

Karşınızda dünyanın ilk kıvrılabilir TV’si: LG SIGNATURE OLED R Televizyon teknolojilerindeki en yenilikçi gelişme olarak kabul edilen türünün tek örneği dünyanın ilk kıvrılabilir tasarıma sahip TV’si LG SIGNATURE OLED R ön sipariş seçeneğiyle şimdi Türkiye’de . Nedir? LG’nin en son teknoloji ve dünya standartlarındaki tasarım anlayışını yansıtan SIGNATURE serisinin en premium ürünü olan kıvrılabilir tasarıma sahip bu TV, ön sipariş üzerine özel olarak üretiliyor, titizlikle monte ediliyor ve LG'nin Güney Kore'deki fabrikasında en deneyimli ekip tarafından en kaliteli işçilikle tamamlanıyor. Neler var? LG SIGNATURE OLED R ; Üstün görüntü kalitesi sağlamak için kendinden aydınlatmalı piksel teknolojisinden ve bağımsız karartma kontrolünden yararlanan, tek bir cam levhadan yapılan, pürüzsüz 65 inç, esnek bir OLED ekrana sahip. TV'nin kıvrılabilir tasarımı ev eğlencesi alanında da yenilik yaratıyor; düğmeye dokunarak gözden kaybolabilen bir TV ile çevresindeki alan arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor. LG’nin mükemmel tasarımı, kullanıcıları duvarın sınırlamalarından kurtararak, yalnızca açıldığında yararlı olan bir TV için kalıcı olarak yer ayırmak zorunda kalmadan yaşam ortamlarını düzenlemelerini sağlıyor. Üç farklı görüntüleme formatına dönüşebilme özelliğiyle şirketin OLED teknolojisindeki ustalığı sayesinde kullanıcı deneyimini heyecan verici, yeni yollarla genişletiyor. Artizan düzeydeki özen, fırçalanmış alüminyum kasasından Kvadrat of Denmark imzalı şık ve modern yün hoparlör kapağına kadar TV’nin her detayında görünüyor. Ön sipariş seçeneğiyle satışa sunulan LG SIGNATURE OLED R hakkında detaylı bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması sonucunda vadesi gelen hesaplara Hazine ve Merkez Bankası kasasından yaklaşık 15 milyar TL ödendiğinin açıklanması, 18 Mart’ta açılışı yapılan 1915 Çanakkale Köprüsü’nden geçen araç sayısının beklentilerin çok altında kalması ve ardından deniz ulaşımına yapılan zamlar, "Türkiye’de uygulanan ekonomi politikaları yoksuldan zengine gelir transferi yapıyor" eleştirilerine yol açtı. Peki, ekonomide hayata geçirilen yeni mekanizmalar, uygulanan politikalar ve devlet müdahaleleri Türkiye’de gelir eşitsizliğini artırıyor mu?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in enflasyonda artışa yol açabileceğinden dolayı emeklilere verilen bayram ikramiyelerine zam yapılmayacağını açıklaması ve son dönemde hem ekonomi hem de siyasetin ana gündem maddesi haline gelen konut krizi Türkiye’de orta ve dar gelirlilerin enflasyon altında ezildiği ve büyük oranda gelir kaybına uğradığı tartışmalarını alevlendirdi. Hükümetin düşük faiz ve parasal genişleme politikalarından ücretli kesimin faydalanamaması bu politikaların bir gelir transferi mekanizması olduğu yönündeki görüşleri ön plana çıkardı. Bu noktada, rakamların ne söylediğine bakarak görüşleri değerlendirmek gerekiyor.
KKM ödemeleri, geçiş garantisi
2021 yılının ilk 3 ayında 33 milyar lira olan ticari kredi hacmi, 2022 yılının aynı döneminde 340 milyar liraya çıkmış durumda. Finans sektörünün astronomik kâr rakamları, ekonomistler tarafından "paradan para kazanıldığı" ve "orta kesimlerin küçük miktardaki birikimlerinin kredi yoluyla zengin kesime kaynak olarak aktarıldığı" şeklinde yorumlanıyor.
Bu noktada; Çanakkale Köprüsü, emekli ikramiyeleri ve konut krizi üzerine yapılacak üç karşılaştırmanın uzun yıllardır uygulanan ekonomi politikaların bir gelir transferine neden olduğu ve gelir eşitsizliğini artırdığına yönelik somut örnek oluşturduğu da değerlendiriliyor.
Günlük 45 bin araç geçiş garantisi verilen Çanakkale Köprüsü’nden geçen araç sayısı beklentilerin çok altında kaldı. Ardından Çanakkale Boğazı’nda feribot ücretlerine %42 ila %117 oranında zam yapılması; "araçların zorunlu olarak Çanakkale Köprüsü’ne yönlendirilmesi ve geçiş garantilerinin getirdiği maliyetinin halktan karşılanması" olarak yorumlandı.
Öte yandan, KKM’de vadesi gelen hesaplara kamu kaynaklarından 15 milyar lira ödenmesi ve yaklaşık 10 bin şirkete 10.2 milyar liralık vergi muafiyeti getirilmesi bir "gelir transferi" mekanizması olarak görüldü. Bu konuda, Kocaeli Üniversitesi Ekonomi Profesörü Aziz Çelik sosyal medya hesabından paylaştığı bir hesaplamada KKM’ye hazineden ödenen tutar ile 13,6 milyon emekliye 856 liralık ikramiye zammı yapılabileceğini belirtiyor. Aynı dönemde, alkol ve tütünden elde edilen ÖTV vergisinin KKM için ödenecek kur farkı giderinin yarısı olduğu da bir başka örnek olarak dikkat çekiyor.
Yabancıya gayrimenkul satışında devlet desteği
Son olarak, 20 Nisan’da Türkiye’deki gayrimenkulleri yurt dışına pazarlayan şirketlere Ticaret Bakanlığı’nca 1.8 milyon liraya kadar teşvik ve destek verilmesi yönünde Cumhurbaşkanlığı kararı yayımlandı. Konut fiyatlarında geçtiğimiz yıla oranla bu yıl yaşanan %96,4’lük artış, orta ve alt kesimlerin konut satın almasını neredeyse imkansız hâle getirdi. İç piyasada azalan talep nedeniyle de elde kalan konutlar devlet teşviki ile yabancı alıcılara pazarlanıyor. Bu durumla birlikte, "halkın enflasyon karşısında alım gücünü kaybetmesine rağmen inşaat sektörünün, devlet teşvikleriyle yabancı alıcılar üzerinden kar etmesi hedefleniyor" görüşü ifade edilmeye başladı.
Artan gelir eşitsizliği
Örnekler ve istatistiklere göre; düşük faiz-yüksek kur politikası gelir transferi mekanizmalarıyla üst sınıfların orta ve alt sınıflar aleyhine zenginleşmesine olanak sağlıyor. TÜİK tarafından 2020 yılında açıklanan gelir eşitsizliği verilerinde Türkiye 0.41 puan ile "yüksek gelir eşitsizliği olan ülkeler" sınıfında yer alıyor. Türkiye’nin 2005 yılında puanı 0.38’e düşmüş, 2006 yılında yeniden yükselmişti. 2014 ve 2015 dışında Türkiye gelir eşitsizliğinde 0,40'ın üzerinde puanlar almıştı. OECD tarafından yayımlanan ve ülkelerin gelir eşitsizliğini ölçen GINI endeksine göre de Türkiye AB ortalamasının çok üstünde bir gelir eşitsizliği seviyesine sahip.

OECD
2021 yılında yayınlanan Dünya Eşitsizlik raporu verilerine göre de Türkiye’de en zengin %10’luk kesim tüm servetin %54,5’ine sahipken, en yoksul %50’lik kesimin gelirdeki payı %12 seviyesinde kalıyor.
Editörün notu:
Sonuç olarak, özellikle 2018’de başlayan kur krizinin ve son dönemdeki düşük faiz-yüksek enflasyon politikalarının Türkiye’deki gelir eşitsizliğini artırarak alt sınıflardan üst sınıflara bir gelir transferi mekanizması yarattığı değerlendirilebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Elon Musk Twitter'ı satın almak için 46,5 milyar dolarlık finansman sağladı. Tüketici güveni nisanda tarihin en düşük seviyesine geriledi. Rusya Mariupol'ün kontrolünü ele geçirdi.
22 Nis 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





