GALİÇYA'DAN YÜKSELEN İKARUS

Tarihi boyunca ortalama performansların üzerine çıkamayan Deportivo La Coruña, 80’lerin sonundan başlayarak 15 yıl boyunca İspanyol futboluna yön veren başlıca takımlardan biri oldu ve sayısız unutulmaz hikayeye imza attı.
GALİÇYA'DAN YÜKSELEN İKARUS

Ikarus’un hikayesini bilenler vardır. Girit Kralı Minos, Dedalus ve oğlu Ikarus’u çıkmanın imkansız olduğu bir labirente hapseder. Dedalus ise çareyi balmumu ve tüylerden kendine ve oğluna birer kanat hazırlamakta bulur. Uçuş öncesi oğluna fazla alçaktan uçarsa denize düşeceğini, fazla yükseğe çıkarsa da kanatlarının eriyeceğini söyler ve ondan ölçülü bir şekilde uçmasını ister. Ancak bir kere havalanınca yaşadığı coşkuyla kendinden geçen Ikarus, fazla yüksekten uçmaya başlar. Kanatları eriyen Ikarus denize çakılır ve hayatını kaybeder. Arzuların ve hayatın gerçeklerinin çatışmasının ele alındığı bu hikaye, yüzyıllardır insanları düşünmeye sevk ediyor. Peki bu hikayenin İspanyol futboluyla ne ilgisi var? Yanıtı bulmak için İspanya’nın kuzeybatı ucundaki Galiçya bölgesine gitmeliyiz.

Her şeyden önce şunu söylemek gerekiyor: La Coruña önemsiz bir şehir değil. İspanya’nın deniz mahsulü tedarikçisi olan, moda endüstrisinin önde gelen markalarından Zara ve Bershka’nın sahibi Inditex’e ev sahipliği yapan, güzel plajlara sahip tatlı bir liman şehri. Fakat şunu da söylemek gerekiyor ki La Coruña, İspanya’nın en büyük 15 şehri arasında değil. Konumundan dolayı hem İspanyollar hem de turistler için “geçerken uğrayalım dedik” diyerek gidilecek bir şehir olduğu söylenemez. Buradaki iklim de İspanya denilince akıllarda oluşan görüntüden oldukça farklı. Şehrin güzel plajlarında denize girmek yalnızca iki ay mümkün oluyor. Tüm bunlar La Coruña halkının kendini İspanya’nın kalanıyla pek içli dışlı hissetmemesine ve şehrin biraz geri planda kalmasına yol açıyor. Daha doğrusu, yol açıyordu. Ta ki günün birinde La Coruña halkı, deniz mahsulleri ve plajlar dışında gurur duyacak başka bir şeye sahip olana kadar: Deportivo La Coruña.

Günün birinde dedik ama, tabii ki, Deportivo La Coruña birden ortaya çıkmış bir kulüp değil. 1906 yılında kurulmuş köklü bir kulüpten bahsediyoruz. Ancak başarı söz konusu olduğunda kulüp İspanyol futbolunda hiçbir iz bırakmamıştı. Şehrin takımı da kurulduğu günden 80’lerin sonuna kadar şehrin kendisini andırıyordu. Ne sürekli en tepede olacak kadar güçlü, ne de çok gerilerde kalacak kadar kötü. Özetle; Deportivo La Coruña uzun yıllar boyunca, amiyane tabirle, asansör takımdı. Fakat bu gidişe 1988 yılında dur denilecek ve ilerleyen yıllarda kulüp tarihinde “Süper Depor” dönemi olarak geçecek dönemin temelleri atılacaktı.

Riazor Plajı’nın hemen yanında yer alan Riazor Stadyumu 
(Kaynak: The Guardian)


1988 yılını kulüp için önemli bir eşik yapan iki olay var. Birincisi, ikinci ligde yer alan Deportivo bir alt lige düşmekten ligin son maçının son dakikalarında attığı golle kurtulmuştu. İkinci olaysa kulübün kaderini çizen asıl gelişme olmuştu. 15 yıldır birinci lige yükselememek, içinden çıkılamayan mali darboğaz, hem idari hem sportif yetersizlikler kulüp heyetinin Augusto Cesar Lendoiro’yu kurtarıcı olarak başkan seçmesine neden oldu.

Lendoiro hırslı bir başkandı. Deportivo’nun La Coruña şehrini olabilecek en iyi şekilde temsil etmesi onun için yeterli değildi. Öncelikle şehir ve kulübün daha çok bütünleşmesini, bu sayede de kulübün hem arkasındaki desteği hem de mali gücünü artırmasını istiyordu. Göreve geldiğinde kulübün 5000 üyesi vardı ancak Lendoiro bunu yeterli bulmuyor, üye sayısının üç katına çıkması gerektiğini düşünüyordu. İnsanları kulübe daha çok çekmenin yolu, doğal olarak, sahada alınacak sonuçlardı. Lendoiro idaresinin ilk iki yılında Deportivo, La Liga’ya yükselmeyi başaramamıştı ancak kulübün borçlarında ciddi bir azalma gerçekleşti. İyileşen mali durumla yeni oyunculara yapılan yatırımlar sonucunu verdi ve nihayetinde 1990-91 sezonunda Deportivo La Coruña 18 yıllık özlemin ardından en üst lige yükselmeyi başardı. Tam da Lendoiro’nun arzuladığı gibi, sportif başarıyla üye sayısı da ciddi artış göstererek neredeyse dört katına çıktı.

Süper Depor

Aynı zamanda bir kulüp efsanesi olan Arsenio Iglesias’ın çalıştırdığı Deportivo adına La Liga’daki ilk yıl pek iyi geçmemişti. La Liga’da kalabilmek için Real Betis’le oynanan iki ayaklı play-off’un galibi olarak lige tutunan Deportivo’da Başkan Lendoiro ortaya çıkan tablodan memnun değildi. En nihayetinde, kulüp tüm o yatırımları yeniden ecel terleri dökmek için yapmamıştı. Eldeki oyuncularla bu kadarı mümkün oluyorsa, o zaman daha iyi oyuncular alınacaktı. Umut vadeden genç oyuncularla deneyimli yıldızları bir araya getirme hedefiyle yola çıkıldı. Deneyimli savunmacılar Donato ve Lopez Rekarte, kariyerinin sonuna kadar Deportivo’da oynayıp kaptanlığa yükselecek olan Fran, başarılı kaleci Paco Liaño, iki yıl sonrasında Brezilya ile Dünya Şampiyonluğu yaşayacak olan Bebeto ve Mauro Silva transfer edilen oyuncular arasında göze en çok çarpanlardı. 

1992-93 sezonuna yeni ve güçlü kadrosuyla giren Deportivo’da işler bu kez istenildiği gibi gitti ve takım sezonu şampiyon Barcelona’nın 4 puan gerisinde üçüncü olarak tamamladı. “Atanın ve tutanın iyi olacak” klişesine uygun şekilde; Bebeto 29 golle gol kralı olarak Pichichi Ödülü’nü, Paco Liaño da en az gol yiyen kaleciye verilen Zamora Ödülü’nü kazanmıştı.

Ertesi sezon, Deportivo tarihinin en başarılı ama aynı zamanda en dramatik sezonlarından birini yaşadı. Aslında dramatik olan sezonun kendisi değil, sezonun son maçında yaşananlardı. Sezon boyunca muazzam bir savunma performansı gösteren Depor, 38 maçta kalesinde yalnızca 18 gol görmüştü. Fakat aynı başarıyı hücum tarafında görmek pek mümkün değildi. Şampiyonluk yarışındaki rakibi Barcelona ligi 91 golle tamamlarken, Deportivo 54 golle ilk yedi sıra içinde en az skor üreten takım olmuştu. Bu nispeten zayıf hücum performansına rağmen; son maça ligin lideri olarak çıkan Galiçyalılar için ligde iddiası bulunmayan Valencia karşısında içeride alınacak galibiyet, kulübe tarihinin en büyük başarısını kazandıracaktı.

Maçın başlamasıyla birlikte Deportivo oyuncularının gerginliği gözle görülür haldeydi. Riazor Stadyumu’nda dakikalar geçiyor ancak 0-0 skoru bir türlü değişmiyordu. Gergin bekleyişi birazcık yatıştıran tek şeyse Camp Nou’da Sevilla’nın ilk yarıyı Barcelona karşısında 2-1 önde tamamladığı haberiydi. İkinci yarıların başlamasıyla Riazor’da pek bir değişiklik olmazken Camp Nou’da işler tersine dönmüş, Barcelona 5-2 üstünlüğe ulaşmıştı. Dakikalar tükenirken Depor bir türlü ihtiyacı olan golü atamıyordu.

Sonra birdenbire herkesin beklediği mucize gerçekleşti. Ceza sahası köşesinde topla buluşan Nando’ya Valencialı Serer’in yaptığı müdahalenin ardından hakem tereddütsüz şekilde beyaz noktayı gösterdi. Riazor tribünleri sevinçten çıldırırken geriye tek bir sorun kalıyordu: Penaltıyı kim kullanacak? Takımın asıl penaltıcısı Donato 15 dakika öncesinde oyundan alınmıştı. Bir diğer penaltıcı Bebeto ise daha önceki maçlarda penaltı kaçırmış olduğu için çok gergin olduğunu söyleyerek topun başına geçmek istemedi. Durum böyle olunca şampiyonluğun kaderini belirlemek için topu penaltı noktasına koyma işi Sırp savunma oyuncusu Miroslav Djukic’e düştü.

Penaltı atışını yedek kulübesinden izleyen Donato, yıllar sonra o anla ilgili düşündüklerini şu şekilde anlatıyor: “Kaçırır mıydım bilmiyorum ama hangi köşeye atacağımı biliyordum ve o da kalecinin seçtiği köşe değildi. Bütün hafta buna çalışmıştım. Sol taraf, sol taraf, sol taraf. Otelde bile ‘Soluna, soluna, soluna’ diyordum. Çıldırmak üzere olduğumu düşünmüştüm. Ve sonra penaltı oldu ama ben yedek kulübesinden izliyordum.” Donato her zaman dersine çok iyi çalışan bir oyuncuydu. Bir gün bunun karşılığını da alacaktı ancak o gün işler çok farklı gelişti.  

Benim diyen oyuncunun kullanmaya cesaret edemeyeceği penaltı vuruşunda Djukic, onun fiziği ve gücündeki bir oyuncudan beklenmeyecek cılızlıkta bir vuruş yaparak topu Valencia kalecisi Gonzalez’e adeta teslim etti. Riazor tribünleri donup kalırken bitiş düdüğü de çok geçmeden geldi ve Camp Nou’da kutlamalar başladı. Cruyff yönetimindeki Barcelona bir kez daha şampiyon olmuştu. Deportivo ise hayallerini çok acı şekilde ertelemek zorunda kaldı.

O penaltı anını ölümsüz kılan iki görüntü vardı: Birincisi Djukic’in olduğu yere çöküp kalması, ikincisiyse kaleci Gonzalez’in penaltıyı kurtardıktan sonra çılgınlar gibi sevinmesiydi. Ligde hiçbir iddiası olmayan Valencia’da Gonzalez’in bu sevincinin nedeni yıllar sonra anlaşıldı: Valencia oyuncuları Barcelona’dan teşvik primi almıştı. Bu, o dönemde sık rastlanılan bir durumdu. Ertesi sezon Valencia’nın Riazor ziyaretinde Valencialı oyuncuların üzerine tribünlerden banknotlar saçılacaktı. Kısacası, bu maç Deportivo ve Valencia arasında yıllar sürecek bir rekabetin başlangıcıydı ve yine başladığı gibi dramatik şekilde son bulacaktı.

Djukic’in penaltıyı kaçırdığı an


Ertesi sezona başlarken Arsenio Iglesias bunun Deportivo’daki son sezonu olacağını açıkladı. Deportivo bu sezonu da ikincilikle tamamladı ancak bu kez içinde dramatik bir hikaye barındırmıyordu. Real Madrid fazlasıyla iyiydi ve Barcelona’nın aksine işini şansa bırakmamıştı. Depor için bu sezonu özel yapansa sezon sonundaki Copa Del Rey zaferiyle gelen kulüp tarihinin ilk büyük kupasının kazanılması oldu. Bu kupanın bir önceki sezonun hesabının görüldüğü maçta Valencia karşısında kazanılması Depor için ayrı bir mutluluk kaynağı olmuştu. Final maçının ise oldukça ilginç bir hikayesi vardı. 83. dakikada maç 1-1 devam ederken hakem şiddetli yağıştan ötürü maçı ertelemeye karar verdi. Madrid’de durmak bilmeyen yağmurun ardından üç gün sonra kalan yedi dakikayı oynamak için takımlar Bernabeu çimlerine çıktı ve bu süre Depor’a galibiyet golünü atması için yeterli oldu.

Süper Depor, efsane hocasını kupayla yolcu ediyordu. Başka bir hocanın dikiş tutturabilmesi içinse bir süre beklemek gerekecekti. Iglesias’ın ardından gelen üç hoca Deportivo’yu alışmakta olduğu istikrarlı çizgide tutamadı. Aslında, bu üçlünün arasında dikkat çeken tek bir isim vardı: John Benjamin Toshack. Başarılı bir performans sergilemenin çok uzağında kalan Toshack, Deportivo’yu çalıştırdığı dönemde sivri açıklamalarıyla gündeme geldi. Toshack oyuncuları yetersiz bulduğunu sık sık dile getirirken şu sözleri kullanıyordu: “20 yıldır gördüğüm en kötü oyuncu grubu. Çökmüş ve yıpranmış haldeydiler. Gelecek ya da gençlik yoktu. Devam edebilmek için 18 yıllık deneyimimim tümünü kullanmam gerekti.”

Başarısızlıkla tamamlanan ilk sezonun ardından, Toshack’ın oyuncu grubunun yetersiz olduğu eleştirisine Lendoiro’nun yanıtı Rivaldo, Conceiçao ve Cristovao gibi isimleri transfer etmek oldu. Fakat Toshack’la daha fazla uğraşmak istemeyen Bebeto ülkesine dönme kararı almıştı. Takım, sezonu üçüncü olarak tamamladı ancak oyuncularla ve taraftarlarla yıldızı barışmayan Toshack daha lig bitmeden sezon sonu görevden ayrılacağını açıklamıştı.

Ertesi sezona başlarken Arsenio Iglesias bunun Deportivo’daki son sezonu olacağını açıkladı. Deportivo bu sezonu da ikincilikle tamamladı ancak bu kez içinde dramatik bir hikaye barındırmıyordu. Real Madrid fazlasıyla iyiydi ve Barcelona’nın aksine işini şansa bırakmamıştı. Depor için bu sezonu özel yapansa sezon sonundaki Copa Del Rey zaferiyle gelen kulüp tarihinin ilk büyük kupasının kazanılması oldu. Bu kupanın bir önceki sezonun hesabının görüldüğü maçta Valencia karşısında kazanılması Depor için ayrı bir mutluluk kaynağı olmuştu. Final maçının ise oldukça ilginç bir hikayesi vardı. 83. dakikada maç 1-1 devam ederken hakem şiddetli yağıştan ötürü maçı ertelemeye karar verdi. Madrid’de durmak bilmeyen yağmurun ardından üç gün sonra kalan yedi dakikayı oynamak için takımlar Bernabeu çimlerine çıktı ve bu süre Depor’a galibiyet golünü atması için yeterli oldu.

Süper Depor, efsane hocasını kupayla yolcu ediyordu. Başka bir hocanın dikiş tutturabilmesi içinse bir süre beklemek gerekecekti. Iglesias’ın ardından gelen üç hoca Deportivo’yu alışmakta olduğu istikrarlı çizgide tutamadı. Aslında, bu üçlünün arasında dikkat çeken tek bir isim vardı: John Benjamin Toshack. Başarılı bir performans sergilemenin çok uzağında kalan Toshack, Deportivo’yu çalıştırdığı dönemde sivri açıklamalarıyla gündeme geldi. Toshack oyuncuları yetersiz bulduğunu sık sık dile getirirken şu sözleri kullanıyordu: “20 yıldır gördüğüm en kötü oyuncu grubu. Çökmüş ve yıpranmış haldeydiler. Gelecek ya da gençlik yoktu. Devam edebilmek için 18 yıllık deneyimimim tümünü kullanmam gerekti.”

Başarısızlıkla tamamlanan ilk sezonun ardından, Toshack’ın oyuncu grubunun yetersiz olduğu eleştirisine Lendoiro’nun yanıtı Rivaldo, Conceiçao ve Cristovao gibi isimleri transfer etmek oldu. Fakat Toshack’la daha fazla uğraşmak istemeyen Bebeto ülkesine dönme kararı almıştı. Takım, sezonu üçüncü olarak tamamladı ancak oyuncularla ve taraftarlarla yıldızı barışmayan Toshack daha lig bitmeden sezon sonu görevden ayrılacağını açıklamıştı.


YAZININ DEVAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ



Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR