Gayet Tabii Kişisel

Geçtiğimiz ay sezonu açmış, oldukça kişisel enstantanelerle dönüş yapmıştık. Mevzuyu bir süre daha kişisel tutarak yazacağım gibi duruyor.
Gayet Tabii Kişisel

Aposto! bültenleri arasında siz okurlarımız ve takipçilerimizin belki fark edeceği bazı denk gelişler yaşanıyor. Bu denk gelişler, müzik dünyasında benzer çemberlerde dolandığımızı ve bu çevrelerin üretimleriyle, söylemleriyle daha çok buluşma ihtiyacı duyduğumuzu gösteriyor gibi.

Ben de bu bülten yazımı Kadıköy Karga’nın 25. Yaş gününü kutlayarak açmak isterim. İyi ki varlar ve iyi ki böyle bir etki alanı olan mekân, üretim kanalı olarak hayatlarımızdan geçmişler, geçiyorlar!

Karga denilince, mekân ve mahâl olmak, orada üretmek, tüketmek, orada seçimli bir kitle oluşturmak ve tabii ki aidiyet gibi bir dizi şey geliyor aklıma. Eh buradan sonra sözü nereye getireceğim de az çok belli. Tayfun Polat’ın “Türkiye’de Bağımsız Müzik – Başlangıç” kitabı elime ulaştı. Bir süredir vakit geçiriyoruz. Kitabın beni neden heyecanlandırdığını geçen bülten yazımda biraz sezdirdiğimi düşünüyorum. Bir tartı gibi oldu bu kitap benim için ve kitapla vakit geçirdikçe başka yerlerden de heyecanlanıp notlar aldım, çokça satırın altını çizdim. Mevzunun gayet kişisel olduğunu söylemem de bundan. Tayfun Polat’ın “bağımsız müzik” dediğimizi “göre”likle anlamlandırması gibi.

Epey yol alındığını, artık müzik sahnesini ele alırken söylemlerin tartıldığını göz ardı etmeden, müziğin sosyal anlamını tartışmaya hâlâ büyük oranda yabancı olduğumuzu düşünüyorum. Üretimlerin ne kadar dolaştığını, ne kadar dinlendiğini, görünürlüklerin nasıl hesaplanması gerektiğini daha çok konuşuyoruz gibi. Bu yüzden mekânlarda ve sokakta yaşanan buluşmaları, müziğin satır araları üzerinden düşünmek, anlamaya çalışmak önemli. Tayfun Polat’ın kitabı da bu anlamda bize çok şey hatırlatacak bence.  25. yaşını henüz kutlamış Karga’da geçen mesaisinden, radyo programlarında dinleyiciyle buluşturduğu bağımsız müzisyenlerden, yazıp çizdiklerine ve tüm bu mesaide ulaştığı topluluk içindeki konumunu düşünürsek, kendisinin bir ağırlığının olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yüzden kitabın özellikle ilk bölümünde akademik dil ile müziğin sosyal bir ağa dönüştüğü mahallerin bakışını birbirine yakınlaştırmasını çok kıymetli buluyorum. Kendisinin de sıkça dile getirdiği ana odağa dair kaynak sıkıntısı, güncel çalışmaların azlığı ya da bence yapılan çalışmaların akademide kısılıp kalması bu anlam dünyalarını sokaktan uzaklaştırmış oluyor. Sokak derken, bir müzik ağı, mekânı ya da oralardan beslenerek birbiriyle ilişki kuran toplulukları kastediyorum. Akademide olup biten sokaktaki insanı çok bağlamazken, akademide tartışılan bazı kritik meseleler ya da önemli başlıklar, kavramlar sokakta var olanın hayatına dokunur, yeri geldiğinde yeni gündemler yaratır. Böyle düşündüğümden kimilerine göre romantik bir sosyal bilimci olarak, öğrenciliklerimde öğrendiğim her satır arasını naçizane, çevremde müzikli hayat yaşayan kim varsa paylaşmaya, masaya yatırmaya, beraber soru sorup oradan gelişmeye çalıştım. Bunu elbette müzikoloji yüksek lisansım sırasında daha da ısrarla yaptım. Ancak benim baltam çok sık taşla buluştu o naçizaneliklerde. Neden buluşmasın… Benim öyle bir kol kasım yok. Balta elimde zor duruyor. Şaka bir yana, biraz böyle bir yerden bu kitabın, Tayfun Polat’ın sahip olduğu ağırlıkla, ulaşacağı kitleyi düşününce heyecanlanıyorum. Polat’ın hem akademik kelama başvurması hem bazı kaynakları yeni bir kitleye ulaştırması hem de okuruna tebessüm ettiren yazara ait ve dair dipnotlar düşünülürse, müziğin satır aralarını müzik okuyucusunda merak uyandırarak aktarmasının yeni bir buluşma sağlayacağını düşünüyorum. Az iş değil! Üstelik kitabın ikinci kısmında Tayfun Polat’ın kendi anılarından da bölümler koyması, bana bir kez daha bizim (bizim dediğime bakmayın ben işin çok dışındayım) etno/müzikolojide konuştuğumuz araştırmacının çalışma alanının önemli bir parçası olarak kendini de aktarması noktasını yeniden hatırlatıyor. Günümüzde sıklıkla deneyimler, anı tarihçiliği ve üretenlerin hikâyeleri üzerinden kendi dünyalarımızı ya da üretim alanlarımızı anlamlandırmaya çalışmamız boşuna değil. Bunun üretim alanlarını başka bir yerden hissetmemizi sağladığını düşünüyorum. Müziğin / iyi müziğin, topluluk olma hâli ve “tavır” üzerinden artık daha görünür biçimde konuşulduğu bu günlerde satır aralarında buluşmak; yaşarken, deneyimlerken veya üretirken şekillendirici ve besleyici olacağını düşünüyorum. Tayfun Polat’ın iyi ki yazdığı bu kitap ve gelecek benzerlerinin sağlayıcılığı gibi…

Kitaptan: 

“… Tamam müzik tarihi yazıyorum falan da bunu da başka nerde söyleyebilirim bilemedim, burası yeri gibi geldi; çok affedersiniz ama Byzas halt etmiş. Ben Kadıköylüyüm. Çok şükür, kendi hâlimce bir şeyler gördüm, geçirdim. Körlük, görme, göreli şeyler. Misal İstanbul’da güneşin batışını en güzel Kadıköy’den görebilirsiniz. Bana göre. Ve zaten daha en başta söylediğim gibi, bu kitapta anlatılanlar da öyle. Aslında bunca lafı şunu söylemek için ediyorum; Kadıköy bu ülkede alternatif/bağımsız müziğin başkentidir. Bu unvanı da 90’larda almıştır. …” (syf-256)

* * * * *

Müzisyenin Ağzından röportaj serisine ne oldu? 

Açıkçası bunu ben de henüz bilmiyorum. “Pandemi etkisi geçti” diyen birkaç eş dost, sahne alan ve sahne hazırlayıcısıyla konuştuktan sonra elimde kalan son bir röportajı da yayımlamak ile yayımlamamak arasında gidip geliyorum. Daha doğrusu ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. İşin bu kadar kısa sürede geçmiş zamana düşmesini kabul edip bir data işi gibi röportaj yayımlamak da yeni bir seri ile bu etkinin hissedilmeyişini konuşmak da seçenekler arasında. İş, müzik dünyasının içindeki sorunlar çözüldü mü, bu sorunların konuşulup konuşulmadığı ya da üretmeye dair pandemi sonrası telaşını anlamakta. Bakalım önümüzdeki ayın bülteni müzikli mevzulara neler getirecek…

* * * * *

Herkes için Etno/Müzikoloji podcast/video serimizi bitirmek durumunda kaldığımızı daha evvel sizlere duyurmuştuk. Pandeminin bağlayıcılığı kalkınca, iki ayrı ülke ve şehir ritminde buluşmamız, görüşmeleri gerçekleştirip düzenlemek pek mümkün olmadı. Seriyi bitirmenin yanında elimizde yayınlayamadığımız bir de bölümün kalmış olması bizim için üzücü olanı. Gündem çok hızlı değişti, biz başına oturamadık derken Kültür Tarihçisi – Etnomüzikolog hocamız Mustafa Avcı ile görüştüğümüz bölümü yayınlamak mümkün olmadı. Takip etmişleriniz bilir, her bölüm sonunda hocalarımıza o sıra ne okuduklarını / dinlediklerini masasındakileri soruyorduk. Ben de hem hocamıza duyduğumuz mahcubiyet hem de her bölümün o cevaplarını merakla dinleyip önemsediğimden aldığımız okuma tavsiyelerini burada paylaşmak istiyorum.

Görüştüğümüz dönemde kendisi ses çalışmalarıyla ilgili henüz bir şeyler yazmış olduğundan öncelikle bu alandaki okumalarının yoğunluğundan ve bestecilikle ilgili yazılmış tez çalışmalarına, telif yazılarına baktığından bahsediyor. Sonra bizim için çeşidi bol bir liste sıralamaya başlıyor;

  • Hocamızın ilk aklına gelen, sesle ilgili temel kavramları aktaran içinde müziğin/dinlemenin ve akustemolojinin de olduğu, ilgilenenler için iyi bir kaynak olacağını düşündüğü; David Novak, Matt Sakakeeny editörlüğüyle yayımlanmış Keywords in Sound oluyor.
  • Sonra o sıralarda çok etkilendiği okumalardan bir tanesinin İletişim yayınlarından Tanıl Bora çevirisiyle çıkan, Ernst Bloch’un “İbni Sina ve Aristotelesçi Sol” u olduğunu aktararak; “Biz Türkiye’de yaşayan insanlar olarak özellikle islam felsefesi ve islam tarihi konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu alanın, sadece ilahiyatçılara bırakmadan sosyal bilimciler ve tarihçilerin de içine girmesi gereken bir alan olduğunu düşünüyorum. O açıdan benim çok ilgimi çekti bu kitap” diyor.
  • Johan Huizinga’nın Homo Ludens kitabı (Türkçe’ye "Oyuncu insan" olarak çevrilmiş) Avcı’nın dönüp dönüp baktığı, yer yer derslerinde bahsini geçirdiği ve sevdiği bir kitap olarak bizim de notlarımız arasında yerini alıyor.
  • Lewis Hyde’ın The Gift kitabı için Avcı şunları söylüyor; “Bu kitap okuduğum en iyi sosyal bilimler kitaplarından bir tanesi. Sanatsal üretimi hediye kavramı üzerinden anlatıyor, teorize ediyor temel olarak Hyde. Ve eğer siz de kendinizi bir şekilde müzik yapan, beste yapan, şiirler yazan, edebiyatla ilgilenen vs. biri olarak görüyorsanız ya da böyle yaşıyorsanız, bence kendi deneyiminize dair çok şey yakalayıp öğrenebileceğiniz bir kitap. O hâli çok geniş bir perspektiften yorumluyor. Çünkü bunu da kültürel anlamda  hediye olarak görüyor.”  Kitap, Metis Yayınlarından “Armağan / Sanatsal Yaratıcılık Dünyayı Nasıl Değiştirir?” olarak dilimize çevrilmiş.
  • Ardından Alain Grosrichard’ın “The Sultan's Court: European Fantasies of the East” kitabı geliyor. Kitap Türkçe’ye de çevrilerek “Sultan’ın Sarayı: Avrupa’nın Doğu Fantezileri” ismiyle Aykırı Yayınlarından basılmış. Hocamız bu kitabı da ufuk açıcı bulduğunu belirterek “Anglosakson dünyanın özellikle Osmanlı’ya dair nasıl oryantalist fantaziler ürettiklerini, Avrupa’nın kendi tarihine dönük derinlemesine bir incelemeyle sunuyor. Ben kendi adıma çok etkileyici buluyorum bu kitabı, tekrar dönüp okumak üzere listemde.” diyor ve başka bir kaynak için şöyle devam ediyor; İstanbul Ansiklopedisi, Reşat Ekrem Koçu benim hayran olduğum yazarlardan bir tanesi. Her zaman dönüp dönüp okuduğum, başucu kaynaklarımdan birisi. Onun ıvır zıvır her şeyle ilgileniyor olması beni etkiliyor. Yani hayranlık duymak pek de istemediğim ama istemeden hayran olduğum insanlardan bir tanesi. Muhtemelen tanışsak, kültürle ilgili ve birçok konudaki bakış açısından sebep pek anlaşamayacaktık. Ama yine de dili, ıvır zıvır her şeye ilgi gösteren yapısı beni çekiyor. Etkileyici bir tarihçi.” 

Hocanın bu yorumu tarihle ilgili az biraz eğitim almış ve disiplinler-arasılıkta ısrarcı bana çok içten bir yerden anlaşılır geliyor. Böyle buluşmaları zenginlikleri seviyorum, ona şüphe yok. Zaten R. Ekrem Koçu ile ilgili yorumuna keyifle sırıtmışım kayıtta. Hocanın tavsiye ettiği kitaplardan, “beni şu çok etkiliyor” diye bahsetmesi de alanı ve okuma dünyasına olan bakışına dair ipucu veriyor. Walter Benjamin’in kitaplarla birlikte yaşamaya dair söylediklerini düşünüyorum. Liste elbette devam ediyor. 11 bölümlük seride hocalarımızın heybesinin ne denli dolu olduğunu gördüğünüzü düşünüyorum.

  • Lévi-Strauss'un Hepimiz Yamyamız kitabıyla ilgili de içeriğindeki gazete yazılarının ilginçliğini ve dönüp dönüp bakmayı sevdiği bir kitap olduğunu konuşuyoruz.
  • Nörobilim gibi farklı alanlarda da okuma yapmayı sevdiğinden bahseden Avcı, Oliver Sacks ve D. J. Levitin gibi isimleri ilgi çekici bulduğundan bahsettikten sonra başka bir alana geçerek Steven Mithen’ın “The Singing Neanderthals: The Origins of Music, Language, Mind and Body” kitabından konu açıyor; “…dil ve müziğin gelişme sürecine bakıyor kitap ve neandartellerin konuşup konuşamadığı üzerine bazı teoriler geliştiriyor. Bunu yaparken de dil tartışmalarını, dil teorilerini özetliyor. O yüzden de çok önemli ve güzel bir kitap bence. Genel olarak dil ve müzik tartışmaları, dilin nasıl geliştiği ile ilgili tartışmalar…” 

Hocamız paylaştığı bu kitaplardan “kafasında dolanıp duranlar” diye bahsederken, müzik dinlemek ile ilgili diğer hocalarımızdan da duyduğumuz bir şeye geliyor konu. Gittikçe daha az müzik dinlemeye başladığından bahsediyor. Bundaki mesleki etkiden, rafineleşmekten ve müzik dinlemeyi nasıl öğünlere böldüğünden bahsediyoruz. Hocamız, son zamanlarda radyodan “takır takır Türkçe Pop” dinlediğini ve kendi müzisyenliği de gününün bir kısmını aldığından biraz rastgele olmaya çalıştığını söylüyor. Amatör kayıtları sevmesi, internette buna dönük bir sosyal medya kazısı yapıp icrasını sevdiği bağlamacılardan, klarnetçilerden bahsetmesi de bizde müzik ihtiyacına dair başka kanallar açtı desem yeridir.

Sırası gelmişken, görüşmemizde elbette Mustafa Avcı ile arabesk üzerine olan düşüncelerinden, müzikle kurduğumuz duygusal bağın geçirdiği değişimlerden ve kendisinin oralarla kurduğu bağdan da konuştuk. Biz yayınlayamadık, ama DW’nın +90 Youtube kanalında yayınlanan “Arabesksever Olmak” isimli mini belgeselde kendisine mikrofon uzatmışlar. Türkiye’de Arabesk kültürü ile ilgili orada konuşmuş, anlatmış. Muhakkak bir 12 dakikanızı ayırmanızı tavsiye ederim.

Böylesi isimlerin kalemine daha çok rastlamak, kendilerine daha çok mikrofon uzatılması dileği ve yayınlayamadığımız bölümün üzüntüsüyle… 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

Sonbahar Buluşmaları

Şahsi Mevzular

31 Eki 2021

Müzikli Mevzular

YAZARLAR

Tuğçe Hakarar

Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR