Gün Doğmadan

Haftanın konuğu Gizem Ertürk.
Gün Doğmadan

Sevdiğimiz isimlere “içinde yaşamak istedikleri film ya da diziyi” sormaya devam ediyoruz. 53. konuğumuz Gizem Ertürk, seçtiği filmse Gün Doğmadan / Before Sunrise (1995).

Sevgili Serkan “İçinde Yaşamak İstediğin Film”i yazar mısın dediğinde ne güzel bir konu başlığı bu diye düşünmüştüm. Sonra şöyle devam etti: “En sevdiğin film” değil, "atmosferinde yaşamak istediğin film"… Çok güzel ama çok da zor… Tabii yine ilk etapta sevdiğim filmleri düşündüm. İlk olarak Briget Jones geldi aklıma ama zaten o hayatın içinde yaşıyordum. Olmazdı…  Vampir filmlerine bayılırım. Nicolas Cage’in Vampire's Kiss’ini defalarca sıkılmadan izlerim ama asla o filmin içinde yaşamak istemezdim. Tüm bunları düşünürken asla içinde olmak istemeyeceğim filmlere neden bu kadar âşık olduğumu da düşünmedim değil… Sonra yine sorunun ne kadar harika olduğunu ve sonsuza kadar içinde yaşamaktan beni mutlu edecek yani gönüllü hapis yatacağım ve bundan da büyük zevk alacağım filmi düşünmeye başladım. Ve çok geçmeden buldum. Before Trilogy'nin ilk filmi Before Sunrise’ın içinde yaşamak istediğime karar verdim. Çünkü o filmi ne zaman izlesem ilk gençliğin tatlı heyecanını, üniversite yıllarında “sanki yarın yokmuş gibi” yaşanan aşklar ve aklına esince çıkılan yolculuklar aklıma gelir. Yolculuk yapmayı çok severim. Özellikle son yıllarda –pandemi sonrası– yolculuk âdeta bir terapi gibi geliyor. Eskiden günler öncesinden girilen stresler, hazırlıklar, kocaman bavullar şimdi yerini küçük bir valiz ve sırt çantasına bırakınca ne kadar hafiflediğimi anlatamam. Üstelik yolculuklarda hiç olmadığım kadar üretken olduğumu da fark ettim. İstanbul’da bir haftada okuyup yazdığımdan daha kısa sürede işlerimi hallettiğimi, bir de kendime zaman ayırmayı, daha doğrusu kendimi dinlemeyi hatırladığımı… Filmlere tutkuyla bağlıyım. Bu mesleği seçme sebebim de yine filmler olmuştur. Dumbo’yu ilk izlediğim an aklımdan çıkmaz mesela. Bridget Jones’u ilk izlediğimde televizyoncu olmaya ve Mark Darcy’yi aramaya karar vermiştim ama karşıma hep Daniel Cleaver’lar çıktı. Şu an The Edge of Reason bölümünün içinde gibiyim ama kesinlikle içinde yaşamak istediğim atmosfer o değil, hatta şu an en son ihtiyacım olan şey.

Before Sunrise’a geri dönecek olursak; o filmde de, Eternal Sunshine of the Spotless Mind’da da hayatımın aşkını hep bir trende bulacağımı hayal etmiştim. Ama TCDD’de kaderime hep konuşmayı çok seven yaşlı teyzeler ya da hiç susmayan ufaklıklar denk geldi. Bir trenden hiçbir sorumluluğunuz olmadan bir yabancıyla ilk durakta sanırım sadece o filmin içinde inebilirsiniz. Üçüncü sayfa haberlerinin arşa değdiği memlekette bunun hayalini kurmak bile anında kâbus olur, en sıkı David Lynch filmiyle boy ölçüşür hatta bakkala gönderir. Görüyorsunuz, içinde yaşamak istediğim filmi bile hayal ederken Türkiye’de bir kadın olmanın travmasından çıkamıyorum. Ama özetle bir an durup, düşünüp hayal ettiğimde kendimi ilk gençliğimde Julie Delpy’nin trendeki haliyle düşününce içimi büyük bir mutluluk kaplıyor. Birkaç durak sonra hayatımın aşkıyla karşılaşacağımı ama aşkın aslında hiç de bize anlatıldığı gibi olmadığını, değişip dönüştüğünü ve bir daha kalbimizin asla o yaşlardaki gibi çarpmayacağı gerçeğini tıpkı serinin diğer filmlerinde olduğu gibi yaşadığımızdan, daha yüksek sesle ilk filmin içinde kalmak istediğimi haykırıyorum. Çünkü alışmak sevmekten daha zor geliyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Bu Hafta Ne İzlesem?Bu Hafta Ne İzlesem?

BÜLTEN SAYISI

Bu Hafta Ne İzlesem? -131-

🎥 Fabelmanlar, Sıcak Kafa, Three Pines ve haftanın tüm yeni filmleri, dizileri burada.

01 Ara 2022

Bu Hafta Ne İzlesem? -131-

YAZARLAR

Bu Hafta Ne İzlesem?

Dijital platformlardan izleme önerileri her perşembe e-posta kutunuzda ve Aposto uygulamasında.

İLGİLİ OKUMALAR