Dokuzuncu Yargı Paketi Ne Getiriyor?

Hükümetin uzun süredir üzerinde çalıştığını duyurduğu 9. Yargı Paketi Meclise sunuldu.[1] Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi başlığını taşıyan teklif yürürlük ve yürütme maddeleri dahil toplam 39 maddeden oluşmakta ve 19 ayrı kanunda değişiklik yapılmasını öngörmektedir.
Bu paketin yargının köklü sorunlarına çözüm getirmekten ziyade ağırlıklı olarak Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bazı kuralların yerine yeni düzenlemeler getirdiği görülmektedir. Daha önce kamuoyuna sızdırılan metinde yer alan ve tepkilere neden olan “etki ajanlığı” düzenlemesinin bu teklifte yer almadığı görülmektedir. Umarız ifade ve örgütlenme özgürlüklerini tamamen rafa kaldıracak bu düzenleme Komisyon veya Genel Kurul görüşmeleri aşamasında bir önerge ile tekrar bu teklife monte edilmez.
Öte yandan genel af veya infaz düzenlemesi ve KHK’lıların uğradığı haksızlıkların giderilmesine yönelik düzenleme yapılması çağrılarına kulak verilmediği ve bu yönde bir düzenlemenin teklifte yer almadığı görülmektedir. Ancak bu konuda acil bir düzenleme yapılması gerektiği açıktır. AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararının devamı niteliğindeki üç bin başvuruyu 200’lük gruplar halinde hükümete bildirmiştir. Ayrıca bunların dışında FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan ve ceza verilen başvurucular tarafından yapılmış başka grup başvurular da hükümete bildirilmiştir ve bu bildirimlerde de Sözleşmenin kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini düzenleyen 7. maddesine ilişkin sorular yer almaktadır. Bu başvurularda da ihlâl kararı çıkması ihtimali çok yüksektir. O zaman da bütün FETÖ yargılamaları bakımından sistemik bir çözüm uygulanması kaçınılmaz olacaktır. Onun için hükümetin binlerce ihlâl kararı çıkmasını beklemeksizin çözüm üretmesi zorunludur.
Getirilen teklifteki düzenlemelerin önemli bir kısmı Anayasa Mahkemesi’ nin iptal ettiği hususlara ilişkin olup iptal gerekçelerine uygun yeni düzenlemeler içermektedir. Hakaret suçunun pek çok kişi açısından bir gelir kapısı haline gelmesi nedeniyle her yıl sosyal medya paylaşımları dolayısıyla yüzbinlerce hakaret şikâyeti yapılmakta ve savcılıklar ve mahkemeler bu şikâyetlerle uğraşmaktadır. Teklifte buna ilişkin bazı düzenlemelere yer verilmiştir. Şikâyet için azami iki yıllık bir süre öngörülmüştür. Ayrıca hakaret suçuyla ilgili uzlaştırma uygulaması ortadan kaldırılmakta ve ön ödeme uygulaması getirilmektedir. Ancak bu düzenlemelerin sorunu çözmeyeceği açıktır. Kalıcı bir çözüm için hakaret tamamen suç olmaktan çıkarılmalı, hakarete uğradığını iddia edenler hukuk mahkemelerinde tazminat davası açmalıdır.
Teklifin 15. maddesiyle evli kadının soyadını düzenleyen ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi yeniden düzenlenmektedir. Ancak bu bültenin daha önceki sayılarında işlediğimiz gibi getirilen düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen hükmün aynısıdır. Yani hükümet AYM kararına uymayı reddetmektedir. Bu elbette AİHM kararına da uyulmaması anlamına gelmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi evlenen kadına evlilik öncesindeki soyadını tek başına kullanma hakkının tanınmamasının cinsiyet ayrımcılığı anlamına geldiğine dair hem AİHM’in hem de AYM’nin kararları bulunmaktadır. Buna rağmen hükümet AYM tarafından iptal edilen hükmün aynısını yeniden yasalaştırmak istemektedir.
Madde gerekçesinde “Anayasamızın 41. maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğu kabul edilmektedir. Ailenin önemi değerlendirildiğinde, anne ve babanın ayrı ayrı soyadı kullanmaları, çocuk üzerinde olumsuz etkiler doğurabilecek, çocuğun hangi soyadını kullanacağı ayrı bir tartışma konusu haline gelecektir. Bu durum, Türk toplumunun temeli olan aile bütünlüğüne zarar verebilecektir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesince iptal edilen kanun hükmü yeniden düzenlenerek evlenen kadının kocasının soyadını alacağı, ancak dilerse kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabileceği,…” gerekçesiyle AYM kararına uyulmayacağı açıklanmıştır. Eğer teklif bu haliyle yasalaşırsa bu hükmün Anayasa’ya ve Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı olacağı açıktır. Bu metin hem Anayasanın 153. maddesini (AYM kararlarının bağlayıcılığına ilişkin hüküm) ihlâl ettiği gerekçesiyle AYM tarafından yeniden iptal edilecektir, hem de Anayasanın 90. maddesi gereği bu hükmün uygulanma kabiliyeti olmayacak, mahkemeler 2014 yılından bu yana yaptıkları gibi uluslararası sözleşmeleri esas alarak kadınların evlilik öncesi soyadlarını kullanmaları yönünde karar vereceklerdir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dokuzuncu Yargı Paketi Ne Getiriyor?, Sinan Ateş Davası Görülmeye Başladı, TÜİK Sorunu Büyüyor.
16 Tem 2024

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban
Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



