Yazarımız Mehmet Selahattin bu hafta bizi Beyoğlu’na götürünce biz de gerçekleştirdiği turlarla İstanbul’un, özelde de Beyoğlu’nun hafızasının korunmasına önemli katkılar yapan sanat tarihçisi, araştırmacı ve tur rehberi Fırat Şenol’a İstanbul’un eski eğlence hayatı ve hafıza/mekân üzerine birkaç soru sorduk.
Bu sayımızda ilk defa (mini) bir söyleşi ile karşınızdayız.
1. Hangi yılların Beyoğlu'nda yaşamak isterdiniz? En güzel/eğlenceli dönem sizce hangisiydi, neden?
En güzel ve eğlenceli olarak yaklaşamıyorum bu soruya ama sanırım 1917-1923 tarihleri arası olurdu. Beyaz Ruslar’ın İstanbul’a gelişi ve özellikle eğlence kültürüne yeni yaklaşımları oldukça akışkan bir durum ortaya koyuyor. Zira İşgal dönemi yine İstanbul halkının acısı olduğu gibi eğlence kültüründe büyük bir yükselişin yaşandığı yıllar oluyor. Dediğim gibi en güzel ve eğlenceli anlayışını sorgulamadan yaklaştım bu soruya. Belli külliyatlar devam ederken İstanbul ve özelinde Beyoğlu farklı bir külliyatı edinmiş oluyor.
2. Malum havalar ısınıyor, yaz geliyor. Bahar ve yaz aylarında insanların eski İstanbul’u da hissedebileceği (plaj, mesire yeri, park, bar gibi) üç eğlence yeri önerir misiniz?
Bu anlayışta Beyoğlu üzerinden cevap vermek isterim. Yıllardır konuşulan, son yıllarda popüler bir araştırma ivmesi kazanan bölge. Hafıza/bellek gibi kavramlar eşliğinde tekrar ele alınıyor. Sanıyorum “Urban” ve “Yakup2” gibi mekânları önerirdim. (“Gölge” ne yazık ki pandemi sürecinde kapandı.)
Deniz/sahil yaşamı ise bambaşka. Osmanlı batılılaşması/modernizmi olarak birçok araştırmacı tarafından ele alınan 18. yüzyıl sonu-19. yüzyıl başı ve devamlı olarak gösterilen tarihlerde sanatçıların eserlerine baktığımız zaman bir deniz/sahil ve insan ilişkisinin kurulduğunu görüyoruz. Dönemi itibariyle denizle bu kadar iç içe olan toplum günümüzde ne yazık ki özellikle Avrupa yakasında tamamen soyutlanmış durumda. Galataport adı altında yapılan proje her ne kadar denizle kent ilişkisini yansıtan reklamlar ve tanıtımlar yapıyor olsa bile kısa süreye kadar zaten İstanbul halkı bu ilişki içerisindeydi. Anadolu yakası bu çerçeve içerisinde tamamen bağımsızlığını korumuş durumda. O yüzden plaj, sahil gibi mekânlar Anadolu yakasında çabuk ulaşabileceğiniz bir efora sahip.
3. Sizi aslında gerçekleştirdiğiniz hafıza turlarıyla tanıyoruz daha çok. Sizce Beyoğlu artık yavaş yavaş hafızasını kaybediyor mu yoksa hâlâ koruyor mu?
Hafıza kavramını kullandığımız an itibari ile bir hafıza yarattığımıza inanıyorum. Beyoğlu hafızasını kaybetmedi, aksine yaşananlar ve yaşadıklarımız hatta yaşayacaklarımız kendi hafızasını oluşturuyor. ‘An’ kelimesi ise başlı başına ele alınması gerekilen bir durum. Bazı araştırmacılara göre gündelik yaşamı yok eden bir durumken bazı araştırmacılar “fark edilmeden” yaşanılan ve bütünsel anlamda bakıldığında yıkıcı olarak açıklıyor. Sanıyorum Beyoğlu’nun var olan anını koruyamazsak yıkıcılık başlayacaktır. Burada buna yönelik oldukça kıymetli bir emek var. Mekanda Adalet Derneği yapmış olduğu çalışmada Beyoğlu’nun günümüz hafızasını yakalamaya yönelik bir çalışma gerçekleştirdi.
Şüphesiz ki mekânların bir dili var ve Beyoğlu içinde yürürken bunu fark etmeniz için sadece fiziksel anlamda kafanızı hareket ettirmeniz belki de ipuçları peşine düşerek hafızasını kaybetmeyen bir Beyoğlu görebilmenizi sağlar. Her ne kadar geçmiş külliyatını incelesem bile anlık bir Beyoğlu’nu kaçırmak, işte o tam anlamıyla bireyin “Beyoğlu Hafızasını” kaybetmesi olur. Gezi süreci ile uygulanan politikalar ve sonrası Beyoğlu’nun 1990’lardan kalan mekânlarına oldukça zarar verdi. Yeni bir alan olarak Kadıköy’e geçiş yapıldı ve buranın var olan kimliğine ayak uydurmaya çalıştılar.
4. Osmanlı ve/veya Cumhuriyet dönemini düşündüğünüzde Beyoğlu’nda (Pera ve Galata çevresi özelinde) en sevdiğiniz ve ilginç bulduğunuz eğlence mekânı hangisi? Bu mekânın hikâyesini kısaca bizimle paylaşır mısınız?
Tek bir mekân söylemem oldukça güç. Özellikle İstanbul eğlence dünyası üzerine 8-10 yılı bulan çalışmalarım kapsamında. Ama birkaç mekân söylemem gerekirse mesela 1880’lerden sonra Karaköy Necatibey Caddesi’nde konuşlanan balozların içerisinde bulunan Arkadi Gazinosu. Gerçekten eğlence dünyası için bir mihenk taşı diye bilirim. Bazı araştırmacılar İstanbul’da ilk defa tombalanın burada oynandığını, ilk gazinonun burası olduğunu, sahne sanatlarının ilk kez burada gösterildiğini, ilk defa farklı içki kültürlerinin burada ortaya çıktığını göstermekte. Bu anlamda ilkleri gerçekleştiren bir yer olduğu için oldukça ilgi çekici.
Bunun yanı sıra Frederic Bruce Thomas’ın açtığı Maksim Gazinosu. Thomas’ın ölümü sonrası kendisi için “Jazz’ın Sultanı” başlıkları atılıyor. Gerçekten İstanbul’a bu kültürü getiren ve aşılayan bir karakter ve mekân. Biraz daha erken bir tarihe geleceksek 1940/50’li yıllarda Atlas Pasajı içerisinde bulunan Kulis Bar. Jak Deleon’un anlatımın eşsizliği ile birkaç bilgi verebilirim. Sürekli burnu kızarık gezen Aleksandre isimli barmen ve barın düzenleniş biçimi oldukça kıymetli. Ancak daha değerli olanı ise buranın müdavimleri; Aliye Berger, Özdemir Asaf, Amerikalı yazar James Baldwin ve yakın dostu Yaşar Kemal, Sait Faik, Erol Günaydın, Metin Erksan… Saymakla bitmiyor. Hepsinin toplandığı, birlikte vakit geçirdiği ve sosyalleştiği bir mekân. Bu tür eğlence mekânlarını söyleyebilirim.
Son olarak ise hafıza, bireyin tatmini olduğu gibi öncelikle şaşırdığı ve daha sonra şaşırttığı bir haz. Sanıyorum hafıza ilk olarak şaşırmaktan başlıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



