalıştı.” "Olumlu tepki " sözü yanlıştır. Çünkü "tepki", olumlu bir eylem değil, bir duruma, bir olaya karşı gösterilen olumsuz davranıştır.
Sözcük çelişkileri
Bazen bir anlatım içinde kullanılan sözcüklerin—kökenleri gereği—aralarında bir tutarsızlık görülür. Bu tür tutarsızlıklar sözcük çelişkileri olarak ele alınır. Dilbilimci ve yazar Ömer Asım Aksoy “sözcük çelişkilerini” şöyle tanımlıyor:
“Kimileyin bir anlatım içinde yeni Türkçe sözcüklerle birlikte artık unutulmuş olan ya da bırakılması gereken yabancı sözcükler kullanılmaktadır. Bu da bir tutarsızlıktır. Silindir şapka ile entari giymek gibi bir şey. Bu durumu vurgulayan bir deyimimiz de vardır: Altı kaval üstü şeşhane.”
Ardından şu örneği verir:
“Emrinizi yerine getirmeyi ödev telakki ederim.” Çelişkiyi ortadan kaldırmak için anlatıma şu biçim verilmeli: ‘Buyruğunuzu yerine getirmeyi ödev bilirim (sayarım)”
Düşünülmeden kullanılan sıfat ve zarflar, bazen cümlede bir anlam çelişkisine sebep olmaktadır. Nesneler, kendi yapılarına uygun sıfatlarla nitelendirilebilir. Aksi takdirde ortaya mantıksızlık çıkar. Aynı şekilde bir fiil de birbirinden farklı zamanlarda gerçekleşemez. Bu yüzden cümle içinde aynı fiille ilgili farklı zaman ifadeleri kullanılamaz.
- “Şimdi birazdan yarışmalara geçeceğiz...” Bu cümlede yarışmalara geçme zamanı şimdi ve birazdan sözcükleri ile anlatılmıştır. Bu iki sözcük birbirinden farklı zaman dilimlerini anlattığı için ikisini bir arada kullanmak doğru değildir.
“Karşıtlık” kavramının “çelişki”den farklı ele alınması gerekir. Dil bilimci Dr. Şerife Sazak, "Karşıtlık ve Dildeki Görünümü" başlıklı makalesinde dilde “karşıtlık” kavramının bağlam bağımlı olarak söz dizimsel bir yapıda ortaya çıktığını dile getirir. Karşıtlığı şöyle tanımlar:
“Türkçe Sözlük’te 'Zıddiyet, mübayenet, zıtlık, kontrast, karşı gelim.' vb. eş/yakın anlamlı karşılıklarıyla tanımlanan 'karşıtlık' terimi, David Crystal tarafından ‘Bir dilde anlamları ayırmaya yardımcı olan birimler arasındaki fark için dil biliminde kullanılan bir terimdir.’ şeklinde tanımlanırken Richard Nordquist ise karşıtlığın farklı bir doğal mantığın anlamsal ilişkileri olduğunu belirtmiştir: Aşk/nefret, sıcak/soğuk vb. Karşıtlık; dilde aralarında çelişkinin ortaya çıkmasıyla ayrışan, bununla birlikte aynı sözcüksel ve anlam bilimsel alanı paylaşmaları bakımından birbirinden ayrı değerlendirilmeyen sözcükler arasındaki ilişkidir.”
Edebiyat eserlerindeki karşıtlıklar, dil bilgisi ve anlam bakımından farklı okur tepkileriyle karşılaşabiliyor. İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası Romanında Dilsel Karşıtlıklar başlıklı yüksek lisans tezinde Burkay Taşkın, edebî metinlerde özellikle olay örgüsünde yaratılan karşıtlıkların okuyucuda şaşkınlık yaratarak merak duygusu uyandırdığını ve böylece okuyucunun metin ile daha sıkı bir bağ kurarak olayların odak noktasında kendini hissedebildiğini ileri sürmüştür. Taşkın, roman incelemesinin sonuçlarında karşıtlıklar üzerine şu saptamalarda bulunuyor:
“Karşıtlık, eleştiri odaklıdır. Okuyucunun beklenmedik olaylar karşısında, karakterlerin tavrını eleştirmesine de olanak verir. Böylece okuyucu ile metin arasında demokratik bir bağ kurulmuş olur. Karşıtlığın kullanıldığı metinlerde tekdüzeliğin kırıldığı görülür. Karşıt kavramların çelişkisi, duygusal derinliğe sahip bir anlatıma neden olur. Yaşamın her alanında karşılaştığımız çelişki, yaşamla iç içe geçmiş edebî metinlerde ve onun da taşıyıcısı olan dilde ifadesini bulur. Böylelikle dilin ifade kabiliyeti, yaşamı anlamlandırmamızda yadsınamaz bir etken olarak karşımıza çıkar. Karşıtlık, her olayı veya durumu tersi ile düşünmeyi sağlar. Bir durumu ya da olayı karşıtıyla düşünmek, farklı bakış açısı getirmeye, olayları çok yönlü düşünmeye olanak tanır.”
Karşıtlık ve çelişkiler, her zaman farklı bir seçenek daha olabileceğini düşünmemizi sağlar. Çelişkili sözler üzerine yazımızı çelişki dolu bir öyküyle sonlandıralım.
Yaşamın çelişkilerini dizelere dökmekte usta bir kalem olan şair Ece Ayhan’ın çocukluk anıları arasında önemle vurguladığı olaylardan biri, halkın da göreceği biçimde gerçekleştirilen hatta ilkokul öğrencilerinin de seyretmeye götürüldüğü “idam uygulamaları”dır. Ece Ayhan’ın İstanbul’u kitabında bu öyküyü şöyle anlatır:
“Sultanahmet Ceza ve Tevkifevi şimdiki Mimar Sinan yapısı hamamın arkalarındaydı. Asılacak insanları, Ayasofya hizasında, yönü tramvay yoluna gelecek biçimde, darağacı kurarak asarlardı. ‘İbret-i âlem’ olarak sabah 10.30-11.00’e kadar herkes görsün için. Ben 10 yaşındayken, ‘Cankurtaran’ sözcüğüyle bir çelişki olarak, Cankurtaran ilkokulu çocuklarını yurttaşlık bilgisi uygulaması için götürdüklerini hatırlıyorum. Yavru kurtlar kepleriyle öndeydi…”
Haydi o meşhur Cankurtaran şiirini okuyalım:
“1. Düzlüğü Azize Sofya. Üç ayaklı bir ağaçta boynu kırık bir adam; entari giyindirilmiştir.
2. Cankurtaranlı yavru kurtlar da geçiyorlar kepleri ve trampetleriyle ayazda”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.



