
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası'nın (Sağlık-Sen) 2 bin 124 sağlık çalışanıyla gerçekleştirdiği Sağlıkta Şiddet Araştırması'nın sonuçlarına göre her 4 sağlık çalışanından 1'i fiziksel şiddet görüyor. Verilere göre yılın ilk altı ayında 226 sağlık çalışanı şiddete maruz kaldı.
Uzun süredir kamuoyunun da gündemini oluşturan sağlık çalışanlarına şiddet konusunda AK Parti tarafından hazırlanan "kadına karşı şiddetin önlenmesi ve sağlık çalışanlarının özlük haklarında iyileştirme" yapılmasına yönelik düzenlemeler mayıs ayında kabul edilmiş, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca düzenlemeye ilişkin "Sağlıkta kasten yaralama suçlarında tutuklu yargılamayı sağlayan düzenleme, bunun yanı sıra, failin ceza indirimi amacıyla duruşmada kılık kıyafetine özen göstermesi, takım elbise giymesi, kravat takması gibi şekli tutum ve davranışlarını iyi hal indirimi nedeni saymayacak." açıklamasında bulunmuştu.
Yapılan düzenlemenin ardından geçtiğimiz ay Konya Şehir Hastanesi'nde Kardiyoloji Uzmanı Ekrem Karakaya, Hacı Mehmet Akçay tarafından tabancayla vurularak öldürülmüştü. Karakaya'nın ölümünün ardından Türkiye'nin birçok ilinde sağlık çalışanları eylem yapmış, "Sağlıkta şiddet son bulsun" mesajı vermişti.
Yaşananların ardından CHP, 120 milletvekilinin imzasıyla TBMM'yi "sağlık çalışanlarının sorunlarını görüşmek üzere" olağanüstü toplantıya çağırdı. TBMM Genel Kurulu AK Parti, MHP ve HDP milletvekillerinin katılımı reddetmesi nedeniyle toplanamadı. "Sağlıkta şiddet" konusu siyasilerin çözüm bulmaya çalıştığı ancak fikir birliği sağlayamadığı bir konu hâline dönüşmüşken biz de neler yapılabileceğine yönelik konunun yetkililerinden görüş aldık.
Neler yapılabilir?
Maddi yetersizliklerle eğitimini sürdüren tıp fakültesi öğrencilerine destek veren, tüm hastaların eşit sağlık hizmeti alabilmesi konusunda çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşu Lokman Hekim Sağlık Vakfı ile sağlıkta şiddete ve bu sorunun çözülmesine yönelik yapılabilecek çalışmalarla ilgili konuştuk.
Öncelikle sağlıkta şiddet büyük bir oksimoron. Sağlık ile şiddet birbirinin zıttı olan iki kelime. Burada tanımların yeniden şekillenmesi en büyük dileğimiz. Sağlık şiddetinin artmasını tek bir neden bağlamak sorunu yarım görmek demektir. Bir çok sorun var şiddetin artmasında; ama temel olarak sıralarsak:
- Avrupa'da özellikle sağlık sisteminin geliştiği Birleşik Krallık ve Hollanda'da hastanelere gitmek neredeyse imkânsız. Bunun nedeni uzman aile hekimi sisteminin aktif bir şekilde işlemesi. Nedir bu 'aile hekimi sistemi'; Bir hasta yaşadığı hastalığın tedavisi veya ilgili bölüme doğru yönlendirilmesi için aile hekimine gidiyor. Aile hekimi doğru tanıyı koyarak tedavi yöntemi öneriyor ya da hastanenin ilgili birimine yönlendiriyor. Türkiye'de durum ne yazık ki çok üzücü. Çoğu hasta aile hekimine gitmeden hastanelerden randevu alarak tedavi arıyor. Halbuki ağrı tanımlamadan kendi bilgisi (bu zaman zaman Google üzerinden araştırmayla oluyor) ile hastalığına tanı koyup tedaviyi vereceğini düşündüğü bölümden randevu alıyor. Bu da randevu sisteminin işlevsiz çalışmasına, yığılmaların artmasına sebep oluyor. Kulağında çınlama olan bir kişinin dahiliyeden randevu alması gerçekten o bölüme ihtiyaç duyan bir hastanın randevu almasını engelliyor. Bununla birlikte hastanelerde gereksiz yığılmalar, randevu alamamalar ve bunun sebebinin de doktordan kaynaklı olması zannedilerek doktorlar suçlu görülüyor.
- Bir diğer madde ise; göç eden doktorların yerlerinin doldurulmaması. Sağlık hizmeti alacak hastaların servislerde doktor sayısının yetersiz kalmasından dolayı oluşan psikolojik etkinin üzerine ülkedeki sağlık okur-yazarlığının düşük olması karşısında ortaya çıkan 'iletişimsizlik' iki tarafında gerilmesine, anlaşamamasına ve sürecin şiddet boyutuna taşınmasına sebep oluyor. Bunu tamamen sistemsel bir problem olarak görüyoruz aslında. Şiddete karşılık verilen cezaların caydırıcı olmaması da şiddetin artmasında önemli bir etken; fakat halkın bilinçsizliği, sistemin getirdiği eksiklik ve hastaların bu eksiklik karşısında hissettikleri çaresizlik durumları insanları şiddete yönlendiriyor.
Geçtiğimiz aylarda sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ilişkin yapılan düzenleme hakkında ne düşünüyorsunuz? Düzenlemeye rağmen bu olayların arttığını söylemek mümkün mü? Siz bu düzenlemenin nasıl yapılmasını talep edersiniz? Devlet ne yapmalı?
Yakın zamanda Meclis'te bu konuyla ilgili bir önerge veriliyor ve farklı siyasi partiler bu önergeye ve görüşmeye katılmıyor. Bu durumda devletin artık bir şey yapacağını umut etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Düzenlemenin neleri kapsadığı bile ne yazık ki çok muallak. Hastanelerde X-ray cihazlarının olmaması şiddetin arttığı her dönemde öne çıkan bir başlık oluyor; fakat başlıktan öteye geçemiyor. Bu konuda devletten beklenilen ilk şeyin cezai yaptırım olması ve bu yaptırımın caydırıcı boyutta gerçekleşmesi gerekiyor. Kamuoyu etkisi sayesinde serbest bırakılan daha sonrasında da tekrar yargılanan şiddet faili insanların olduğunu da biliyoruz. Bu düzenlemelerin yasa koyucu ve uygulayıcıların tam katılımıyla gerçekleşmesi ve tabipler odasının da işin içinde yer alarak bir yasa oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz.
Vakıf olarak bu konuda herhangi bir çalışmanız bulunuyor mu?
Mezunlarımızla (yani artık doktorlarımız) ve mevcut bursiyerlerimizle halkın sağlık okur-yazarlığının artması için 'doktoruma söylemem gerekenler' adında bir projemiz var. Bu projeyi mavi yakalı çalışanlara sahip oteller, fabrikalarla gerçekleştirmeye başladık. Bu kartı mezunlar ve bursiyerlerin katıldığı bir seminerle firmaların çalışanlarıyla dolduruyoruz. Basit bir check-list niteliği taşıyan bu kart doktorla iletişimi doğru ve verimli kurmaya, tanının doğru yapılmasını sağlamaya ve her iki tarafın da memnun bir muayene süreci yaşamasına yarıyor. Bu kartı daha da yaygınlaştırıp halkın sağlık okur-yazarlığını arttırmayı hedefliyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sağlık çalışanlarına şiddet, hekimlerin göçü, hastane ve personel yetersizlikleri, ilaç yokluğu
04 Ağu 2022

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




