Dönme Dolap #6: Nazlı Eray'ın Pabuçları

Dönme Dolap rotalarının altıncısında, Nazlı Eray'ın peşinde bir nisan günü yolculuğa çıkıyoruz.
Dönme Dolap #6: Nazlı Eray'ın Pabuçları

Mini rotaların sonuncusunda Burçin Tarhan’la Eymir’e pedallamıştınız. Bu defa daha az durup çokça yolları, bulvarları koşar adım geçtiğiniz bir rotanın parçasısınız. Ankara’nın hayal gücü en geniş rotacısı, belki en tutkulusu; “imam yeşili” lastik pabuçlarıyla otobüs tepelerinde yolculuk yapan Nazlı Eray’ın peşinde bir bahar gününe davetlisiniz. Yıllarca Ankara onlarca farklı gözden yazıldı. Ancak Tanpınar da dahil olmak üzere yazarların kenti gözlemlenecek, dışarıdan seyredilecek ve eleştirilecek bir malzeme olarak algılayan bakışını Nazlı Eray tersine çevirdi. Nihayet Arslan’ın kıymetli tespitine göre onu capcanlı, devingen bir organizma olarak algıladı, öylece yansıttı.

Ankara Nazlı Eray'ı hep odasının penceresinden çekip içine alan bir varlık oldu. Öyle ki, Orphée’de Eurydike olup kıyı kentine Orphée’yi aramaya gittiğinde, Ankara, onu otelinden arayıp yalnız hissetmesin diye Tunalı Hilmi Caddesi’ni de alıp kıyı kentine yerleşeceğini bildiriyor ve bir gecede toplanıp geliyordu. Tunalı’yı kıyı boyunca kuruyor, II numaralı kiremit renkli EGO otobüsünü işletiyordu. 

Kenti popüler semtlerin sınırlarını aşarak ücra mahallelerine dek deneyimleyen Nazlı Eray, ilk hikayelerinden itibaren yaşadığı Ankara’yı adımladı. Tezim dolayısıyla kitaplarıyla tanışacağım sıralarda kader kısmet usulü Yoldan Geçen Öyküler’i ilk durağım olmuş ve kitabın ilk hikayesi “İzmir” bütün rotacı sinir uçlarımı dürtmüştü. Ankara gözümde o günden beri bambaşka bir yere gitti oturdu.

Kentin doğası gereği mutlaka bir gün durup “Ben bugün Ankara’da olmak istemiyorum,” diye düşünüp yerinize sığamadığınız olmuştur. Rotada Tunalı’dan yola çıkıyor, İzmir’e uğrayıp kürkçü dükkanına geri dönüyorsunuz. Nazlı Eray’ın yarın, yani 10 Nisan 1986’da yazdığı bu büyülü gerçekçi rotasını yalnızca bir rehber gibi kullanacak, bu defa durmak istediğiniz noktaları kendi gözlerinizle arayıp bulacaksınız. Yarattığınız rota sadece size ait olacak.

Kuğulu Park, 1982. Ankara Cımbızcısı, Twitter.

“Ben bugün sarhoş muyum?
Bu sabah Ankara’daki bu güneşli nisan havası mı çarptı beni?
Neredeyse, gökyüzündeki tanrı sakalını anımsatan beyaz bulutların arasına havalanıp yitip gideceğim.
Şu sabah zamanı, ayağımda imam yeşili lastik pabuçlarım, altımda bollanmış bez pantolonum, uçar gibi koşuyorum kentin sokaklarında. Soluk soluğa kalmışım.” 
(s.7)

Kenti boydan boya geçiyorsunuz. Tunalı Hilmi Caddesi'ni bir hamlede aştınız. Akay Kavşağı’nı geçip bakanlık binalarının damlarına basa basa Kızılay’a indiniz. Köşedeki piyango bileti satıcısının gözleri önünde bir hamle daha yapıp gökdelenin tepesine sıçradınız. Burası Kızılay’ın göbeğindeki yirmi dört katlı Emek İşhanı, bugünkü adıyla Kahramanlar İş Merkezi. 1960’larda henüz inşaat halindeki bina Cumhuriyet’in ilk gökdeleni. Uzun yıllardır bir telekomünikasyon firması reklam vererek binanın bütün bir cephesini saklar.

1960'lar, Emek İşhanı inşaat halinde. Altta Kızılay Genel Merkez binası.
Antoloji Ankara, Twitter.


Gökdelenin paratoner direğine tutunup aşağıdaki kalabalığa baktınız bir süre. Aşağı atlayınca arkanıza Ziya Gökalp Caddesi’ni alıp bir taksinin üstünde Tandoğan yönünde giderken İzmir Caddesi yakınlarında bir noktada kaldırıma sıçradınız. Baktınız ki sol ayağınızdaki lastik pabuç patlamış, bollaşmış. Canınız sıkıldı. Yürüyerek yakına, Kumrular’a girdiniz.

“İçim sıkılıyor…
İçim sıkılıyor…
Ben bugün bu kentte olmak istemiyorum aslında. Aklım fikrim İzmir’de… Benimki İzmir’e gitti. (…) Bu sabah, yıllardır sığdığım bu kente sığamıyorum.” 
(s.8)

Kendinizi tutamadınız, Hoşdere’nin üstünden kayar gibi geçip Çankaya sırtlarına vurdunuz. Oradan Akdere’ye gelince usul usul alçalıp bir gecekondunun bahçesine inip, ilkbahar çimenlerine sırtüstü uzandınız. Artık orada olmayan tavuklar gelip saçlarınızı, parmaklarınızı gagalayacaklar. Siz istifinizi bozmadan yatacaksınız. Kalkıp giderken tenekedeki küpe çiçeği yere düşüp şakırtı ile kırılacak. Kaçarken Cebeci’ye doğru koşmaya başlayacaksınız. Birden ayaklarınız yerden kesilecek, Akdere altınızda ufacık kalacak, siz trafiğin içinde bir otobüsün tepesine usulca konacaksınız.

Ulus’a gelince savrularak indiniz. Kalabalığın içinde bir adam tuttu sizi ve otobüsün üstünde ne aradığınızı sordu. Adama bugün bu kentte İzmir’i aradığınızı ancak nerede bulacağınızı bilmediğinizi söylediniz. Adam esnafa ya da emekli bir memura benziyor. “Bende bir İzmir var… Görmek ister misin?” diye sordu. Adamla yakınlarda bir pasaja girdiniz, sizi kendi kuyumcu dükkanına götürdü. Size İzmir’de gönül ilişkisi yaşadığı ama değerini bilemediği beyaz tenli, güzel sevgilisinden bahsetti. Yazıhanenin üst çekmecesini bir anahtarla açarak bir daha bulamadığı kadının kahkahalarını dinletti. Siz çekmece açılınca dükkana dolan deniz havasını kokladınız. Kuyumcunun elini sıktıktan sonra dükkandan çıktınız.

Ulus Meydanı, EGO Genel Müdürlüğü

Rastgele bir dönerciye girdiniz. Dalgın dalgın otururken saygılı, iri yarı bir adam izin isteyip karşınıza oturdu. Gelen garsona “Bir Adana,” dedi. Siz de “Bir İzmir,” dediniz. Adam az sonra gelen Adana kebabı yerken bir vapur düdüğü duyuldu. Garson elinde akıl almaz büyüklükte bir İzmir’le mutfak kapısında göründü. Getirdi, masaya "Güm!" diye bıraktı. Dayanamadınız, önünüzde duran kentin içine atlayıverdiniz. Kendi ahengiyle devinen kentte yanınızdan geçen arabada Nat King Cole çalıyordu.

Her gece yaptığı gibi yıllar önce yitirdiği kadını arayan kuyumcuyla eski bir dostu bulmuş gibi mutlu karşılaştınız. Sizi Kemeraltı’ndaki perdeci bir arkadaşına götürdü. Açılan koyu nefti kadife perdede kentte geçen bir anınıza dalıp geri döndüğünüzde perdecide her perdenin ardında bir dünya olduğunu anladınız. Perdeciyle kuyumcuysa Ege Tıp'taki bir kadavranın belleğini ele geçirdiklerinden bahsediyorlardı. Capcanlı yaşadığınız anlarla allak bullak hislerinizi anlatınca perdeci "Ben bir şey yapmıyorum aslında... insan belleği... düşler... anılar... Siz yaptınız her şeyi..." diyor. 

Siz Ankara’ya dönmek istiyorsunuz artık. Yanı başınızda yavaş yavaş bir perde açılmaya başladı. Kendinizi Akdere sırtlarında ıssız bir tepede buldunuz. Vakit gece yarısına yakındı. “Bir elin, bildiği bir eldiveni giyişi gibi, usul usul” kente girdiniz. Bu yıldızlı gecede takside, bir iki yıldızla boş bir çocuk parkını alıp cebinize koydunuz. Eve yorgun argın varınca boş çocuk parkıyla yıldızları başucunuza koydunuz, uykuya daldınız.

Kaynak: Eray, N. (Nüshanın baskı tarihi bilinmiyor.) Yoldan Geçen Öyküler. İstanbul: Can Yayınları.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto AnkaraAposto Ankara

BÜLTEN SAYISI

Kavaklıdere Sineması açılıyor🎊, Metallica'nın dünya prömiyeri

Bu hafta Kavaklıdere Sineması yeniden aramıza dönüyor, şehri caz esir alıyor, Metallica'nın yeni albümün hep birlikte dinliyoruz.

09 Nis 2023

Ankara Havası

YAZARLAR

Ayşen Alpasar

https://aposto.com

Aposto Ankara

Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.

İLGİLİ OKUMALAR