Dünya Eşitsizlik Raporu ne anlatıyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
World Inequality Lab tarafından her yıl düzenli olarak hazırlanan "Dünya Eşitsizlik Raporu"nun (World Inequality Report) 2022 sayısı yayımlandı. Rapor, küresel ölçekte ve ülkeler özelinde kadın-erkek eşitsizliği, gelir ve servet eşitsizlikleri ve karbon ayak izi gibi temel ekonomik parametrelerde incelemeler yapıyor.
Ülke içi eşitsizlikler artarken ülkeler arası eşitsizlik azalıyor
Temel ekonomik parametrelerdeki eşitsizliklerin küresel ölçekte arttığının belirtildiği raporda ülkeler arasındaki eşitsizliğin 1820-1980 yılları arasında istikrarlı şekilde arttığı ancak 2020 yılına kadarki süreçte azalış trendine geçtiği ifade ediliyor. Buna karşın ülke içindeki eşitsizlikler 1910-1980 yılları arasında düşüş eğilimindeyken 1980 yılından beri yeniden yükselişe geçti.
Ülke içi eşitsizliklerdeki bu yükseliş trendinin temelinde 1980’lerde uygulanmaya başlayan neoliberal ekonomi politikalarının yer aldığı belirtiliyor. Kamu sektörünün daralması, geniş çaplı özelleştirmelerin yapılması, refah devleti politikalarının geri plana çekilmesi ve ücretli emeğin sürekli baskılanmasıyla ülke içi eşitsizlikler artmaya başlarken serbest ticaret ve küreselleşmenin etkisiyle gelişmiş ülkelerdeki üretimin işgücünün ucuz olduğu gelişmekte olan ülkelere aktarılması ülkeler arası eşitsizliğin yavaş yavaş kapanmasına olanak sağladı. Ülkeler arası eşitsizliğin azalmasında Çin, Hindistan, Bangladeş ve Vietnam gibi nüfusun kalabalık ve işgücünün ucuz olduğu Asya ülkelerinin yüksek büyüme rakamları ve küresel ticarette artan payları büyük öneme sahip. Küresel ölçekte, en fakir %50'lik kesim (yaklaşık 4 milyar insan) küresel servetin %2'sine sahipken, en zengin %10'luk kesim küresel servetin %76'sını elinde tutuyor.

En fazla eşitsizlik Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da
Kişisel servetin dağılımındaki eşitsizliklerin de büyük oranda artışta olduğu bir dönemdeyiz. Kişisel servet dağılımındaki eşitsizlikler gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ekonomilere göre çok daha yüksek bir hızda artıyor. Raporda, bu durumun temel sebebinin gelişmekte olan ülkelerin yüksek büyüme oranları ve geniş çaplı özelleştirmeler olduğu belirtiliyor.
Dünya geneline bakıldığında, en zengin %10'luk kesim ile en az kazanan %50'lik kesim arasındaki gelir farkının en yüksek olduğu bölge Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) olurken Avrupa gelir eşitsizliğinin en az olduğu bölge konumunda. Orta Doğu bölgesinde en zengin %10'luk kesim toplam gelirin %58'ine sahipken bu oran Avrupa'da %36 civarında.

Çözüm önerisi: Yeniden dağıtım politikaları
Mevcut eşitsizliklere ek olarak, zenginlik ve yoksulluğun kalıcı hâle geldiği bir dönemden geçiyoruz. Zengin kesim, yoksullara göre çok daha büyük kaynakları tasarrufa ve yatırıma ayırırken bu yatırımlardan elde ettiği kâr da katlanarak artıyor. Küresel enflasyon nedeniyle gelirlerinin büyük kısmını barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçlara ayıran yoksul kesimler ise tasarruf veya yatırım için yeterli kaynağa sahip değiller. Dolayısıyla, uzun vadede yoksulların daha iyi yaşam şartlarına sahip olabilmek için ellerinde hiçbir yatırım kaynağı bulunmuyor.
Söz konusu raporda bu küresel soruna çözüm olarak servet vergisi, yüksek gelir grubundaki kişilerden daha çok vergi alınması, sermaye birikiminin sınırlandırılması ve yoksul kesimler lehine gelir dağılımını düzenleyecek kamu kaynaklarının yaratılması gibi yeniden dağıtım politikaları öneriliyor.

Türkiye'de derinleşen eşitsizlikler
Türkiye, dünya genelinde gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye'de en zengin %10'luk kesim toplam gelirin %54,5'ine sahipken en fakir %50'lik kesimin payı sadece %12.

Raporda 1980-1990'lar dönemi boyunca Türkiye'deki gelir eşitsizliğinin azaldığı ancak son 15 yılda eşitsizliklerin hızlanarak arttığı belirtiliyor. 2018'den beri devam eden ekonomik kriz nedeniyle de tüm gelir gruplarında bir fakirleşme yaşanırken özellikle alt ve orta kesimlerin reel ücretlerinde büyük bir gerileme görülüyor. Üst sınıflar, tasarruflarını dövizde tutarak veya çeşitli yatırım araçlarına yönelerek enflasyona karşı gelirlerini korumayı başarabilirken alt ve orta sınıfların gelirlerinin büyük kısmı başta kira ve gıda masraflarına ayrılarak enflasyon karşısında eriyor.
Hükümetin Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi uygulamalarla üst sınıfları enflasyona karşı koruduğunu, ücretli çalışanları enflasyon ve ekonomik krize karşı korumasız bıraktığını görüyoruz. Dolayısıyla, yaşanan ekonomik kriz her gelir grubunu etkilemekle birlikte alt ve orta sınıfları çok daha derinden etkileyerek hâlihazırda yüksek olan gelir eşitsizliğini çok daha üst noktalara tırmandırıyor.
Servet eşitsizliğine bakıldığında ise çok daha vahim bir tablo karşımıza çıkıyor. Raporda, Türkiye'nin aynı ekonomik büyüklüğe sahip diğer ülkelerle kıyaslandığında servet eşitsizliğinin çok daha büyük oranlarda olduğu görülüyor. En fakir %50'lik kesim toplam servetin %4'üne sahipken en zengin %10'luk kesim toplam servetin %67'sine sahip. Bir diğer ifadeyle, 40 milyon insanın toplam servetten aldığı pay sadece %2.

Türkiye, kadın ve erkekler arasındaki gelir dağılımı eşitsizliğinde de ortalamanın üzerinde yer alıyor. Türkiye'de kadın çalışanların toplam gelirdeki payı sadece %23. Bu oran Orta Doğu genelinde %15 iken Yunanistan'da %37, Bulgaristan'da ise %43. Bu anlamda Türkiye Avrupa ortalamasının çok gerisindeyken Orta Doğu'nun üzerinde yer alıyor.
Genel tabloya bakıldığında, Türkiye'de son 15 yılda gelir ve servet dağılımında büyük bir bozulma yaşandığı görülüyor. Pandemi döneminde yaşanan kapanmalar ve ardından gelen ekonomik krizle Türkiye'de var olan eşitsizlikler daha da derinleşti. Yüksek enflasyonun en çok ücretli çalışanları etkilediği ve gelir eşitsizliklerini derinleştirdiği bir gerçek olmakla birlikte hükümetin üst sınıfları enflasyona karşı koruyacak politikalar üretirken (KKM gibi) ücretli çalışanları açlık sınırının altında yaşamaya mahkum etmesi Türkiye'yi dünyanın en eşitsiz toplumlarından biri hâline getiriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünya Eşitsizlik Raporu, ortak adayın kriterleri, vatandaşın hisleri, dezenformasyon yasasına destek
30 Kas 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?
08 Tem 2026




