Hayat, tam da belgesellerdeki gibi

Belgesel dolu günlerin ve bu sohbetin ardından zihnimde bu cümle ile Aynalı Geçit'in merdivenlerinden inip caddedeki kalabalığa karışıyorum.
Hayat, tam da belgesellerdeki gibi

15. yaşını kutlayan festivale ben bu yıl ilk kez seyirci olarak katıldım. Geçtiğimiz iki yıl pandemi koşullarından ötürü online gerçekleşen festival bu yıl altı mekâna yayıldı. Bu mekânların ikisinde de gösterimler ücretsiz olarak gerçekleştirildi. Festivalin açılış gecesinde festivalin sanat yönetmenlerinden Emel Çelebi, bu yolculuğa on beş yıl önce arkadaşlarının evinin terasında başladıklarını söyleyince o gece Cemal Reşit Rey’e gelen kalabalığa dönüp tekrar bir baktım.

Festival boyunca Aynalı Geçit’e girip çıktıkça burada böyle bir salonun varlığını bilmeyişime hayıflandım açıkçası. On beş yıldır süren bu belgesel günlerine dair merak ettiklerimi sormak için festivalin sanat yönetmenleri Emel Çelebi ve Necati Sönmez ile Documentarist’in Aynalı Geçit’teki ofisinde buluşuyoruz.

Terasta güneş bizi ısıtıyor. Caddenin sesi geliyor. Filmden çıkan ya da filme giren insanları görebiliyoruz. Ekip bir yandan kapanış gecesine hazırlanıyor. Derken konuşmaya başlıyoruz.


Açılış konuşmasında 15 yıl önce "dostların evinde başlamıştık" dediniz, ben ilk olarak on beş yıl öncesine gitmenizi istiyorum. On beş yıl önceki belgesel izleyicisi nasıldı? Yıllarca sizinle birlikte büyüyen bir izleyiciden bahsediyoruz, bu size nasıl hissettiriyor?

Emel: Festivalin kuruluş amaçlarından biri de belgesel seyircisi ve kendi mekânlarını yaratmak, bunun yanında belgeseli aslında tanıtırken sevdirmekti. Çünkü biz başladığımız sırada yurt dışındaki festivallerde çok yaratıcı belgeseller izliyorduk kendimiz de belgeselci olduğumuz için. Kurmaca filmler gibi yaratıcı belgeseller, sınırı yok. Fakat Türkiye'ye baktığımızda TRT yapımlarını biliyorsunuz çok didaktiktir. Herkes belgesel diye onları biliyordu, haliyle belgeselleri sıkıcı biliyordu. "Yok," diyorduk biz. Arkadaşlarımıza  "şöyle bir film gördük, seyrettik, seyredelim. Sizler de görün."  diyorduk sürekli. Öyle olunca arkadaşlarımızın evlerinde terasları vardı, terası bize açıyorlardı ya da küçük kültürel yerlerde, belgesel film gösterimleri yaparak başladık.

Bir de hep bahsediyorum, o devir RTÜK ceza veriyordu televizyon kanallarına. O ceza da bütün gün belgesel izlettirmekti. Bütün bunlar bizim çok canımızı yakıyordu. Çünkü belgesel çok yaratıcı bir şey. Bunu kimse niye bilmiyordu?! Üstelik form olarak da yaratıcı. Böyle sıkıcı olmak zorunda değil. O ara Bodrum Film Festivali'nden bize bir teklif geldi. Onların kurmaca büyük bir bölümleri var. Yanı sıra da belgesel bölümü de yapıyorlardı. Biz oraya yaklaşık üç sene belgesel yaptık. Esnaf, ev hanımları herkes geliyordu, salonlar doluyordu.

Ta ki Bodrum Film Festivali'ne belediye artık destek vermekten vazgeçene kadar. Bizim de elimizde filmler kalmıştı göstermek istediğimiz, orada gösteremediğimiz... "İstanbul'da da böyle bir açık var, biz niye göstermiyoruz?" Bir cesaret başladık. Yani hiç bütçe yoktu başlarken.

Necati: 15 sene önce, yani 2008 yılı, ilk festivalin yapıldığı sene. Bana göre 2000'lerin başı dünyada da Türkiye'de de belgesel için, belgesel sinema için yeni bir dönemin başladığı bir tarih. Dolayısıyla festivalin tarihi de doğuşu da böyle bir şeye tekabül etti. Yani çok yeni değişik belgeseller yapılıyor, yaratıcı belgeseller yapılıyor ve bunlar ilgi görüyor. Eskisinden çok daha fazla izleyiciye ulaşıyor. Sinemalarda gösterilmeye başlıyor, artı festivallerin yarışmalarına seçilmeye başlıyor. Cannes'a Berlin'e belgeseller de geliyor. Bunlar hep ilklerdi.

O dönem de Türkiye'de hiç kimsenin henüz belgesele dönüp bakmadığı bir dönem. Biraz onunla bizim festival de değişti. Başta o seyirciyi yaratmakken şimdi o seyirciye belli sinemacıları tanıtmak, hiç duymadıkları, hiç bilmedikleri insanları duyurmak, onların filmlerini getirmek, biraz belgesel tarihine de dikkat çekmek... İlk senelerde böyle şeyler yoktu.

Emel: Necati'nin saydığı yan etkinlikler de hep ücretsiz. Yani kaç senedir "anima doc" atölyesi yapıyoruz, animasyon-belgesel. Bu sene de daha üretime yönelik  "Uluslararası fonları nasıl buluruz?" isimli bir belgesel atölyemiz vardı.

Sizce “Z kuşağı” izleyicisi belgesel türüne meraklı gözlerle bakıyor mu?

Necati: Ben bu "Z kuşağının" yaş sınırını çok kestiremiyorum, nerede başlar nerede biter? Ama etkinliklerimize çok ilgi gösteriyor genç kuşak. Hatta sanki filmlerden daha fazla ilgi duyuyorlar. Master Class diyorduk, şimdi sinema dersi diyoruz. Yönetmenlerle kendi filmleri üzerine detaylıca sohbet ettiğimiz etkinliklere geliyorlar. Atölye ve forumlara geliyorlar. Filmlere de geliyorlar tabii ama bunlara çok daha ilgi göstermeleri, biraz film yapmaya dönük de ilgileri ve merakları olduğu duygusu yaratıyor. Bir de iyi belgesele erişim kolaylaştı. Yani 15 yıl önce platformlar, online izleme olanakları yoktu. Biz yurt dışından hâlâ DVD'ler, Blu-ray'ler falan getirterek gösteriyorduk. Şimdi linklerle, online platformlarla falan pekâlâ ulaşılıyor.

Emel: Bizim festival gönüllerimiz gençlerden de oluşuyor ve her sene çalışırken "Film izlemeye fırsatımız olacak değil mi?" sorusu geliyor. Bu soru beni çok mutlu ediyor. Necati'nin de dediği gibi atölyeler çok ilgi görüyor. Burada şunu da söylemem gerekir biz burada eğitimcilere bir maddi karşılık veremiyoruz. Tanıdıklarımızdan rica ediyoruz, ama hani bu ilelebet de böyle gitmek zorunda değil tabii ki. Bu emek karşılığı onlara da bir eğitimci parası ödemek gerekir. Biz bunun da gayreti içindeyiz. Çünkü yurt dışındaki başka festivallere de bakıyoruz. Mesela Danimarka, İsveç, Hollanda, Almanya belgesele çok değer veriyor, festivallere de öyle. Onlar da küçük küçük böyle bizim gibi başlamışlar ama geldikleri nokta bütçe açısından çok profesyonel. Fakat biz devlet desteği de olmadığı için her sene yeniden bir bütçe arayışındayız.

Necati: Şunu da söylemek istiyorum. Bizim amaçlarımızdan biri de hangi belgeselleri izlemeye değer olduğu konusunda rehberlik yapmak. Böyle bir misyonu olmaya başladı festivalin. Bu genç kuşağa seslenerek söylemek istediklerim var, fırsat bulmuşken sesleneyim. Çok insan film yapmak istiyor. Çok da doğal yani, belgesel görece kolay teknik anlamda. İnsanların da anlatacak, söyleyecek çok sözü var. Hele Türkiye gibi bir ülkede. Şu anda öyle büyük prodüksiyonlara, devasa yatırıma girmeden bir insan kendi başına ya da iki arkadaşıyla birlikte rahatlıkla belgesel işine girebilir.

Ama kolay gözüken fakat o kadar da kolay olmayan bir şey: Eğer belgesel yapacaksanız belgesel tarihine hâkim olmanız lazım. Sizden önce ne yapılmış, neler yapılmış? Onları bilmeden kamerayı alıp eline belgesel yapmaya girişmek biraz hiç roman okumadan roman yazmaya benziyor. Film izlesinler, festivaldeki filmleri görsünler ve bunun üzerine ne katabileceklerine baksınlar.


Bu yıl programda yeni bir bölüm vardı. 3x3 usta seçkisi. Bu bölüm yeni olduğu için sonraki yıllarda da olacak mı diye merak ettim. Daha önce zaten "usta" bir yönetmene ayırdıkları bölüm olduğunu ve daha geniş bir seçkiyle yer verdiklerini söylediler ama listeleri o kadar uzunmuş ki herkese alan açabilmek adına böyle bir fikre evrilmiş. Bu bölümün ilhamını da Selanik Film Festivali'nden aldıklarını dile getirdiler. Ama bu bölümün artık o festivalde olmadığını üzülerek belirttiler.

Atölyelerden bahsederken, festivalin sinema öğrencilerine açtığı alandan da bahsettik. Pek çok öğrenci teorik bilgi aldığı eğitimlerde pratikten eksik olduklarını ve bu eksikleri festivaller aracılığıyla kapattıklarını festival ekibine söylüyormuş. Bu yıl benim de gözlememim, hatta deneyimim bu yönde olmuştu. Ne de olsa Üretim Kaydı da bugünlerin kültür sanat dünyasının kaydını tutmaya meraklı. 👀


Programda “LGBTİ+ Hakları” bölümü var. Bu yıl Onur yürüyüşü festivalin 3. gününe denk geldi ve mekânlara erişim, yasaklamalar dolayısıyla kısıtlanınca, gösterimler ve söyleşileri ertelemek durumuna kaldınız. Festivalin 15 yıllık geçmişine baktığınızda böyle bir durumu daha önce yaşamış mıydınız?

Necati: Festivalin şöyle bir şansı var İstiklal'e de yakın olduğumuz için sokağın nabzını tutan ve o nabızla birlikte etkileşim halinde olan bir festivaliz. O kadar perdeyle sokaktaki şeyi iç içe geçiyordu ki Gezi döneminde, bu sene de öyle oldu. O dönemde de yurt dışından gelen pek çok üreten alanda çekimler yaptı o filmleri sonradan burada da gösterdik.

Emel: Belgeseller zaten hayatla iç içe.


Documentarist 30 Haziran’da yapılan ödül töreniyle sona erdi. Yeni yönetmenlere verilen JvdK Yeni Yetenek Ödülü Aslı Erdoğan’ın hapis ve sürgünlük hikâyesini konu alan “Bitmemiş Cümleler” filmine giderken 
“9/8 fight 41” adlı kısa belgesel Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü.
 FIPRESCI Eleştirmenler Ödülü’nün sahibi ise “Aşk, Mark ve Ölüm” oldu.

Gurbet şarkıları, memleket türküleri ile açtığımız festivali bu yıl 9/8'lik alkışlarla sonlandırdık.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Üretim Kaydı Üretim Kaydı

BÜLTEN SAYISI

Hayat belgesellerdeki gibi: Documentarist 15. yaşını kutluyor

Söyleşi dolu bir sayıda Üretim Kaydı, Documentarist'in 15. yaşını belgeselcilerle, festivalin sanat yönetmenleri ve gönüllüleriyle kutluyor.

05 Tem 2022

Fol stüdyo

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci

Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı

Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.

İLGİLİ OKUMALAR