Eğer bağlacı üzerine: 'Eğer yazarsanız size bir ömür yetmez'

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Öğretmen arkadaşlarımızdan biri, çok içten bir dille yazdığı mektubunda, “İçinde eğer sözcüğünün geçtiği cümlelerde -sa şart kip ekinin de olduğunu düşünecek olursak bu sözcüğün dilimizdeki varlık sebebi nedir?” diye soruyordu. Bu yazıda eğer sözcüğünün dilimizdeki varlık sebebini bir iletişimci bakışıyla sorgulamaya çalışacağım.
Radyo kanalları arasında gezinirken bir Nevşehir (Avanos) türküsüne rastlıyorum: “Taşa Çaldım Ayvam ile Narımı”. Yanık sesli bir solist yüreğinden taşarak söylüyor türküyü:
"Eğer yarim ben gider de gelmezsem
kırmızı güllerde ara rengimi"
Başka bir radyo istasyonunda Yesâri Âsım Arsoy’un hüzzam makamında bir şarkısını dinliyorum:
“Sen olmasaydın eğer aşka inanmazdım
Seni sevmeseydim ah bu türlü yanmazdım
Sensiz aşkı aramaz, mehtabı anmazdım
Seni sevmeseydim ah bu türlü yanmazdım”
- 40 yıl kadar önce bu şarkıyı hocamız Müjdat Gezen’in sesinden dinlemiştim. Meraklı okuyucular YouTube’da bu kaset kaydını bulup dinleyebilirler.
Şecaattin Tanyerli'nin “Sevdim Bir Genç Kadını” adlı ünlü tangosunu da her zaman keyifle dinlerim:
“Kemanımla ona bir ses verebilseydim eğer
Bu sesimle ona ersem bana dünyaya değer
Ne yazık ki deniz engin şu ufuklar ölgün
Bin elemle doğuyor her yeni gün”
Sonra Rudyard Kipling'in o unutulmaz “If” şiirini açtım. Bülent Ecevit zamanında “Adam Olmak” ismiyle çevirmişti bu şiiri:
“Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
Sen aklı başında kalabilirsen eğer
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
Hem kendine güvenebilirsen eğer
Bekleyebilirsen usanmadan
Yalanla karşılık vermezsen yalana
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana”
Eğer sözcüğü şiirlerde, şarkı sözlerinde hak ettiği yeri her zaman bulmuştur. Eğer sözcüğü genelde “şart” anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilir. “Takdirde, ise, halinde, şayet” anlamlarında kullanılır eğer sözcüğü. Eğer dışında dilimize Farsçadan giren diğer bağlaçlar şunlar: bari, çünkü, gerçi, güya, hem ... hem, hiç, hoş, ki, kah ... kah, meğer, meğer ki, ya ... ya.
Dil bilimci Oya Kaynak, Türkçede Bağlaçlar adlı makalesinde, eğer, şayet sözcüklerini, şart anlamı kazandıran cümle bağlaçları olarak tanımlar:
“Bu bağlaçlar şart cümlelerinin başına gelir ve ondan sonraki cümle, şartın sonucudur. Şayet bağlacının kullanıldığı cümlelerde ihtimal derecesi daha azdır. ‘Eğer sen de genç olsaydın beni anlayabilirdin.’, ‘Şayet size verdiğim işi yapmazsanız, sizin için iyi şeyler düşünmeyeceğim.'”
Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi kitabında, “eğer ifadesini taşıyanlar” başlığı altında şu bilgileri vermiştir:
“eğer, ger, şâyed. Bunlar şart ifade eder veya şartı kuvvetlendirirler. Başına geldikleri cümleyi daha sonraki cümle veya cümlelere bağlarlar … eğer eskiden eger şeklinde idi. Bugün yalnız şart cümlelerinin başına gelirler. Eskiden başka çekimli, mesela geniş zaman çekimli cümlelere de getirilerek onlara şart ifadesi verirlerdi.”
Osmanlı döneminde Arapça ve Farsçadan dilimize giren bağlaçların sayıları hayli kabarıktır. Ancak Tanzimat'tan sonra başlayan dilde sadeleşme hareketleri ve Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte Dil Devrimi’nin getirdiği değişim ve yenileşmelerle bunların bir bölümü kullanımdan düşmüştür. Günümüz yazı dilinde bu bağlaçlar arasından Türkçeleşerek halk arasında benimsenip tutunmuş olanlar kullanılmaya devam ediyor.
Başında bulundukları cümleleri kendilerinden önceki cümlelere bağlayan başlıca bağlaçlar şunlardır: açıkçası, aksi halde, ama, ancak, anlaşılan, anladığım kadarıyla, aslında, aynı zamanda, bana kalırsa, başka bir deyişle, bereket versin, bir de bakarsınız, bize öyle geliyor ki, bu durumda, buna rağmen, bu takdirde, doğrusu, dolayısıyla, eğer, elbette ki, evet ama, gel gelelim, gerçekten de, gerçi, halbuki, haydi bakalım, her halde, her şeye rağmen, hiç değilse, hiç şüphesiz, ister istemez, kaldı ki, keşke, kısacası, kuşkusuz, lakin, maalesef, malum ya, meğer, meğerse, ne acı ki, ne demek, nedense, ne de olsa, ne fayda, ne fayda ki, ne de olsa, neden sonra, ne gariptir ki, neyse, neme lazım, ne yapalım, ne yazık ki, niçin dersiniz, o halde, olsa olsa, oysa, oysa ki, öyleyse, özellikle, özetle, peki, peki ama, sahi, sakın, sanki, sonra, sonuç olarak, sözün kısası, şayet, şimdi, şimdilik, şunu da söyleyeyim ki, şurası bir gerçek ki, şu var ki, şüphesiz, tam aksine, tersine, toparlarsak, üstelik, varsa yoksa, velhasıl, yalnız şu var ki, yazık ki, yeter ki, yine, yine de, yok canım, yoksa, zaten vb.
Başında bulundukları cümleleri, sonraki cümlelere bağlayanların başlıcaları: bakmış ki, baktı ki, baktım ki, bildiğim kadarıyla, bilmem, canım, değil mi ki, diyelim ki, gelelim, gerçi, hadi (<haydi), hah işte, hele, her ne kadar, isterse, madem ki, neyse ki, olur ya, öylesine, sözüm ona, tutalım ki, tut ki, ya, yok, yok eğer gibi bağlaçlardır.
- Görüldüğü üzere eğer, hem başında bulunduğu cümleyi kendinden önceki cümleye bağlıyor hem de yerine göre, başında bulunduğu cümleyi sonraki cümleye bağlayabiliyor.
Dil bilimci Tahsin Banguoğlu eğer bağlacını “Şart Bağlamları” başlığı altında incelemiştir:
“İki unsurdan birinin öbürü için varlık şartı olduğunu göstermeye yarayan bağlamlara şart bağlamları (conjonction conditionnelle) diyoruz. Şart Türkçede ayrı fiil çekimleriyle ifade edildiği için şart bağlamları ve kullanışları sınırlıdır: eğer, şayet, yoksa, illa, o takdirde, aksi halde gibi. Farsçadan dilimize geçmiş eğer ve şayet şart bağlamlarıyla kurulmuş şart cümleleri de yazı dilimizde yer bulmuştur. (Eğer ödemezse bildirirsin.) Daha çok yazı dilinde yer bulduğu ölçüde bir şart bağlamı ile kurulmuş birleşik cümleye şart bağlam cümlesi (proposition conjonctive conditionnelle) adını veriyoruz. Ancak burada da yapılış şart kipi üzerinedir. Eğer ve şayet bağlamları şart cümlesinin başında ve şartı pekiştiren bir zarf durumunda kalır. Bunlar da olağan ve olmayası şart cümlesi olabilirler:
Eğer cevap vermezse protesto edersiniz.
Şayet unutmuşsam bana hatırlatsınlar.
Eğer gelmesen gücenecektim.
Eğer görmeseydi bahsetmezdik.”
Kimi yazarlar eğer sözcüğünün kullanılmasına karşı çıkmışlardır. Örneğin dilimizde yalınlığın ve özleştirmenin savunucularından Nurullah Ataç’ın “ve”, “eğer” sözcüklerinden uzak durduğu bilinir. Feyza Hepçilingirler, Ataç’ın bu tutumunu şöyle aktarmıştı:
“Örneğin Nurullah Ataç hiç kullanmazdı ve’yi. Gerçekten de Türkçe, hiç ‘ve’ kullanmadan yazmayı olanaklı kılan bir grup sözcüğe, eylemsilere sahiptir.
Serdar ile Pervin denize gittiler.
Sinema ile tiyatroyu çok severim.”
Şiar Yalçın da bir yazısında, “Rahmetli Nurullah Ataç çok uğraştı ama ‘ve’ ve ‘eğer’ kelimelerini dilimizden atamadı!” diyerek bu konuya değinmişti. Dilde zorlama olmuyor. Sözcükler hayatın doğal akışında insanların dilinde ya tutunuyor ya da kendiliğinden kaybolup gidiyorlar.
Dil bilimci Ömer Asım Aksoy, Dil Yanlışları kitabında “eğer” bağlacının yanlış kullanımlarını ele almıştır.
Eğer.... halinde
“Filistin halkının eğer kendi bağımsız devletini kurması halinde, Ortadoğu'da tıpkı Türkiye gibi, bir çağdaşlaşma etkeni durumuna geleceğini kaydeden…”
Aksoy bu örnek cümlede, “halinde” sözcüğünün koşullu cümlenin sonuna getirilerek zaten görevini yaptığını, bu koşullu cümlenin başına bir de aynı görevi yapan eğer sözcüğünün getirilmesine gerek olmadığını belirtmiştir.
Eğer... -duğu takdirde
“Otelin içinde bir televizyon istasyonunun da bulunması imkânları aranmaktadır. Eğer bu imkânlar bulunduğu takdirde memleketimizde devamlı surette yayın yapan bir televizyon istasyonu da otel ile birlikte faaliyete geçecektir.”
Bu cümlede eğer sözcüğü ve ondan biraz sonra gelen “-duğu takdirde” sözünün koşul kavramı taşıdıklarını vurgulayan Aksoy, "bulunduğu takdirde" (daha doğrusu "bulunursa") denildikten sonra eğer’e gerek kalmayacağını yazmıştır.
Dil bilimcilerin ortak görüşü şudur: Özel bir vurgulama amacı olmadığı sürece, eğer sözcüğü, “takdirde”, “halinde”, “şayet” ya da “ise” ile aynı cümlede kullanılmamalıdır.
- “Eğer böyle bir çıkış yolu olmadığı takdirde…” cümlesi yerine, "Eğer böyle bir çıkış yolu olmazsa…" veya “Böyle bir çıkış yolu olmadığı takdirde…” yazılabilir.
- “Eğer güvenlik önlemi alınmaması halinde...” yerine, "Eğer güvenlik önlemi alınmazsa…” veya “Güvenlik önlemi alınmaması halinde...” cümleleri kurulabilir.
- Eğer bağlacı şart kipindeki eylemlerle kullanılabilir: Eğer istersen, eğer yağmur yağarsa vb.
- Medyada eğer sözcüğünün yanlış kullanıldığı cümleleri incelediğimizde, takdirde, bile gibi edatlarla birlikte yazıldığını görürüz.
Eğer siyasî baskı yapılmadığı takdirde… (Y)
Eğer siyasî baskı yapılmazsa… (D)
Eğer yasa teklifi bugün komisyondan geçtiği takdirde… (Y)
Eğer yasa teklifi bugün komisyondan geçerse… (D)
Eğer Lefkoşa’nın restorasyon planı tamamlansa bile… (Y)
Eğer Lefkoşa’nın restorasyon planı tamamlanırsa… (D)
(Mutlaka bile sözcüğü kullanılacaksa eğer kullanılmamalıdır.)
Eğer sözcüğü nasıl sesletilmeli? Yumuşak g’nin (ğ) olduğu sözcüklerin bazı sesletim kuralları vardır. Yumuşak g harfi “e, i” veya “e, e” sesleri arasındaysa bir ses uzaması olmaz, yumuşak g’nin yerine bir “y” sesi yerleşir.
eğitim – eyitim
beğenme – beyenme
değişme – deyişim
diğer – diyer
ciğer – ciyer
eğri – eyri
eğer – eyer
Burada şöyle bir soru aklınıza gelebilir: “Eğer” sözcüğü böyle söylenince “eyer” (hayvan üzerine konan oturmalık) sözcüğü ile karıştırılmaz mı? Bu soruya en doyurucu ve güzel yanıtı, TRT’nin unutulmaz spikerlerinden, iletişim ve diksiyon eğitmeni Jülide Sönmez veriyor:
“Vurguyla ayırt etmek mümkün. İlkinin (eğer) vurgusu başta, diğerinin (eyer) vurgusu sondadır. Ayrıca cümlenin gidişi de anlam karışıklığına yol açmayacaktır.”
Yazı boyunca eğer sözcüğünü bir bağlaç olarak ele aldık. Bir de eylem (fiil) olarak eğmek fiilinin bildirme kipi geniş zaman 3. tekil şahıs olumlu çekiminde eğer deriz. Bir atasözünde şöyle geçer: Başak büyüdükçe boynunu eğer.
Eğer bağlacı, dünya edebiyatında yüzyıllardır şairlere, yazarlara pekiştirici bir anahtar sözcük olmuştur.
- Karacaoğlan şöyle seslenmiş: “Eğer benim ile gitmek dilersen / Eğlen güzel, yaz olsun da gidelim.”
- Pir Sultan Abdal ise,“Eğer göğerüben bostan olursam / Şu halkın diline destan olursam / Kara toprak senden üstün olursam / Ben de bu yayladan Şah'a giderim” demiş.
- Shakespeare çağlar ötesinden 140. Sonenin bir dizesinde şöyle seslenir: “Umudumu yitirirsem eğer, aklımı da yitirebilirim çünkü”
- Tomris Uyar ne de güzel söylemişti: “Eğer yazarsanız size bir ömür yetmez. Birkaç hayat yaşama imkânı verir insana edebiyat.”
Kısa ömrüne birkaç hayat sığdıran Özdemir Asaf’tan bir “eğer” şiiriyle yazıyı bitirelim:
IXION
Gelmem dediğime bakma.
Eğer geliyorsam,
Eğer gideceksem…
Bırakma.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





