Gülşen kararı: Neden, ne uğruna?

Gülşen kararı: Neden, ne uğruna?

29 Ağustos - Mintus
Mintus ile birlikte

Mintus ’la sahip olunamayana sahip olun Sanat yatırımın yeni yolu: Mintus Sanat, uzun yıllardır estetik değerinin yanı sıra kâr marjı yüksek bir yatırım aracı olarak değerlendiriliyor. Öyle ki ekonomik dalgalanmalar ve artan enflasyon da göz önünde bulundurulduğunda, sanat yatırımı pandemiyle beraber yükselişe geçmiş durumda. Fakat yükselişteki çağdaş sanat pazarı oldukça dar bir kitleye hitap ediyor ve önemli eserler ancak az sayıda koleksiyoner ve kurum tarafından satın alınabiliyor – ta ki Mintus ’a kadar . Nedir? Londra merkezli Mintus , yüksek değerli sanat eserlerini denetlenebilir ve şeffaf bir şekilde kitlelerin erişimine açan bir online sanat yatırım platformu . Mintus, milyonlar değerindeki tablolardan hisse satın almayı ve dünyanın en önemli eserlerine toplam değerlerinin çok altında yatırım yapmayı mümkün kılıyor. Siz de kendinize 65 milyon dolar değerindeki sanat pazarından bir pay ayırmak için Mintus’ta yatırım yapmaya başlayabilirsiniz. Neden önemli? Sanat eserlerini küçük paylara ayırarak halka arz eden Mintus, ayrıcalıklı sanat yatırımına “demokratikleşme” ve şeffaflık getirmeyi amaçlıyor. Hem sanat, hem yatırım anlayışımıza yeni bir soluk getiren Mintus’u daha yakından tanımak için bu bağlantıyı ziyaret edebilir; aynı zamanda sosyal medya kanallarına ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İlkim Emirler & Bartu Özden

Gülşen, nisan ayındaki bir konserinde bir arkadaşına yönelik "İmam Hatip’te okumuş daha önce kendisi, sapıklığı oradan geliyor" sözleri nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçundan tutuklandı. Gülşen’in tutuklanmasının ardından “ifade özgürlüğünün sınırları” tartışma konusu oldu. 

İfade özgürlüğü nedir?

İfade özgürlüğünü Spektrum’un “İfade özgürlüğü: Sınır nedir? Durum nedir?” sayısında George Orwell’in hürriyet kavramını “insanlara duymak istemedikleri şeyi söyleme hakkı” şeklinde yorumlamasından yola çıkarak “bireylerin fikirlerini korku hissetmeden sansürsüz şekilde söyleme hakkı” olarak tanımlamıştık. İfade özgürlüğünün “temel insan hakkı olmasının ötesinde, demokrasinin ve hukuk devletinin ön koşulu olduğundan” bahsetmiştik.

İfade özgürlüğünün sınırlarına yönelik teorik tartışmalar genelde ırkçı, ayrımcı, aşağılayıcı, kökten dinci, cinsiyetçi ya da şiddet yanlısı radikal sözlerin ifade özgürlüğü kapsamına girmediğini savunan “politik doğrucular” ile aşırı görülen fikirlerin de serbestçe tartışılmasından yana olan “özgürlükçüler” arasında geçiyor. Bu iki grubun aksine aşırı uçlardakiler genelde kendileri için ifade özgürlüğü talep ederken diğer düşüncelerin susturulmasını istiyor.

Öte yandan, Almanya Anayasa Mahkemesi eski yargıcı Prof. Dr. Dr. Udo di Fabio, demokratik olmayan yönetimlerin “ifade özgürlüğünün tanımını kendi avantajlarına olacak şekilde değiştirmeye çalıştığını, bunun “çok tehlikeli bir hareket olduğunu" söylüyor. Di Fabio, “bu sınırın yalnızca uzman yargıçlar tarafından denetlenebileceğini” öne sürüyor.

Gülşen’in sözlerinin ifade özgürlüğü sınırlarının içinde olup olmadığı tartışması yapılabilecekken tutuklanması, muhalefetin yargı bağımsızlığının olmadığı, yargının siyasallaştığı eleştirilerini sıkça yaptığı Türkiye’de bu tehlikeli durumun gerçekleştiğini gösteriyor.

Aynı gün içinde yayılan başka bir videoda "namaz kılmayan kişilerin uyarılara rağmen kılmamaya devam etmesi hâlinde öldürülebileceğini" söyleyen bir İlahiyatçının sözleri yargı tarafından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiş olacak ki dava konusu yapılmıyor. Kıyafetleri ve toplumsal mesajlarıyla gündemde olan Gülşen’in ise kanuna göre suçlu bulunsa dahi altı aydan bir yıla kadar hapis cezası alacak, yani muhtemelen hapis yatmayacak olmasına rağmen tutuklanması, “tutuklamanın cezalandırma ve muhaliflere gözdağı amacıyla kullanıldığı” eleştirilerine yol açıyor. 

İlk değil

Henüz ocak ayında Sezen Aksu hakkında bir şarkısındaki "Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem'e" sözleri nedeniyle "Dinî değerlere hakaret etmek ve tahrik etmek veya aşağılamak" iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir camide mikrofonla cemaate yönelik yaptığı konuşmada "Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir." diye konuşmuştu. Birkaç radikal grup, Aksu’nun evinin önünde toplanarak sloganlar atmıştı. 

Şubat ayında ise Gazeteci Sedef Kabaş, "O ekonomistse ben de İngiltere Kraliçesiyim dediğim için yargılanıyorum. Partili Cumhurbaşkanının bana hasmı var" sözleri nedeniyle "Cumhurbaşkanına hakaret" ettiği iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanmıştı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Kabaş’ın tutuklanmasına tepki gösterenler için "Nefret söylemi, hakaret siyaseti tarafından korunuyor." ifadelerini kullanmıştı. 

Tiyatrocu Genco Erkal'a sosyal medya paylaşımları nedeniyle Ağustos 2021’de 'Cumhurbaşkanına hakaret' davası açılmıştı. Erkal’ın paylaşımlarının bazıları şunlardı:

Ailenin çocuk doğurup doğurmayacağına karışacağına diplomayı ortaya bir koy bakalım. Arkadaşın rektörden de olsa, sahte de olsa görelim şunu.

Başkanlık sistemi yetmez. Türk usulü çobanlık sistemi olsun.” 

Nisan 2020’de sonuçlanan davada mahkeme suçun unsurları oluşmadığından Genco Erkal’ın beraatine karar vermişti. 

Geçtiğimiz aylarda, Melek Mosso, Aynur Doğan, Metin ve Kemal Kahraman, Apolas Lermi, Mem Ararat, Niyazi Koyuncu,, Ceza ve Ediz Hafızoğlu’nun konserleri iptal edilmiş, birçoğunun iptal edilmesinin nedeninin de söylemleri olduğu ortaya çıkmıştı.

Ya karşıt görüşler? 

Günümüzde yalnızca sanatçılar veya tanınmış gazetecilerin değil, çok sayıda siyasetçi ve vatandaşın da benzer suçlardan davaları bulunuyor. Bunların birçoğunda kamusal alanda sarf edilen sözler ya da sosyal medya paylaşımları kanıt olarak gösteriliyor. Ancak kanıtlar gibi ortak olan bir diğer şey de tüm bu söylemlerin hükümet karşıtı olması. İktidar yanlılarının söylemlerinde “hakaret” boyutuna ulaşan cümleler mevcut değil mi? 

Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, iki yıl önce "AKP'nin papatyaları" başlıklı yazısında, "Koç kadar, Sabancı kadar, Eczacıbaşı kadar bizim 'Yeşil sermaye' davasına sadakat gösterip, bu fahişelere ve onların türevlerine karşı seslerini yükseltebilecekler mi?" ifadelerini kullanmıştı. Dilipak’ın ifadelerinin ardından hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, yazar savunmasında yazının "basın ve düşünce özgürlüğü, ifade hürriyeti kapsamında olduğunu" dile getirmişti. 

Türkiye yazarı Cem Küçük, 2010'da Gazze’ye insani yardım taşıdığı sırada saldırıya uğrayan Mavi Marmara gemisi hakkındaki tartışma yaratan, “Radikal İslamcılarla ve Mavi Marmara’daki manyak tiplerle yolların ayrılması gerek" sözleri nedeniyle hakkında açılan davadan beraat etmişti. 

Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararına tepki gösteren Şevval Sam'a yönelik "11 kelimede gerizekalı olduğumu nasıl kanıtlarım challenge" ifadelerini kullanmıştı. 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’e "Karısının iç çamaşırına sığınan edepsiz" sözleriyle seslenmişti. 

İmam Halil Konakçı henüz geçtiğimiz günlerde "Sokaklar kasap dükkanı gibi. Et görmekten içimiz dışımıza çıkıyor" demişti. 

Bu örnekler uzar giderken Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü'ye yönelik "iki ayyaş" ifadelerini kullanmış, henüz birkaç ay önce de Gezi eylemlerine ilişkin "9 yıl önce ağaç bahanesi ile çakılan kıvılcım bir anda bir kalkışmaya dönüştü. Bu eşkıyalar, bu teröristler adeta camilerin içini pisletti. Bunlar böyle, bunlar çürük, bunlar sürtük." sözlerini sarf etmişti.

“Ölü Kedi Stratejisi”

Siyasette yıllardır uygulanan ve tam da yaşadıklarımızı özetleyen bir olgu mevcut. 

“Ölü kedi stratejisi” adı verilen bu olgu, bir grup siyasetçi için sıkıntı yaratması olası herhangi bir konu tartışılırken medyanın dikkatini aniden saptıracak sansasyonel başka bir olayın gündem hâline getirilmesi ile uygulanıyor.

Bazen bir gafı, hatayı, bazen de kasıtlı olarak planlanan bir olayı gündeme taşıyarak (yani yemek masasının ortasına ölü bir kedi fırlatarak) herkesin istediğiniz konu hakkında konuşmasını sağlamak ve sizi sıkıntıya sokan konuyu unutturmak bu şekilde mümkün.

Her insan hata yapabilir, maksadını aşan ya da yanlış anlaşılmaya açık sözler sarf edebilir. Fark edince Gülşen gibi özür de dileyebilir.

Ancak burada konunun gündem değiştirmek, gözdağı vermek, asıl suçu görmezden gelip suçluları kayırırken bu tarz söylemlere ağır cezalar vererek toplumun sinir uçlarıyla oynamak, hukuku güvenilmez ve geleceği belirsiz kılarak otoriter pratiklere alıştırmak, korku salarak sindirmeye çalışmak ve muhafazakar konsolidasyon sağlamak için gerçekleştirilmesi gibi bir durum söz konusu.

Kısacası ölü kedi stratejisinin bir örneğini daha yaşıyoruz. Eskiden de aynı tarzda giyinen, ancak son dönemde sahne kostümleri kasıtlı olarak gündeme taşınarak hedef hâline getirilen bir sanatçının 4 aydır mevcut olan bir ses kaydının servis edilerek, hakkında önce gözaltı kararı verilmesi, ardından özür dilemesine rağmen tutuklanması söz konusu.

Böylelikle organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in son dönemde öne sürdüğü iddiaların gündemden düşürülmesi de mümkün oldu.

Muhafazakar konsolidasyon

Gülşen'in tutuklanmasına yalnızca "gündemin bulandırılması" olarak bakmamak gerek. Seçmenlerinden kararsızlar grubuna ve muhalefete doğru yaşanan ekonomik temelli kaymayı gören bir iktidarın, oylarındaki erimeyi engellemek amacıyla kimlik politikalarına sarılmasına da şahit oluyoruz.

Gülşen'in sözleri, muhalefeti ve muhalif kesimi "seküler öcüler" olarak kodlamanın bir aracı olarak kullanılıyor. Seçim kazanmak için %50+1'i şart tutan sistemin getirdiği kimlik ve yaşam tarzı temelli toplumsal kutuplaşma daha da büyütülüyor. 

Siyasiler bugün var, yarın yoklar; ama sanatçılar yüzyıllardır buradalar. Ülkelerin tek ve gerçek sahibi ise üzerinde yaşayan halk. Dileriz bir an evvel bu yanlıştan dönülür, #gülşen özgürlüğüne kavuşur. 🍀

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

🗞️ “Seküler öcüler, rüşvet ağı”

Günaydın. Türkiye'nin 2. çeyrekteki büyüme beklentisi açıklandı. Kılıçdaroğlu, "rüşvet ağı" iddialarına karşı suç duyurusunda bulunacaklarını duyurdu. Daimi Ortak Mekanizma’nın ilk toplantısı gerçekleşti.

29 Ağu 2022

Mintus ile birlikte
Ralf1969, Wikimedia Commons

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta