Elvin Beşikçioğlu: Tiyatro sadece gülüp eğleneceğimiz bir gösteri biçimi değil

Ankara merkezli tiyatro topluluğu Tatbikat Sahnesi 12. yılına girdi. Ekip, genellikle sistem eleştirisi yapan, toplumsal sorunları ele alan, farkındalık yaratan metinleri tercih ediyor. Oyuncu ve yönetmen Elvin Beşikçioğlu’yla beş yıldır sahnelenmeye devam eden oyunları "Cehennem"i ve bağımsız tiyatroların durumunu konuştuk.
Tatbikat Sahnesi'nin seçtiği metinler komedi ya da dram değil de, politik, sistem eleştirisi oluyor. Bunun bir sebebi var mıdır? Bir oyunu sahneye koymadan önce nelere dikkat edersiniz?
Tatbikat Sahnesi'nin ilk oyunu 2013’te Mezarsız Ölüler Sartre’dı ve sonrasında hep toplumsal derdi olan metinler seçtik. İçinde hep bir meselesi olan oyunlara yöneldik; söyleyecek sözü olan, tartışma yaratabilecek, izledikten sonra sönüp gitmeyecek yolda, eve giderken ya da oyun çıkışı bir şeyler yer içerken veya yürürken, arabayla yol alırken kafanızda dolaşan soruların konuşulduğu, fikir alışverişlerinin olduğu, farkındalık yaratan, düşünceyi açığa çıkaran metinlerin peşine düştük. Çünkü tiyatro sadece gülüp eğleneceğimiz bir gösteri biçimi değil. Antik Yunan’dan beri sorgunun peşine düşmüş, insanları felsefe, sosyoloji, insan duyguları, psikoloji, toplumsal veya bireysel sorunların sistem karşısında yarattığı etkiler konularında farkındalık yarattığı, tartışma ve düşünme ortamına çektiği, içinde edebiyatın, müziğin, ışığın ve tasarımların da bulunduğu bir bütün.
Atmosfer yaratma dediğimiz aynı zamanda büyülü bir iş. “İnsan neden tiyatro yapar?” sorusuyla ilintili daha çok. Eğer içinde sizi de ilgilendiren veya toplumu ya da insanlığı, bu çağın herhangi bir sorununu hiç bakmadığımız, öyle düşünmeyi es geçtiğimiz, yeni bir bakış açısı, yeni söylemle iletiyorsa ve bu bizi heyecanlandırıyorsa ki bu bambaşka bir bakış açısıyla aşkta olur, insan ilişkileri de olur, eğitim de olur, aile ilişkileri de olur. Yani illa ki politik olmak zorunda değil. Zaten Tatbikat Sahnesi'ni bence güzel yapan anlatış biçimi, neyi anlatmak istediği ve bunu ajite etmeden, insanlara baskılamadan sanatsal unsurların içinde yaratması ve sunması.

Fotoğraf: Murat Muratal
Gerçek ile sanalın iç içe geçtiği ve sınırların belirsizleştiği Cehennem’i henüz izlemeyenler için anlatır mısınız?
Cehennem, Batı Ekspresi gibi çok katmalı bir eser. Tek bir sorunla yola çıkmıyor. Sanal dünyanın çok fazla gelişip büyümesiyle gerçek dünyanın duygularının, yaşam özelliklerinin yok olmasına işaret ederken bunu kimlik, suç, aidiyet üzerinden yürütüyor. Gerçek dünyadan uzaklaştıkça orada edinilen tavır ve davranışların gerçek dünyada karşılığının olup olmadığının peşine düşüyor. Alışkanlıkların ve bağımlıkların, suçun meşruiyet kazanıp gerçek hayatta da olabilme olasılığının sorgusunu yaparken insanın edindiği kimliğin de gerçek olup olmadığı sorusunun peşine takılıyor bir sorgu odasında ve eş zamanlı giden sanal dünyadaki yaşantıda.
Beş sezondur devam eden bir oyun Cehennem. Geri dönüp baktığınızda nasıl hissediyorsunuz, ilk oynadığınız zamanla şu an arasında ne gibi farklılıklar var?
Aslında bu cast ile dördüncü sezonumuz. İlk yılı yönetmen koltuğunda ben vardım ve oyuncusu değildim. Şimdi de oynayan iki oyuncu hariç cast başkaydı. Sonrasında Dedektif Morris rolüne benim geçmemle oyun yenilendi ve yönetmen koltuğuna da Erdal’da geçti. Bu yenilenmiş haliyle dördüncü yılına girdi. Dolayısıyla değişti.
Tiyatro, organik olmasından dolayı asıl duruşunu ve anlatımını bozmadan değişen, yaşayan bir saha zaten. Her oyun küçük farklılıklarla oluşuyor duygu yönünden elbette. Kimi zaman hep söylediğiniz cümlelerin bazen bir iki sahne sonrasının soru cümlesini ne kadar vasıfsız söylediğiniz ortaya çıkıyor. Bir oyuncu olarak keşfettiğiniz veya sıradan söylediğiniz şeylerin anlamını daha sonradan da bulabiliyorsunuz. Oynarken alışkanlık edindiğiniz tavır ve davranışlarınız oluyor. Mesela bazen de onlardan birini yapmadığınızda oyun esnasında beden hafızası işlediğinden cümleleri unutabiliyorsunuz. Oyunculuk çok katmanlı, anın içinde doğru zamanlamalarla yürüyen bir iş. Her oyun başka bir şeyler öğretiyor, gösteriyor ve keşfetmenize olanak veriyor.
Özellikle bu sezon tiyatro toplulukları seyirci sorunu yaşıyor. Sizce tiyatro seyircisi azaldı mı yoksa çok fazla alternatif olduğu için seçici mi davranıyorlar?
Tiyatro bir kültür, altyapı, alışkanlık ve seçimi içinde barındırdığından bizim gibi az gelişmiş, kültüre ve sanata az değer veren, hala yaşamsal sorunlar yaşayan, dar gelirli insanların çoğunlukta olduğu ülkelerde hep sorun. Seyirci yetişmesi çocukluktan olur. Bu ailenin yaşam görüşü, bakış açısıyla ilgilidir. Ve tabii eğitimle. Eğitimin yeterli olmadığı, tek tip öğrenci odaklı, kişinin yeteneklerinin hiçleştirilip, yüceltilmediği eğitim sisteminde seyirci sorunu hep olacak. Çünkü seyirci yetiştiremiyoruz. Elimizdeki seyircilerle çevirip duruyoruz tiyatroyu. Bu da kısıtlı bir sayı. Büyütemiyoruz. Bu toplumsal bir sorun. Yansıması da böyle oluyor. Bu hep böyleydi. İnsan, özel tiyatro yaptıkça daha iyi anlıyor bunu.
Tatbikat Sahnesi kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bir tiyatro topluluğu. Fakat birçok tiyatro ödenek ve yapım desteği bulmakta zorlanıyor. Bağımsız tiyatrolar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir kültür yolu yok. Politikası yok. Dolayısıyla yalnızsınız her zaman. Özellikle maddi açıdan. Seyircinin desteğiyle gidiyorsunuz. Bu zor bir yol. Çünkü seyirci de ekonomik koşulların değişkenliğinde hareket ediyor. Kimi zaman dolan salonunuz kimi zaman yarı salon oluyor. Turnelerin zorluğunu, mali yükünü katmıyorum bile. Bu şartlar altında bir kurum olarak kalabilmeniz, varlığınızı sürdürebilmeniz çok zor. Hele ki bizim gibi tiyatro sanatının tüm unsurlarını kullanan, prodüksiyon yapan tiyatroların durumu daha da ağır oluyor. Birilerinin sponsor olabilmesi için bunun toplumsal bir ihtiyaç olarak görünmesi ve kültürün, sanatın baş tacı edilmesi gerekiyor ki bu da bu seviyede çok zor. Çünkü insanlar bu ülkede aç, yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yaşamsal ihtiyaç şu an sadece ekmek ve geçinebileceğin para hesabına kalmış durumda.
Tatbikat sahnesi Ankara merkezli bir sahne. İstanbul seyircisi ile Ankara seyircisi arasında farklar var mı? İki seyirci kitlesini karşılaştıracak olursanız neler söylemek istersiniz?
Ankara, Tatbikat Sahnesi'nin merkezi. 12. yılına giriyor. Beraber yürüdüğümüz, bizi seven, destekleyen ve yeni oyunlarımızı hatta afişlerimizi bekleyen bir seyirci kitlemiz var. Devlet Tiyatrosu Ankara’da kurulduğu ve çok büyük oyuncuların, iyi yönetmenlerin önemli işleriyle büyüyen ve bir tiyatro adabı, düşünen, sorgulayan bir seyirci kitlesi yetiştirmiş bir şehir Ankara. Hâlâ bunun devamı niteliğinde kaliteli bir seyirci kitlesi var Ankara’nın. Önemli bir üniversite şehri. Gençlerin dinamizmi ve hayat enerjisi yeni yeni yerine geliyor. İstanbul çok büyük, yaşam alanları çok uzak mesafeli ve fazla bir şehir. Her yerine ulaşmanın imkanı yok. O yüzden pek de kestirilemiyor. Belli sahnelerin belli bir seyirci kitlesi var. Onun haricinde büyük yerlerin daha çok show amaçlı gösterileri var. Ünlü isimlerden faydalanılan işler daha çok, tiyatro sanatından uzak. Bunların alıcıları daha çok oluyor. Çünkü dizi de gördüğü ünlüleri görmek istiyor yakından. Aslında bu dünyada da böyle. Bunda bir sakınca yok. Önemli olan şu ki, çoğu seyirci bunun ayrımında değil. Sanatın işlevi, kapsamı ve sanat nedir soruları boş, yetersiz ve cevapsız. Çünkü gördüğü gibi zannediyor. İşte asıl sorun eğitim olunca, altyapı bozuk olunca İstanbul, Ankara da çok fark etmiyor. Seyirci yetişmiyor. Bu fark tabii Ankara’da daha küçük bir yer olduğu ve altyapısı eskiden dolgun olduğu için çok anlaşılmıyor.
Cehennem oyununda sizi yönetmen olarak da görüyoruz oyuncu olarak da. Bu sizi nasıl besliyor? Yönetmen Elvin’in oyuncu Elvin’e ne gibi önerileri oluyor?
Sahne üstünde her zaman bir yönetmene ihtiyacınız var sizi yönlendirmesi için. Yol haritasını ancak o bütünler. Yani yönetmen olarak içinde oyuncu kimliğinize yardım edemezsiniz. O yüzden bu oyun iki yönetmenli. Oyuncu olarak değil yapılandırma ve bütünsel olarak yönetmenlikte oradayım ben. Biz eğer oyuncusuysak işin hep iki yönetmenlidir. Erdal ve ben. Önce izler belirlenir. Dünya yapılandırılır, yönetmen olarak. Sonra kim sahnedeyse diğeri görür ve yönlendirir oyuncu kimliklerimizi.
Son olarak sezonda 200 oyun var. Neden Cehennem’e gelsinler?
Seçimin çok olması her zaman iyi bir durum. Gelişmeyi sağlar. Farklı bakış açıları, yaklaşımlar kişinin sanat yolunda seçimlerini ve kendini bulmasıyla ilerler. Sanat ortaya konulan ve paylaşılan bir yemek gibi. Kimi tuzunu çok bulur, kimi için idealdir. Kimi yanık bulur, kimi öyle sever. Kimi tatlı ekşi sever, kimi karıştırmak istemez. Çok seçki her zaman daha iyi işler ve farkındalık sağlayan seyirci getirir. Cehennem günümüzde yapay zekanın hızla yol aldığı zamanda karşılaşacağımız kimlik sorunları, aidiyet ve yaşam yani insan olarak duygularımızı yaşadığımız zeminin kaymasıyla ilgili ve bir dedektif, kaçma kovalamaca hikayesiyle de dinamik tuttuğu için çarpıcı bir oyun. Aynı zamanda sahneleme biçimi, dekor, müzik, kostümlerle de desteklenen atmosferi de çok özel bir oyun. Çıkan seyircilerin nerdeydik yahu, black mirror mu seyrettik biz dediği, onları da devamlı içinde tutan, bulmaya çalıştıkları bir suç pedofili sorgusu üzerinden giden merak uyandıran bir oyun. Farkı bu.
*Cehennem oyunu 21-22 Mart tarihlerinde Ankara Tatbikat Sahnesinde.
Oyuncular: Ünsal Coşar, Elvin Beşikçioğlu, Zeynep Ekin Öner, Selin Tekman, Adem Aygil
Yazar: Jennifer Haley
Çevirmen: Gülay Gür
Yönetmen: Elvin Beşikçioğlu, Erdal Beşikçioğlu
Yönetmen Yardımcısı: Selin Tekman
Dekor Tasarım: Barış Dinçel
Fotoğraf: Murat Muratal
Video Mapping: Can Akyürek
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Müzikli günler 12. ODTÜ Caz Günleri, Javadoff ve Fazıl Say ile devam ederken 28. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'ne geri sayıyoruz.
17 Mar 2025

YAZARLAR

Emrah Akbaş
Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto Ankara
Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.
İLGİLİ OKUMALAR



