
Düzenli okurlar bilir, yayında sık sık “eskisi gibi yeni müzikler dinleyemediğim” veya “konserlerden tat alamadığım” gibi konulardan şikâyet ediyordum. Hepimizin gözü aydın, bu derdim geçti! Son 1 haftada 5 konsere gittim, üstelik bu kez çoğunluğu (⅗’i) mesai ve zorunluluk dışı, tamamen hür irademle gerçekleşti. Kendimi kutluyorum. Ve tabii ki hemen izlenim ve duygularımı sizlerle paylaşıyorum.
Konser zincirinin ilk halkası Air Anatolia oldu. VeYasin ve Tolga Böyük’ün (kimilerimizin Hey! Douglas ve Islandman olarak da bildiği) Al MacSween ile müzik direktörlüğünü yaptığı projenin diğer paydaşları Gülbaba Müzik, Zorlu PSM ve EFG London Jazz Festival. Projede hem “supergroup” olarak hem de konuk solist olarak pek çok önemli müzisyen yer aldı. Anadolu müziğinin rock ve saykedelik ağırlıklı yanlarına dokunan projede, bu türün öncülerinden Ahmet Güvenç, Cahit Berkay, Okay Temiz ve çağımızın ozanlarından Murat Ertel de sahnedeydi ve onların varlığı elbette çok kıymetliydi. Öte yandan günümüz Anadolu rockında benim tartışmasız favori müzisyenim Derya Yıldırım da sahnedeydi (evet biraz ekstra kredi veriyorum) ve bence totalde en başarılı performanslar Derya’nındı. (Diğer müzisyenlerden af dileyerek ve başıma bir şey gelmeyecekse bunu da açıkça söylemek isterim.) Zira Derya gerçekten çok iyi bir vokal, halk şarkılarının ruhunu çok iyi duyuruyor ve Cahit Berkay ile Alageyik yorumları sanırım sadece benim değil, orada olan herkesin tüylerini diken diken etmiştir. Keza Melike Şahin ve Dunja Botic gibi güçlü vokalistlerin varlığı ile Tolgahan Çoğulu, Yazz Ahmed ve Muhlis Berberoğlu gibi iyi enstrümancıların sahnede olması gerçekten güçlü bir ses dünyası yarattı. Tolga ile VeYasin’in müzisyenliğini tartışmaya zaten lüzum yok, bütün projelerini senelerdir büyük bir hayranlıkla takip ettiğim iki müzisyen ve böyle önemli bir işe girişmiş olmaları da her anlamda çok kıymetli ve takdirlere şayan.
Bu arada konserin gayet detaylı ve güzel bir analizini Erkin Can Seyhan’ın yazısından da okuyabilirsiniz. Ben biraz kişisel hisler paylaşmak istiyorum.
Gelelim benim duygu selime… Müzik konusunda en hassas ve hatta takıntılı olduğum alanlardan biri Anadolu rock olduğu için (öbürü de malumunuz genel olarak Türkçe rock zaten) bu konserle ilgili aslında çok fazla şey yazmak geliyor içimden. Öte yandan bu alanda “takıntılı” olmamdan kaynaklı gereğinden fazla kritik bir kulakla dinliyorum her şeyi ve bu da biraz fazla beklenti ve buna müteakip hayal kırıklığı yaratabiliyor. Bu projede de “Şu olsa da iyi olurdu, ben olsam şu şarkıları seçerdim, geçişi şöyle yapardım” gibi kendi kendime çok konuştum. Hatta başkalarıyla da konuşmuş olabilirim :) Bunları da yazmak istedim, ama doğru ifadelere dökemedim. Yazıp yazıp sildim. O yüzden detaylı raporumu kendime saklıyorum şimdilik, zira yazmaya bir başlayınca durduramıyorum kendimi. Ama birkaç dostane notumu da eklemeden duramayacağım “Bence ne olsaydı ne olurdu?” diyerek…
Repertuar, beklentime göre biraz zayıf kaldı çeşitlilik açısından. Kendisi sahnede olamasa da Erkin Koray ve benzeri müzisyenlerden parçalar yahut en azından bazı geçişler duysak sanki daha bir zengin olabilirdi ses dünyası. Yahut daha tırnak içinde “otantik” bazı Anadolu ezgileri serpiştirilebilirdi araya (ama bunun ayarı çok hassas elbet, o yüzden özellikle tırnak içlerini belirtim ve olmamasını da anlayabilirim). Ama Tolga ve Yasin gibi harikulade müzisyenler bunu handikapa düşmeden yapabilecek isimler olduğundan sanırım bu yokluğu hissettim.
Bir de tabii ki sahnede görmeyi umduğum bazı başka müzisyenler de vardı açıkçası, onlar da olsalar ayrı bir çeşni katarlardı sanki bu zengin mutfağa. Yahut bu tarzlardan görece uzak, ama ters köşeden gol haberi verebilecek 1-2 ismin eklenmesi de Air Anatolia V2 için belki olabilecek bir niyet olarak burada dursun.
Sonrasında bir kez daha Deniz Tekin dinleme şansına nail oldum. Kendisinin iyi bir şarkı yazarı olduğunu düşünüyorum. Birkaç kez konserine gitmiştim, her seferinde de aynı “gerçekten iyi bir şarkı yazarı” hissiyle ayrılıyorum konserlerinden. Ayrıca ekibi de çok iyi müzisyenlerden oluşuyor, fakat bilhassa Efe Demiral’ın gitarlardaki varlığı işleri daha da güzelleştirmiş. Bence yıllandıkça daha da güzelleşecek müzisyenlerden Deniz ve ben yeni şarkılarını heyecanla bekliyorum. İlk kez dinlediğimiz Deniz Tekin performansını da nostalji niyetine buraya bırakıyorum.
Ve uzun, çok uzun bir aradan sonra çok sevdiğim Aylin Aslım… Kendisi de uzun zamandır İstanbul'dan taşınması, pandemi ve annelik gibi faktörlerin de etkisiyle sahnelerde çok aktif değildi sahnelerde. Sebepler ne olursa olsun, onu çok özlemiştim. Çok soğuk bir akşam ve hafif hasta olmasına rağmen sahnedeydi ve o kadar güzeldi ki... Hava Kararınca’nın mumlu sahnesine çok yakışmıştı ve ben Beyoğlu’nun ortasında bir üniversite kampüsünde Aylin Aslım dinlerken adeta bir zaman yolculuğu yaşadım.
Aklımdan 2000'lerdeki Beyoğlu, rock barlar, benim de tamamına yetişemediğim ama Aylin Aslım ve diğer genç rockçıların evi olan sokaklar geçti. Şimdi bambaşka dönüşümlerle bambaşka kültürlerin mekânı olan sokakların eski hâlini hatırlamaya çalıştım, o sırada şunu söylüyordu Aylin sahnede:
“Evvel zaman içinde, sevdiğim bu şehirde
Sevdiğim her şey kaybolmuş gibi”
Kendi İstanbul’um ve Aylin’in İstanbul’unu düşünmeye çalıştım. “Nostalji” hissinin nasıl da kötü anıları yok edip her şeyi “güzel” hatırlatabildiğine taktım kafayı ve bazı şarkıları nasıl da kendimizle ve hayatımızla bu kadar özdeşleştirebildiğimize şaşırdım, yapan ve söyleyen biz olmadığımız hâlde.
Şimdiyse gelelim zurnanın ve Turna’nın zırt dediği yere: Yusuf İslam/Cat Stevens konseri! Sanatçının ilk ve belki de (Allah uzun ömür versin tabii ama) son Türkiye konserine şahit olabildiğim için çok mutluyum. Bu vesileyle de AKM’de ilk kez bir konser izleyerek bu ayıbımı da kapatmış oldum, buna da ayrıca mutluyum. “Beyoğlu Kültür Yolu” kapsamında ülkemize gelen sanatçı bir konser de Ankara’da verecekmiş.
Konserin yaklaşık ilk 5 şarkısında ses o kadar pürüzsüzdü ki sanki muazzam bir kayıttan harika hoparlörlerle veya kulaklıklarla dinliyor gibiydik. Uzun zamandır gittiğim hiçbir konserde bu kadar temiz ses duymamıştım açıkçası. Bunu da defalarca yanımdaki arkadaşıma söyledim ve çaaat, şarkının birinin ortasında dışarıya gelen tüm ses kesildi. Müzisyenlerin kulak monitörlerinde ses devam ettiği için onlar uzunca bir süre çalmaya devam etti, hatta ses kesintisini davulla ritmik alkış tutarak ekstra hoşgörüyle karşılayan seyirci nedeniyle de sahnedekiler büyük ihtimalle her şeyin fazla yolunda olduğunu bile düşündüler. Müdahaleye gelen teknik personelle duruma ayan Cat Stevens da gülerek ve seyircinin anlayışına teşekkür ederek devam etti. Sonrasında ise maalesef o canım ses bir türkü randıman alamadı. Yine de totalde ses düzeni ve AKM tecrübesi hiç fena sayılmazdı.

Sahnede ise adeta 2 farklı müzisyeni izledik: Yusuf İslam ve Cat Stevens. Yusuf, ağırlıkla İslam ile ilişkisi ve spiritüel yanıyla sahnedeydi ve bunu anlatan şarkılar, hatta ilahiler söylüyordu. Cat ise tamamını çalmamış ad olsa Wild World, The Wind, Peace Train gibi hitleriyle bize 70'lerden sesleniyordu. Ama asıl sahne Yusuf İslam’ındı, Cat biraz daha yan roldeydi.
Repertuar hayli enteresandı, en azından benim için öyleydi. İslamı ve ahlaki öğretilerden bahseden şarkılar ağırlıktaydı. Gerçi buna çok şaşırmamam lazımdı, ama yine de biraz şaşırdım. Yunus Emre’nin sözlerinden yaptığı şarkısından bahsettiğinde büyük alkışlar aldı, keza İslam ile ilişkisini anlattığında da seyirci hep alkışladı. Amma ve lakin her şeye rağmen en büyük coşku Wild World’de yaşandı. Neticede hit şarkı her şeye üstün geldi.
Bana enteresan gelen bir başka şey de sanatçının neredeyse her şarkıda yahut 2-3 şarkıda bir gitar değiştirmesiydi. Tabii bu abes bir durum değil, şarkının tonuna göre akortlu gitara geçmek yahut uygun tınılıyı seçmek gayet olması gereken bir şey. Lakin ya ben biraz fazla niyet okudum ve komplo teorisine düştüm ya da gerçekten doğru da olabilir, ama yorumum şu: İçinde dinî kelimeler olan şarkıları çaldığı gitarıyla düz şarkı çaldığı gitarı farklıydı! Yani adeta bir spiritüel bir dünyevi gitar varmış gibi hissettim. Yanımdaki arkadaşıma da önce bunun şakasını yaptım, sonra bir an "Acaba?" dedim ve biraz daha dikkatli takip edip kendimce bu sonuca vardım. Abartıyor olabilirim (ki bence çok haklıyım) ama peşine de düştüm bu merakın. Konser TRT tarafından daha sonra yayınlanmak üzere kayda alınmış, onu izlerken tekrar dikkatli bir gözle bakacağım. Ayrıca şarkıları da gitarımla bir tur kontrol edeceğim farklı akort düzeni var mı gitar değiştirmeyi gerekecek diye. Büyük gizemi çözmeye az kaldı, bizi takibe devam edin!
En büyük hayal kırıklığım “The First Cut is the Deepest”ı çalmaması oldu. Favori şarkımı dinleyememek üzücüydü, ayrıca hatırı sayılır bir hiti de pas geçmiş oldu. Toplu hayal kırıklığımız ise “Lady D'arbanville” şarkısını “Angel of War” olarak bambaşka sözlerle ve formatla söylemesiydi. Açıkçası bu versiyonunu bilmiyordum, meğer uzun zamandır var olan bir versiyonmuş. Sonradan öğrendim ki kendisi içerik olarak yeterince etik bulmadığı şarkılarını söylemekten kaçınıyormuş, belki bu yeni sözler de benzer bir düşüncenin mahsulü olmuş olabilir. Ama böyle söyleyeceğine keşke hiç söylemeseydi diye de düşünmedim değil.
Tahmin ettiğim gibi “Father and Son” ile final yaptı konser, sonrasında “Peace Train” ve 1 şarkılık daha bis ile de bu tecrübeyi sona erdirdik. Eve dönerken kulaklıklarımı takıp “Lady D’Arbanville” dinledim. Paralel evrende hayatına Cat Stevens olarak devam etse nasıl olurdu diye düşüncelere daldım. Kafamdaki dünya ile hayali bir konsere gittim.
Uzun zaman sonra art arda beni heyecanlandıran konserlere gitmek hayatla bağlarımı bir kez daha güçlendirdi. Üstelik bunları sadece mesleki deformasyonlu “ses mi bozuk, kaç bilet sattı” gibi soru ve sorunlarla değil; kimi zaman coşkulu duygular ve nostaljiyle, bazen de “Bunu neden böyle yapmış be” diye heyecanla kızarak dinleyebildim. “Eski normal”ime döndüm (şimdilik en azından). Elbet yine bir gözüm seyirci hareketi ve arkada olup bitende, bir kulağım ses sisteminde ve insanların yorumlarındaydı; ama artık bu göz ve kulağı kendime uzuvlar olarak kabul ediyorum ve onlara rağmen heyecanlanmayı kutluyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Turna Ezgi Toros
Sesli Düşünme Kanalı

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR





