Eğitimin ötesi: Güçlü kızlarla ortak bir gelecek inşa etmek

Türkiye’de kız çocuklarının eğitime erişiminde son 20 yılda önemli ilerleme sağlandı; ancak eğitimde kapanan makas, okuldan işe geçişte, ekonomik katılımda ve karar alma süreçlerinde yeniden açılıyor. Bugünün meselesi artık kız çocuklarını yalnızca okula ulaştırmak değil, değişen dünyada kendi yollarını çizebilecekleri beceri, özgüven ve fırsatlarla desteklemek. Aydın Doğan Vakfı, "Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar" projesiyle eşitsizliğin eğitim sonrasındaki halkalarına odaklanıyor.
Eğitimin ötesi: Güçlü kızlarla ortak bir gelecek inşa etmek

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Yazı: Arzuhan Doğan Yalçındağ | Aydın Doğan Vakfı Başkanı

Dünya, her yıl 11 Ekim’i kız çocuklarının temel insan haklarını, sınırsız potansiyellerini ve ne yazık ki halen karşılaştıkları yapısal engelleri hatırlamak üzere karşılıyor. Birleşmiş Milletler’in bu anlamlı günü ilan ettiği tarihten bu yana 15 yılı geride bırakırken, zihinlerimizde aynı temel soru yankılanıyor:

Kız çocuklarının kendi geleceklerini özgürce tayin edebildiği, toplumsal yaşamın her kademesinde eşit yurttaşlar olarak yer alabildiği bir dünyayı ne zaman ve nasıl inşa edeceğiz?

Geride bıraktığımız yıllarda eğitime erişim cephesinde atılan adımların yarattığı ilerlemeyi yadsıyamayız. Dünyada son 20 yılda okul dışında kalan kız çocuklarının sayısı yüzde 39 azaldı. Türkiye’de okuma yazma bilmeyen kadınların oranı 2008’de yüzde 13,1 iken 2025’te yüzde 3,6’ya geriledi. Aynı dönemde 25-34 yaş grubundaki kadınların yükseköğretim mezunu olma oranı yüzde 12,5’ten yüzde 50,3’e yükseldi; bugün bu yaş grubunda genç kadınlar, yüzde 41’lik oranla erkeklerin önünde. 

  • Bu, toplum olarak gösterilen kararlılığın somut bir meyvesidir. Ancak sahadaki gerçeklik ve küresel veriler bize açıkça şunu söylüyor: Bir kız çocuğunun okul kapısından içeri adım atması bir varış noktası değil, yalnızca yolculuğun ilk adımıdır.

Asıl sınav, eğitim hayatı tamamlandıktan sonra başlıyor. Genç kadınlar diplomalarını ellerine aldıklarında kendi ayakları üzerinde durabilecekleri, insana yakışır iş imkanlarına kavuşabiliyor mu? Kendi hayatları, aileleri, kentleri ve toplumları hakkında karar alma süreçlerinde gerçekten söz sahibi olabiliyorlar mı? Yoksa görünmeyen cam tavanlar, köklü toplumsal kabuller ve daralan fırsat pencereleri hayallerinin önünü bir kez daha tıkıyor mu?

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Ağustos ayında yayımladığı "Gençlik İstihdamı Eğilimleri 2026" raporu bu soruya çarpıcı bir yanıt veriyor. Dünyada genç kadınlar ve genç erkekler okullaşmada artık eşit düzeyde. Buna karşın 2025’te genç kadınların yüzde 27,4’ü ne eğitimde ne istihdamdaydı; bu oran genç erkeklerin (yüzde 13,1) iki katından fazla. Ne eğitimde ne istihdamda olan her üç gençten ikisinden fazlası kadın. Yani eğitimde kapanan makas, okuldan işe geçişte yeniden açılıyor.

Türkiye’deki tablo da bunu doğruluyor. TÜİK verilerine göre 2025’te 15-24 yaş grubundaki genç kadınların yüzde 30,9’u ne eğitimde ne istihdamda; genç erkeklerde bu oran yüzde 16,3. Kadınların istihdam oranı erkeklerin yarısının altında kalıyor; Meclis’teki kadın temsili ise yüzde 19,9. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Eylül ayında yayımladığı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu 2026’da Türkiye, geçen yıla göre dokuz basamak yükselmesine karşın 145 ülke arasında 126. sırada. Eğitimde eşitliğe oldukça yaklaşmış durumdayız; ancak ekonomik katılım ve fırsatlarda 130., siyasi güçlenmede 117. sıradayız. Bu tablo, devasa bir potansiyelin atıl bırakıldığını gösteriyor.

Küresel ölçekte ise ilerlemenin hızı düşündürücü. WEF’e göre mevcut tempoyla küresel cinsiyet eşitliğine ulaşmak 120 yıl sürecek; bu süre ekonomik katılımda 129, siyasi güçlenmede 194 yıl. BM Kadın Birimi (UN Women) ile BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin (UN DESA) Eylül ayında yayımladığı 2026 Toplumsal Cinsiyet Görünümü raporu ise Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndaki toplumsal cinsiyet eşitliği hedeflerinin hiçbirinin 2030 rotasında olmadığını, bugünkü hızla bu hedefe ulaşmanın 171 yıl alacağını ortaya koyuyor. İklim krizinden ekonomik dalgalanmalara kadar her kriz dönemi önce kadınları ve kız çocuklarını vuruyor.

  • Peki, adil bir gelecek için bir asırdan fazla beklemeye gerçekten tahammülümüz var mı? 

Bizim bu soruya yanıtımız çok net: Hayır, bekleyemeyiz.

Bekleyemeyiz, çünkü dünya bizi beklemiyor. WEF’in Geleceğin Meslekleri 2025 Raporu’na göre işverenler, çalışanların temel becerilerinin yüzde 39’unun 2030’a kadar değişmesini bekliyor. En hızlı önem kazanan beceriler arasında yapay zeka ve büyük veri, ağlar ve siber güvenlik, teknoloji okuryazarlığı yer alırken yaratıcı düşünme, dayanıklılık, esneklik ve çeviklik ile merak ve yaşam boyu öğrenme de aynı listede.

Bu dönüşüm genç kadınlar için hem büyük bir fırsat, hem de yeni bir risk taşıyor. WEF’in 2026 raporu, büyüyen yapay zeka ekonomisinin mevcut mesleki ayrışmayı yeniden ürettiğine işaret ediyor: Kadınlar veri etiketleme çalışanlarının neredeyse yarısını oluştururken yazılım geliştirici ve uygulama mühendislerinin yalnızca beşte birini oluşturuyor. ILO’ya göre üretken yapay zekaya en yüksek düzeyde maruz kalan işler, kadın istihdamının yüzde 4,7’sini, erkek istihdamının ise yüzde 2,4’ünü oluşturuyor; yani kadınlar bu dönüşümden neredeyse iki kat daha fazla etkilenme riski taşıyor. 

Türkiye’de ise kadın yükseköğretim mezunlarının yalnızca yüzde 10,6’sı bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarından mezun olurken bu oran erkeklerde yüzde 26,2. Eğitimdeki kazanımlarımızı geleceğin ekonomisine taşıyamazsak, bugünkü eşitsizlikleri yarının mesleklerine de devretmiş oluruz.

Bu nedenle kız çocuklarını geleceğe hazırlarken yalnızca “hangi bilgiyi öğrenmeliler?” sorusuna değil, “değişen bir dünyada nasıl ayakta kalabilir, kendilerini nasıl yeniden geliştirebilir ve kendi yollarını nasıl çizebilirler?” sorusuna da odaklanmalıyız. OECD’nin 2030 Öğrenme Pusulası, bilgi ve becerilerin yanında gençlerin kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olmalarını, uyum sağlayabilmelerini, işbirliği yapabilmelerini ve dayanıklılık geliştirmelerini geleceğin temel yetkinlikleri arasında sayıyor. UNICEF de kız çocuklarının güçlenmesini STEM ve dijital becerilerin yanında problem çözme, müzakere, iletişim, özgüven ve sosyal girişimcilik gibi becerilerle birlikte ele alıyor. 

  • Ancak dayanıklılık yalnızca bireyin sırtına yüklenemez. Genç kadınların bu becerileri geliştirebilmesi için fırsatlara, ilişkilere ve kendilerini güvende hissederek öğrenebilecekleri alanlara ihtiyacı var.

Aydın Doğan Vakfı olarak, kurulduğumuz günden bu yana kız çocuklarımızın yalnızca yanında duran değil, onlarla birlikte yürüyen bir yol arkadaşı olmayı amaçladık. Yıllar önce “Baba Beni Okula Gönder” diyerek okullaşmanın önündeki engelleri kaldırmak için başlattığımız çaba, o günün ihtiyacına verilmiş bir yanıttı. Bugün ise ihtiyaç değişti. Artık mesele sadece bir okul sırasına oturmakla çözülmüyor; dijitalleşen dünyada yeni beceriler kazanabilmek, özgüven inşa edebilmek, sorgulamak, üretmek ve liderlik edebilmek gerekiyor.

Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğümüz “Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar” projemizin temel felsefesini de tam olarak bu vizyon oluşturdu. 

Çalışmalarımıza başlarken ilk yaptığımız şey, genç kadınların sesine kulak vermek oldu. Yaptığımız kapsamlı İhtiyaç Analizi araştırmasında genç kadınlara liderliği nasıl tanımladıklarını sorduğumuzda aldığımız yanıt son derece ufuk açıcıydı. Katılımcıların yüzde 71,7’si lideri; bireysel özgürlüğü ve demokratik katılımı teşvik eden, sorumluluk alan, adil bir düzen kurmaya çalışan ve başkalarını motive eden kişi olarak tanımlıyor. Yani genç kadınlar için liderlik bir makamdan çok bir duruş.

Bununla birlikte, aynı araştırma karşılarındaki duvarların ne kadar yüksek olduğunu da gözler önüne serdi. Genç kadınların yüzde 91’inden fazlası ekonomik güçlükleri, yüzde 76’yı aşkın bölümü ise toplumsal cinsiyet normlarını ve üzerlerine yüklenen beklentileri liderliğin önündeki engeller arasında sayıyor.

Tam da bu nedenle genç kadınlara yukarıdan bir bakışla “güçlenin” veya “lider olun” demek yetersiz kalıyor. Onlara kendilerini deneyebilecekleri, hata yapmaktan korkmayacakları, inisiyatif alabilecekleri ve kendi projelerini hayata geçirebilecekleri güvenli alanlar açmak zorundayız. Genç Liderler Yaz Kampları’nda, çevrimiçi akademi eğitimlerinde, mentorluk ve mikro hibe programlarında tam olarak bunu hedefledik. Bu süreçte 7 bin 600’ü aşkın genç kadına ve 3 binin üzerinde sivil toplum kuruluşuna ulaştık. 

Çalışmalarımıza katılan genç kadınların yüzde 99’u, liderlik ve sosyal fırsatlara erişim konusunda farkındalık kazandığını belirtti. Daha da önemlisi, genç kadınların yalnızca dinleyici değil; fikir üreten, etkinlikleri bizzat tasarlayan ve toplumsal dönüşüme öncülük eden aktörler haline gelmesine tanıklık ettik. Mikro hibeyle desteklediğimiz 17 genç kadın projesi, bugüne kadar 976 kız çocuğuna ulaştı; yani destek alan genç kadınlar, kısa sürede başka kız çocuklarına destek olan liderlere dönüştü. 

  • Gördüğümüz şey şu: Bir genç kadın fikrinin gerçekten dinlendiğini ve hayata geçebildiğini gördüğünde, kendisine ve yapabileceklerine ilişkin algısı da değişiyor. Karşısında “Ben de bunu yapabildim” diyen başka bir genç kadını görmek ise çoğu zaman en güçlü cesaret kaynağı oluyor. Akran dayanışması, geleceğe hazırlığın en az beceriler kadar önemli bir parçası.

Önümüzdeki dönemde bu yol arkadaşlığını kız çocuklarının hayat döngüsünün tamamına yaymak istiyoruz. Lise çağındaki bir genç kız için üniversiteye devam edebilmek, meslek seçimi yapabilmek ve dijital beceriler geliştirmek öne çıkarken; mezuniyetten sonra istihdama katılmak, iş hayatında eşit fırsatlara sahip olmak ve kariyerini sürdürebilmek belirleyici hâle geliyor. Bu alanda çok kıymetli çalışmalar yürüten pek çok kurum var. Bizim rolümüz, aynı işi tekrar tekrar yapmak yerine bu çalışmaların birbirini tamamlamasına ve daha fazla genç kadına ulaşmasına katkı sunmak.

Değişim mümkündür. Ancak bu değişimi kalıcı kılmak ve hızlandırmak için çok boyutlu bir el birliğine ihtiyacımız var. Kamunun eğitimden istihdama uzanan kapsayıcı politikalarına, sivil toplumun sahadaki çevikliğine, özel sektörün fırsat eşitliğini benimseyen ilkelerine ve medyanın dönüştürücü gücüne her zamankinden çok muhtacız. Birbirini tekrar eden adımlar atmak yerine, güçlü yönlerimizi birleştiren stratejik ortaklıklar kurmak mecburiyetindeyiz.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz ifadesiyle: “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur.” Kız çocuklarının potansiyelini toplumun tüm hücrelerine taşıyamayan hiçbir ülkenin güçlü bir geleceğe yürümesi mümkün değildir. Güçlü kız çocukları sadece kendi hayatlarını değil, ailelerini, çevrelerini ve hepimizin ortak yarınlarını aydınlatır. Onların düşlerine alan açmak ve seslerini geleceğin belirleyicisi kılmak, yarına ertelenecek bir görev değil, bugün üstlenmemiz gereken en acil sorumluluğumuzdur.

Bu makale Aydın Doğan Vakfı işbirliği kapsamında hazırlanmıştır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta