“Hiçbir öğretmenle kendimi kıyaslamadım. Hep kendi kendimle çarpıştım.” Süheyla Tokyay ile söyleşi.

Söyleşi: Zeynep Hancı
“Hiçbir öğretmenle kendimi kıyaslamadım. Hep kendi kendimle çarpıştım.” Süheyla Tokyay ile söyleşi.

Görsel betimleme: Görselde Süheyla Tokyay’ın 1956 tarihli Öğretmen Okulu diploması yer alıyor.

Kendi mumunu eritmeden bugüne kadar taşıyan, her yere ışık saçan ve “Bir öğretmenin ağzından çıkan her şey çok önemlidir.” diyen Süheyla Öğretmen, 66 yıllık öğretmenlik yaşantısında Türkiye’de en uzun öğretmenlik yapan kişi oldu. Kendi kendisi ile çarpışan Süheyla Öğretmen, bir yandan da yıllarca öğretmenlerinin yaptıklarını düşünmüş, etkilenmiş. Eğitim-öğretim verdiği öğrencilerinden ve anılarından bahsederken bizim de yolumuza ışık tuttu. Öğretmenler Günü’nde kendisiyle söyleşi yapabildiğimiz için kendimizi çok şanslı sayıyor ve özel hissediyoruz. 

Öğretmenler gününüz kutlu olsun Süheyla Öğretmenimiz. Sizlere çok teşekkür ediyoruz. 

Sizi bir zaman makinesine koyuyorum ve geçmişe götürüyorum. Öğrencilik yıllarınızda hatırladığınız öğretmenleriniz var mı?

Hatırlamaz olur muyum. İlkokul öğretmenlerimden tümünü hatırlıyorum. O kadar nefis insanlardı ki... Gerekli olan tüm donanımla gelmişlerdi. Giyim, davranış ve öğrencilere yaklaşımıyla onları örnek aldım. Mezun olduktan sonra aynı okulda öğretmenliğe başladım. Kendimi o zaman hâlâ öğrenci olarak görüyordum ve birisi öğretmenler odasından içeriye girdiğinde ayağa kalkıyordum. O zaman, “Kızım sen artık öğretmen oldun!” diyorlardı bana.

Görsel betimleme: Görselde Süheyla Tokyay'ın  ilk öğrencileriyle Kayseri Sümer İlkokulu'nda 1956 yılında çekilmiş siyah beyaz bir fotoğrafı yer alıyor.

Sizi en çok etkileyen öğretmeniniz kimdi; anılarınız var mı?

İlkokuldaki tüm öğretmenlerim beni çok etkiledi. Hepsi. Okul ve ev yakın mesafedeydi. Öğle yemeklerinde eve giderdik. Mutfakta bir şeyler yapıyordum; elim kesildi. Hâlâ izine bakarım ve severim o izi. Ben elimle bastırdım; yemeği yedikten sonra okula gittim. Aileme söylemedim. Söylesem “dikkatsiz” diyerek kızacaklarını bilirdim. Okula gittim, öğretmenimi gördüm, elimi açınca kanamaya başladı. Sınıf öğretmenim Bekir Bey gördü, “Noldu kızım, gel bakalım.” dedi. Beni götürüp yarayı sildi, pansuman yaptı. Öğretmenimi, annemden babamdan bile çok severdim; yakın bulurdum. 

Yine Bekir Bey bizi bahçeye çıkardı, bir gün önceden dedi ki, “Herkesin bir diş fırçası olacak; bir de macun getireceksiniz.” Bahçeye çıktık, çeşmenin önünde sıra olduk. Dişimizi nasıl fırçalamamız gerektiğini, doğrusunu yanlışını gösterdi. Her diş fırçaladığımda aklıma gelir. Çok basit görünen bilgiler bile anılarla yıllarca bizi takip edebiliyor. 

Bir başka öğretmenim, Aile Bilgisi derslerine giren Naciye Hanım vardı. O zamanlar herkesin çeşit çeşit kıyafetleri yoktu; ya da olamıyordu. Her gün aynı kıyafeti giyerdi. Aynı olsa bile her gün kıyafeti ütülü, temiz, özenliydi hep. 

Öğretmen okulunda en sevdiğim öğretmense, Beden Eğitimi öğretmeniydi. Çoğu öğretmenin çok acımasız, çok katı sistemleri vardı. Biz, ailemizden ayrıydık. Devlet bizi okuttuğu için devlete karşı müthiş borçlu hissediyorduk. Zorlanıyorduk, bir yandan çok çalışıyorduk. Beden Eğitimi dersinde öğretmenimiz bizim stresimizi alırdı; teselli ederdi. Gözyaşlarını kahkahalara çevirirdi. Bizimle sohbet ederdi. “Sizce ne yapalım, nasıl yapalım?” diye bize sorar, fikrimizi alırdı. 

Öğretmen olmaya nasıl karar verdiniz?

Aklımın erdiği yaştan itibaren öğretmen olmaya kafa yordum. Hatta aslında öğretmen olmanın ne demek olduğunu bile bilmeden. 

Çocukken lojmanda otururduk. Orada Süleyman Amca vardı. “Kızım sen ne olacaksın?” derdi, yan balkondan. Ben, “Öğretmen!” derdim. Sanıyorum ki, öğretmenliği bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de dedemin de öğretmen olmasıydı. Bir sürü kitabı vardı; şiirler yazardı. Çok sevilirdi, saygı duyulurdu. Hayrettin’in kızı olsam da beni Sani Efendi’nin torunu olarak bilirlerdi. Demek ki, eğitim kalıcı bir meslek, iz bırakıyor. Çocukların, insanların beyninde, kalbinde, ruhunda yer ediniyoruz. 

Öyle bir zaman diliminde yaşadım ki iki dönem birbirine bağlanırdı sanki. Öğretmen okulunda öğretmenlerimiz derdi ki, “Biz sizi belki zorluyoruz, çok çalıştırıyoruz ama siz öğrendiklerinizle öğrenciler için ışık olacaksınız; yemek yemek, giyinmek, temizlik gibi öz bakım becerilerinden; tarla eğitimine; sosyal duygusal becerilerine kadar pek çok konuda rehberlik edeceksiniz. Bu şekilde siz onları, onlar da ailelerini etkileyecek.” Şimdi de öyle; bir öğretmen sadece öğrenciyi değil, aileleri, toplumu etkiliyor.

Görsel betimleme: Görselde Süheyla Tokyay'ın devletten emekli olmadan önce okuttuğu ve mezun ettiği son öğrencileriyle birlikte 1975-1981 yılları arasında çekilmiş siyah beyaz bir fotoğraf yer alıyor.

Öğretmenlik yıllarınızdandan hatırladığınız bir öğrenciniz var mı?

Olmaz olur mu. Unuttuğum öğrencim çok az. 

Mustafa diye bir öğrencim vardı. İlk senemde kıra götürdüm çocukları. “Hadi yayılalım, oturalım çocuklar,” dedim. Oturmadı. “Neden?” dedim, “Pantolonumun ütüsü bozulur öğretmenim,” dedi. Daha o yaşta, eşyalarının öneminin, ailesinin evdeki emeğinin farkındaydı. 

Yıl 1963-64. Muş’ta öğretmenlik yaptığım yıllar... Okulum merkezde değildi. İki okul vardı zaten o zaman. Orada da kış o kadar soğuk geçerdi ki. Okulun iki tarafındaki saçaklardan buzlar sarkardı. Sabahları gelirim, “Müdür bey ne olur, şu buzları kırdır,” derdim. Müdür bey, “Hocam, neden?” derdi. “Hocam bu çocuklara düşerse? Bak teneffüse çıkarıyoruz çocukları,” dediğimde, “Bir şey olmaz,” derdi. “Ne olur kırdırın,” diye yalvarırdım. “Burada buz çözülmez, düşmez ama yine de kırdırayım,” derdi. Sabahları erken giderdim okula. Kocaman bir sınıf. Sınıfın ortasında bir soba. Sıraları sobanın etrafına daire yapardım. Çocuklar gelirdi, yün bir kapüşon giyinirlerdi. Sadece gözleri açıkta kalırdı. Kirpiklerinden buzlar sarkardı. Elleri mosmor. Eldivenler zorla çıkardı ellerinden. O ellerle kalem tutmaları mümkün değildi. Sobanın etrafında bir ders ısınma hareketleri yaptırırdım. Zor koşullarda yaşanan anılar, temas edilen öğrenciler akılda daha da kalıcı oluyor. Buraya sığdıramayacağım yüzlerce, binlerce anı var...

Öğretmenliği 3 kelime ile tanımlayabilir misiniz?

Fedakâr, paylaşımcı, verici. Sabah kalktığında öğrencilerini ve mesleğini düşünen kişi.

Öğretmenlerin olmadığı bir dünya nasıl olurdu?

Hastalığın içine girmiş bir ülke, kendi hâline giderse, bunun hoş olmadığını anlatan bir öğretmen kesimi de olmazsa, nereye gider, nasıl bir dünya oluşur? Öğretmenlik, bilgi vermekten ziyade, değerleri de benimseten rehber bir rolde. Bilgi, hiçbir şey. Bilgi zaten telefonun içinde de var. Esas önemli olan kişinin insan olması, sevgili, saygılı, sorumluluk sahibi olması. Öğrenciye, aileye, topluma rehberlik etmesi.

Bugünün öğretmenlerine tek bir tavsiye verecek olsanız; ne olurdu?

Tek tavsiye… Karar vermek çok zor. Sanırım, öğrenciyi gelecek olarak düşünmek. Herkesin, her şeyin, geleceği. Ve üzüldüğünüz, kırıldığınız, kabul edemediğiniz şeyleri sineye çekmemek; cesur ve özgürce ifade etmeyi de ekleyebilirim. 


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

özel bülten: öğretmenler günü

özel bülten iki: öğretmenler günü özel.

24 Kas 2021

özel bülten: öğretmenler günü

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR