Göçmen politikalarında radikal sağın “Zafer”i

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye, 3,6 milyon Suriyeli sığınmacı ve diğer ülkelerden gelen yaklaşık 400 bin yabancıya ev sahipliği yaparak dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi konumunda. 2011'de başlayan Suriye iç savaşıyla birlikte AK Parti’nin “açık kapı politikası” uygulamaya başlaması Türkiye’ye kitlesel bir göç hareketini başlattı.
İktidarın açık kapı politikası, ilk dönemlerde “ensar-muhacir” söylemiyle kamuoyunda meşrulaştırılmaya çalışılsa da hem ekonomik krizin toplumsal huzursuzluğu her geçen gün artırması hem de Afganistan ve Pakistan başta olmak üzere Asya ülkelerinden gelen kaçak göçmenlerle birlikte mülteci sayısının sürekli olarak artması düzensiz göçü toplumun en önemli gündem maddelerinden biri haline getirdi. Hükûmetin, Suriye’den kitlesel göçün başlamasından bu yana 10 yıl geçmesine rağmen hiçbir somut entegrasyon veya göç politikası üretememiş olması ve göç olgusunu sürekli olarak “ensar-muhacir” retoriği kullanarak ideolojik bir zemine kaydırması toplumdaki göçmen karşıtı hareketlerin güçlenmesine ve huzursuzluğun artmasına zemin hazırladı.
Bu noktada, "ensar-muhacir" söyleminin ne anlama geldiğini anlamak önem taşıyor. İslâmiyetin ilk dönemlerinde, Mekke’de artan zulümden ve baskıdan dolayı Medine’ye hicret edenlere muhacir, Mekke’den göç edenlere yardım eden Medineli Müslümanlara ise ensar deniyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Partili siyasetçilerin, Suriyeli sığınmacılar konusunda bu söylemi kullanması, iktidarın Arap Baharı sürecinde Ortadoğu’daki Müslüman Kardeşler hareketine destek vermesi ve kendisini İslam dünyasının önderi olarak konumlandırmaya çalışmasıyla yakından ilişkili. Suriyeli sığınmacılara muhacir denilerek aslında AK Parti'nin "zulümden kaçan Müslümanları koruyan İslam dünyasının hamisi" imajı da güçlendirilmeye çalışılıyordu.
Yükselen göçmen karşıtlığı ve Zafer Partisi
Açık kapı politikası, iktidarın ideolojik çizgisi ve politik – ekonomi tercihleri çerçevesinde bilinçli olarak devam ettirilirken muhalefet partilerinin bu konuda bir politika önerisi ve etkili bir söylem geliştirememesi düzensiz göç konusundaki toplumsal huzursuzluğun radikal bir zemine kaymasına neden oldu. Toplumda yükselen göçmen karşıtı duyguları ve siyasetteki boşluğu değerlendiren eski MHP ve İYİ Partili Ümit Özdağ, Avrupa’da yükselen radikal sağ partilerin Türkiye’deki örneği olan Zafer Partisi’ni kurdu. Zafer Partisi, şimdiye kadar yapılan anketlerde %2-3 civarında bir oy oranına sahip olsa da göçmenler konusundaki toplumsal huzursuzluğu siyasi gündeme taşıyarak hem iktidarı hem de muhalefeti bu alanda söylem ve politika geliştirmeye zorladı. Bu anlamda, Zafer Partisi’nin düşük oy oranının çok ötesinde bir siyasi etkiye sahip olduğu iddia edilebilir.
MetroPoll Araştırma tarafından Ağustos 2021'de yapılan bir ankette, katılımcıların %81,7’sinin “Sığınmacılar ülkelerine geri dönmelidir” dediği belirtiliyor. Sığınmacıların ülkelerine geri dönmesini isteyenlerin hem iktidar hem de muhalefet partilerini destekleyen seçmenler arasında çok büyük bir orana sahip olması göçmenler konusundaki toplumsal huzursuzluğun toplumun geneline yayıldığını gösteriyor.
Toplumda bu kadar huzursuzluk yaratan bir konuda iktidarın somut bir politika hayata geçirememesi ve muhalefet partilerinin etkili bir söylem üretememesi rahatsızlıkların radikalleşmesine de yol açtı. Ekonomik krizin etkisiyle birlikte hem enflasyonun yükselmesi hem de işsizliğin artması krize yönelik oluşan toplumsal öfkeyi göçmenlere yönlendirdi. Özdağ’ın da hemen hemen tüm ekonomik ve siyasi problemlerin nedeninin göçmenler olduğunu dile getirmesi halkın önemli bir kesiminde karşılık buluyor. Her geçen gün ağırlaşan yaşam koşulları, artan siyasi baskılar ve toplumsal şiddet radikal fikirleri güçlendirirken Türkiye’ye entegre olamayan göçmenlere yönelik olumsuz fikirleri de açığa çıkarıyor.
Zafer Partisi muhalefeti de etkiliyor
Bu durum, diğer siyasi partileri de bu alanda söylem ve politika geliştirmeye zorluyor. Özellikle Ümit Özdağ’ın sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanması ve göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı şehirleri kalabalık gruplarla ziyaret etmesi 10 yıldır sürekli olarak artan göçmen karşıtlığının gün yüzüne çıkmasını sağladı. Geçtiğimiz 10 yıllık süreçte Altındağ’da olduğu gibi kitlesel şiddet eylemlerine varan olaylar yaşansa da düzensiz göç konusu siyasi ajandanın ana gündemi haline gelmiyordu.
Geldiğimiz noktada ise hem ekonomik krizin toplumun her kesimini derinden etkilemesi hem de 2023 seçimlerine kısa bir süre kalmışken partiler arası rekabetin kızışması halkın en önemli iki sorun olarak gördüğü ekonomi ve düzensiz göç konusunda somut adımlar atılmasını zorunlu kılıyor. Geçtiğimiz günlerde, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin göç politikalarını açıklaması muhalefet partilerinin düzensiz göç konusundaki siyasi inisiyatifi Zafer Partisi’nden almaya çalıştığını gösteriyor. Her iki parti de göç konusunda çeşitli entegrasyon politikaları önerse de eylem planlarındaki ön plana çıkan tema sığınmacıların ve kaçakların ivedilikle Türkiye’den gönderilmesi. DEVA Partisi’nin göç politikasında şu ifadeler öne çıkıyor:
“Suriye’de güvenliğin sağlanmasıyla birlikte, Suriyelilerin geçici koruma statülerine son vereceğiz. Geçici koruma statülerinin sonlanması üzerine, Suriyelilerin Türkiye’den belirli bir süre içerisinde ayrılması gerecek. Mağduriyete sebep olmaksızın güvenli ve onurlu bir dönüşü sağlayacağız. Suriyeliler ülkemizden ayrılana kadar Türkiye’deki ikamet, çalışma, eğitim ve sağlık hizmeti gibi konuları kural bazlı hâle getireceğiz.”
Gelecek Partisi de “Devlet Aklı ve Millet Vicdanı Reheberliğinde Düzensiz Göç Sorunu ve Çözüm Önerileri: Gelecek Modeli” başlığıyla açıkladığı göç politikasında kısa vadeli ve acil bir çözüm önerisi olarak “kısa geri dönüş planlamalarının yapılması ve ivedilikle uygulanması, tam sınır güvenliğinin tesisi, geçerli mevzuatın tavizsizce ve istikrarla uygulanması, bölgesel/uluslararası aktörlerle yeni bir iş birliği anlayışlarının başlatılması” gibi konulara vurgu yapıyor.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun da sürekli olarak iktidarın değişmesinin ardından göçmenlerin ülkelerine geri gönderileceğini söylemesi muhalefet partilerinin Zafer Partisi’nin sürekli gündemde tuttuğu göçmen karşıtı duygulara hitap ederek uzun vadeli ve gerçekçi göç ve entegrasyon politikalarını göz ardı ettiğini gösteriyor. Zafer Partisi’nin düzensiz göç problemini siyasi gündemin merkezine taşımasından öte hem iktidarı hem de muhalefeti daha gerçekçi ve ılımlı entegrasyon politikalarından ziyade göçmenleri geri gönderme fikrine yoğunlaştırması radikal sağcı bir siyasi partinin tüm siyasi partileri kendi radikal çizgisine çekme konusundaki başarısını gösteriyor.
Seküler milliyetçiliğin yükselişi
Türkiye’deki ekonomik ve siyasi krizin toplumda yarattığı problemler göçmen karşıtı duyguları güçlendirdiği gibi toplumdaki daha uzun erimli ideolojik değişimler de siyasi partileri düzensiz göç konusunda radikal fikirleri dile getirmeye zorluyor. Türkiye toplumunun son 20-30 yılda yaşadığı en önemli sosyolojik değişimlerden biri seküler milliyetçilik olarak tanımlanan yeni bir milliyetçi ideolojinin yükselişe geçmesi.
1980 askeri darbesinin ardından kurulan yeni siyasi rejimin temel ideolojisi olan Türk-İslam sentezi; Türkiye nüfusunun şehirleşmesi, genç kuşakların dünyayla entegrasyonunun derinleşmesi, üniversite eğitimi alan nüfusun artması ve daha seküler bir hayat tarzının benimsenmesiyle birlikte ideolojik bir dönüşüm geçirerek seküler bir milliyetçiliğe evrildi. Bu yeni milliyetçi ideolojide, daha önceki Türk-İslam sentezi versiyonundaki Türklük bilinci daha baskın kalırken İslam vurgusu azaldı ve dünyayla daha entegre ve daha seküler yeni bir sentez yaratıldı.
MHP’nin temsil ettiği milliyetçi ve ülkücü siyaset, partinin AK Parti ile koalisyon kurarak daha İslamcı bir çizgiyi benimsemesiyle birlikte İYİ Parti’de temsiliyet kazandı. Hem İYİ Parti’nin siyasi yükselişi hem de seküler milliyetçiliğin toplumun önemli bir kesiminde benimsenmesi siyasetteki İslami söylemlerin etkisini azaltırken milliyetçi retoriğe güç kazandırdı. AK Parti’nin göçmenler konusundaki “ensar-muhacir” söyleminin zamanla etkisini yitirmesinin nedenlerinden biri de seküler milliyetçiliğin güçlenmesi olarak görülebilir. Zafer Partisi’nin de salt radikal bir Türk milliyetçiliğini benimseyen ideolojisi, düzensiz göç konusundaki İslamcı söylemlere karşı toplum tabanında daha geniş bir destek buluyor. Bu ideolojik dönüşümün bilincinde olan muhalefet partileri de göç politikalarında daha gerçekçi ve uzun vadeli entegrasyon politikalarını geri plana atarken milliyetçi kesimlerin desteklediği “geri gönderme” politikalarına vurgu yapıyorlar.
Merkezin radikalleşmesi
Zafer Partisi ve radikal sağın yükselişi, toplumda göçmenlere karşı yükselen öfkeden bağımsız olarak değerlendirilemez. Öte yandan, Türkiye siyasetindeki merkez parti eksikliğinin radikal sağ partilere bir siyaset alanı açtığı da yadsınamaz bir gerçek. Başta Fransa, Macaristan ve İtalya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde radikal sağ partilerin yükselişini hazırlayan toplumsal dinamikler uzun bir süredir Türkiye’de de gözlemleniyor.
4-5 milyon yabancı sığınmacının çok kısa bir zaman diliminde ve herhangi bir planlama yapılmadan ülkeye gelmesinin yarattığı siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlara karşı iktidarın hiçbir çözüm ve politika üretememesi toplumsal öfkeyi büyüterek radikal hareketlere zemin hazırlıyor. Muhalefet partilerinin de toplumda artan huzursuzluğa çare olabilecek söylem ve politikaları hayata geçirememesi bir yıl önce kurulmuş radikal bir sağ partiye siyasi gündemi belirleme fırsatı yaratarak düzensiz göç konusunda hem iktidarı hem de muhalefeti radikal politikalar ve söylemler üretmek zorunda bırakıyor. Hükûmetin başarısızlığı ve muhalefetin göç konusundaki yetersizliği ülkenin geleceği açısından en hayati konuların dahi merkezden uzak radikal fikirler etrafında tartışılmasına neden oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Seküler milliyetçiliğin ve göçmen karşıtlığının yükselişi, Trump'ın partisinde artan hakimiyeti
24 Ağu 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR



