Gaspar Noé ve Bir Rahatsızlık Süreci "Lux Æterna"

Temel İçgüdü
Bu kısımda "Filmi izlemeden evvel neler bekliyordum?" sorusuna kısa bir cevap veriyorum. "Kim böyle bir şey talep ediyor?" Bilmiyorum. Başlayalım.
Tek mekan filmleri severim çünkü yönetmenlik becerinizi konuşturmanızı gerektirir. Tek mekan, iki kadın yer alıyor fragmanda, aşk olabilir belki. Tahminlerim bu kadar. Niye bu kadar? Çünkü filmin yönetmeni Gaspar Noé.
Yönetmene Bakış

Kaynak: IMDB
Gaspar Noé. Buraya genel geçer, süslü bir-iki cümle ile kendisi hakkında bilgili olduğum kanısına varmanızı sağlayacak şeyler yazabilirdim. Fakat açık olacağım. Ben, bir yönetmenin tek bir filmini izleyip de kendisini eşinden daha iyi tanıdığını iddia eden kimselerden değilim. Yani, bir yapımla bir yönetmeni tanıdığımı ima edip aptal durumuna düşme ihtimalini göze almak istemiyorum kısacası. Çünkü bir yönetmen, her filminde farklı bir nefes üflemek isteyebilir. Bir filminde mitolojik ögeleri ele alıp ilahi-tanrısal bakış açısı ile konuyu aktarırken, diğer filminde üçüncü şahıs anlatıcı olarak basit bir aşk hikâyesine pencere aralayabilir.
Uzun metrajları arasından yalnızca 2018 yılında vizyona giren Climax filmini izledim Gaspar Noé'nın. Climax'in şahsına münhasır bir yapısı vardı. Basit ama farklıydı. Tek mekanda garip bir maceraya sahipti. "Vaay, ufkumu genişletti, muazzamdı" gibi cümleler kurmayacağım kendisi hakkında. Fakat gördüklerinizden memnun olup olmadığınıza karar veremediğiniz, hatta zaman zaman rahatsız olduğunuza emin olduğunuz anlarda bile sıradaki sahnelerin neler getireceğini sürekli olarak merak ettiğiniz, sizi ekrana kilitleyen bir yapımdı.
Bolca sanatlı bir yapıya sahip Noé, ışık işlerini seviyor, duygunun daha iyi aktarılmasında, edebi cümlelerden çok ışık ve çekim tekniklerinin önemli olduğunu düşünüyor. Çekim teknikleri demişken, amatör ruhu da korumayı başarmış, şaşalı makinalar ya da aparatlar ile işi olmayan bir yönetmen aynı zamanda. Bu oldukça önemli. Çünkü bu işte amatör ruhu kaybettiğiniz zaman, o size özgü nefesi de üfleyemeyecek hâle gelebiliyorsunuz çoğu zaman. Artık incelemeye geçebiliriz.
İncelemenin Kendisi
Filmde bir yönetmen ve oyuncusu, cadılar hakkında hikâyeler anlatan bir filmin setinde hayata dair sohbet ederken filmin çekimleri de başlamak üzere. Tabii Lux Æterna bununla da sınırlı değil; film, yönetme aşkı ve setteki histeriler hakkında yapılmış sıra dışı bir çalışma.
"...bir yapımla bir yönetmeni tanıdığımı ima edip aptal durumuna düşme ihtimalini göze almak istemiyorum kısacası."
Filme ait beklentilerime yer verdiğim kısımda yer alan bu cümle ile başlamak istiyorum. Tam anlamıyla olmasa da ikinci yapımı izledikten sonra bir yönetmen hakkında oldukça yüklü çıkarımlara sahip olabileceğimi söyleyebilirim. En azından Gaspar Noé özelinde.
Şunu belirtmeden geçmek istemiyorum, kendisi sinemaya aşık bir insan. Fakat şimdi hisleri bir kenara bırakalım ve biraz teknik konuşalım. İzlediğim iki filmde de (Climax ve Lux Æterna) neredeyse birebir anlatım biçimleri, belli formüller ve çatışmalar ile yola çıksa da bir noktada farklı yollardan sonuca gitmeyi tercih ediyor yönetmenimiz. Peki, nedir bu farklılık?
"Görsel bir deneme; ama..."

Kaynak: Fanart TV
Ekran, filmin büyük bir çoğunluğunda ortadan ikiye bölünmüş şekilde. Buna oyun dünyasında olduğu gibi, sinemada da "Split Screen" deniyor. Sinemada çok beğendiğim dizayn şekillerinden biri olmasa da nihayetinde bir tercihtir. Bu tercihe bağlı olarak da birçok şey değişir aslında, hatta değişmek zorundadır. En başta değişmesi gereken ise anlatım biçimidir. Bu tekniğin en kaliteli örneklerinde, iki tarafta da görüntü akarken belli zaman aralıkları ile sıralı bir şekilde sözlü anlatım yapılır. Örneklendireyim. Eğer karşılıklı konuşan iki insanı, iki ayrı ekranda sunacaksanız hiçbir sorun teşkil etmez; çünkü insanlar zaman zaman üst üste konuşsa da çoğunlukla sıra beklerler. Kısacası bu kararı aldığınızda senaryonuzun birçok diyaloğa sahip olacağını tasdiklemiş olursunuz.
Fakat...
Fakat aynı anda, iki farklı mekanı ekrana yansıtıyor ve iki ekranda da farklı meselelerin konuşulmasını istiyorsanız, filmin ana dilini bilmeyip altyazı ile takip eden insanları büyük bir bölünmeye itecek ve yalnızca kişinin ilgisini çeken tarafı takip etmesine sebep olacaksınız. Bu da filminizin belli bir bölümünün izleyici nezdinde çöpe gitmesine sebep olacağı gibi, bu tercih ile hikâye detaylarınızın da yok olmasına yol açacak. Sol ekranın altyazısını takip eden kişi, filmin finalindeki cümleyi anlamlı kılacak olan sağ ekrandaki mitolojiye yaptığınız göndermeyi nasıl yakalayabilir?
İşte bu sebeple bütünlüğü yakalayamayan izleyici, görsellikten memnun kalsa da kendisi için her daim "yarım" olarak niteleyeceği bir filmden ayrılmış olacak. Ve maalesef Gaspar, bu noktaya takılıyor. İşte bu, bir tercih değil. Çünkü kimse, evladını kötü sona götürecek yolu tercih etmek istemez.
Peki anlatım biçimi?
Çok da uzatmadan, kendi adlandırdığım şekilde söyleyeyim, "kıyamet." Evet, kıyamet. Hani bazı dinlerde kıyamet tanımlanırken, "Öyle bir vahşete sahne olacak ki yeryüzü... Üstündeki insanlar, kendi çocuklarını, eşlerini ve dostlarını bile, kendi canlarının derdine düşmekten unutacak" denir ya, heh işte Gaspar'ın filmlerinde de bu durum söz konusu.
Belli bir noktaya kadar mantık çerçevesi içinde hareket eden karakterler, bir noktadan sonra beyinlerini bir kenara bırakıp görev odaklı hareket etmeye başlıyor ve başkalarının dertlerini umursamadan sadece kendi işlerini tamamlamaya çalışıyor. Aslında çok ucuz bir teknik olsa da kullanılan doğal çekim teknikleri ve geçişleri tamamlayan müzikler çok kısa sürede yoğun çatışmaya sahip, kendi dünyası içerisinde ufak bir kıyamet sahnesine dönüştürüyor yapımı. Bir de bunların üstüne mesleki hırslar, cinsel dürtüler ve ayrımcılık gibi ögeler de eklenince... Teknik açıdan eksiklikler ve hatalara sahip olsa da tarihin her dönemine göndermelerde bulunan, bileği kuvvetli bir filme dönüştürüyor yapımı. Bu anlatım biçimi ile iki filmde de beni yakaladığını söylemeliyim.
Peki, net olarak başarılı olduğu bir bölüm yok mu kendisinin?

Kaynak: Fanart TV
Elbette var. Genel olarak tek seferde uzun çekimler yapmaktan hoşlanan, ışık işlerini seven, izleyiciyi her açıdan sonuna kadar rahatsız etmeyi kendisine görev bilen bir yönetmen ve bunların hepsinde oldukça başarılı. Fakat bu filmde ışıkla yaptıklarını tasvip etmiyorum. Sebebini incelemenin sonunda belirteceğim.
Oyunculuk anlamında ise söylenecek pek bir şey yok. Kısa süresi ve duygu geçişlerinde sahip olduğu bol doğaçlama sekansları ile asla kötü bir performans ağacına sahip olmadığı gibi, ön plana çıkan herhangi bir isimden söz etmek de mümkün değil.
Farkındayım, hızlı geçişlere sahip, farklı duyguların yer aldığı başıbozuk bir inceleme oldu. Fakat filmler hakkındaki görüşlerimi, filmlerin bende uyandırdığı hisler ile senkronize hâle getirmeyi seviyorum. "Ulan, şu konuda iyi iş çıkarmış, di mi Oğuz? Ama öte yandan da bu ne perhiz ne lahana turşusu be..." diyerek izlediğim bir orta metrajın incelemesi de ancak bu şekilde yapılabilirdi şahsım tarafımdan.
Sadet:
"Yönetme arzusu, sinemaya aşık olmuş" diyebilirim Gaspar Noé için. Bunu biliyorum. Fakat bu aşk, gözünü kör etmiş olacak ki ayrımcılık ve cinsiyetçilik gibi konuları, topluma ayna tuttuğunu iddia ederek tarihin tüm zamanlarına sert bir eleştiride bulunurken öte yandan filmi, izleyiciye bıraktığı "Tanrıya şükür ateistim" notu ile sonlandırması, ne kadar sığ ve ezilmiş bir mantaliteye sahip olduğunun da bir göstergesi. Yanlış anlaşılmasın, bu yorumu inanca olan yaklaşımı nedeniyle değil, bunu yansıtma şekli ile ilgili olarak söylüyorum.
Benimsediğimiz hiçbir fikri "İyi ki..." ya da "Yaradana şükür ki..." hissiyatı ile yaşamıyorsak, zaten benimsemiyoruz. Bunu belirtmek ise yalnızca izleyicinin gözüne parmak sokmaktan ibaret. Kaldı ki "İnsanlar birbirini cinsiyetlere bağlı olarak ötekileştirmesin, cadı avlarına çıkılmasın, ayrışılmasın..." mesajını vermişken, perdeyi kapatmaya saniyeler kala ekrana çıkıp, "Hepiniz birer salaksınız. Bak ne güzel laf ebeliği yaptım ama..." hissiyatı ile bir mesaj vermek, yalnızca küçük akılların işidir. Perde kapanınca sen göğe yükselip ortadan mı kayboluyorsun? Hayır, yarattığın o ucube ve özerk dünyanın garip bir köşesinde yüzün aynaya bakar bir şekilde "Haha. Nasıl da yaptım şovumu ama..." diyerek yaşamaya devam ediyorsun. Ama bunu yalnızca kendin için yapıyorsun ve bu oldukça aciz ve yetişmemiş bir aklın ürünü.
Siz, anlatım biçimi ve iletişim konularında Gaspar gibi olmayın, sayın yönetmen ve senarist adayları. Herkesi kör, alemi sersem sanıp da kendini tilki belleyenlerden olmayın. Sonunuz kürkçü dükkanı olabilir, ondan söylüyorum.
⚠️UYARI: Sara (epilepsi) hastalığına sahip kişilerin filmi izlemeleri ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. 51 dakikalık filmin 15 dakikası, bu rahatsızlığı tetiklemek adına hazırlanmış ışık oyunlarına sahip diyebilirim. Filmde de bununla ilgili ufak bir nüans yer alıyor. Fakat bununla ilgili herhangi bir uyarı ya da metin yer almıyor.
İncelememi buraya kadar okuduğunuz için teşekkür eder, iyi bir hafta geçirmenizi dilerim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gaspar Noé ve Bir Rahatsızlık Süreci "Lux Æterna," Influencerlar ve İçeriğin Dönüşümü, haftanın haberleri, öneriler ve daha fazlası.
27 Tem 2022

YAZARLAR

Oğuz Altınöz
Yazar - Show Business

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR



