Hindistan'ın sonucu belli seçimleri

Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Yazı: Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer, Zafer Yenal
BJP’yi ilk kez 1990’lı yıllarda Binghamton’da doktoramızı yaparken Hindistanlı arkadaşlarımızdan duymuştuk. Ders arasında hararetle tartışıyor ve bu çok dinci, aşırı Hindu milliyetçisi partinin seçim başarılarını büyük bir kaygıyla anlatıyorlar; yine de partinin o günkü başarısının çok uzun ömürlü olmayacağını düşünüyorlardı.
Onların gözünde insanları Gandi ve Nehru’nun kurduğu, onların ölümünden sonra da genellikle çocuklarının liderliğini yaptığı Ulusal Kongre Partisi’nden soğutup BJP’ye yaklaştıran esas mesele, koca ülkedeki devasa yoksulluk problemi ve eşitsizliklerdi. Aslında buradan illa aşırı milliyetçi bir yere değil de eşitlikçi, dayanışmacı ve kapsayıcı alternatiflere yönelmek de pekâlâ mümkündü. Tahmin edebileceğiniz gibi genç doktora öğrencileri olarak çoğunun gönlünde yatan aslan da buydu. Ama ne yazık ki dilekleri gerçekleşmedi.
Bugün BJP (The Bharatiya Janata Party-Hint Milletinin/Halkının Partisi) 2014’den beri Modi’nin önderliğinde açık farkla iktidarda. 19 Nisan’dan beri devam eden ve 1 Haziran’da sonuçlanacak seçimleri de yine BJP’nin kazanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Modi’nin karşısında Kongre Partisi’nin liderliğinde birleşen yaklaşık 25 kadar irili ufaklı partiden oluşan INDIA ittifakına şans tanıyan pek yok. Modi’nin karizması, Hindistan’daki popülerliği ve siyasetteki ustalığı hem Hindistan’da hem de Hindistan’ı dışardan takip edenler arasında tartışılmaz biçimde kabul görüyor.
Öte yandan Hindistan’la Türkiye arasındaki siyasi ve toplumsal paralellikler de son yıllarda iyiden iyiye göze çarpar hâle geldi. Yani girişte de belirtiğimiz gibi bu yazı bir yönüyle Hindistan’la Türkiye arasındaki “7 benzerliği bulun” yazısı olarak da okunabilir.
Tabii ki tarihsel formasyonları itibarıyla bambaşka ülkelerden bahsediyoruz. Birisi on yıllarca sömürge olmuş, diğeri imparatorluktan ulus-devlete küçülmüş. Demografik yapıları, etnik çeşitlilikleri ve şehirleşme izlekleri birbirlerinden çok farklı. Ama yine de çok farklı tarihsel ve toplumsal izleklere sahip bu ülkeler arasında bile can yakıcı benzerliklerin ortaya çıkması, 21. yüzyıl dünyasını şekillendiren küresel süreçler hakkında epey bir şey söylüyor olsa gerek bize...
Hindistan nere Türkiye nere?
Hindistan özellikle son yıllarda Amerika, Avrupa ve Çin’den sonra dünyada ekonomik ve siyasi gündemi en çok meşgul eden ülkelerin başını çekiyor. 1.5 milyarlık nüfusuyla geçen yıl bu sıralar Hindistan dünyanın en kalabalık ülkesi olma unvanını Çin’in elinden aldı.
Hindistan’ın son yıllardaki ekonomik performansı da en az demografik performansı kadar etkileyici. Son on yılda dünyada yüzde 83’lük büyümesiyle millî gelirini en çok artıran ülke Hindistan oldu ve dünyanın en büyük ekonomileri ABD, Çin, Almanya ve Japonya’nın arkasında beşinci sıraya yükseldi. Geçen yıl G20 toplantısına ev sahipliği yaparak bu başarısını taçlandırdı ve uluslararası düzlemde yükselen itibarını dosta düşmana göstermiş oldu.
Öte yandan Çin ve Amerika arasında artan rekabete ve gerilimlere bağlı olarak Hindistan’ın jeopolitik önemi de iyiden iyiye arttı. Hindistan ile Çin arasında tarihi çok eskilere giden sınır anlaşmazlıkları ya da Hint Okyanusu’nda kıta sahanlığıyla ilgili sorunlar başta ABD olmak üzere tüm dünyayı ilgilendirir hâle geldi.
Çin’e bağımlılıklarını azaltmak ve kendine siyasi açıdan daha az riskli bağlantılar bulmak isteyen Batılı şirketler için hem pazar hem de yatırım açısından Hindistan artık yükselen bir değer. Teknolojik yetkinliği de fena değil. Özellikle Hindistan’ın Silikon Vadisi olarak Bangalore’da yoğunlaşan ciddi bir yüksek teknoloji birikimi var. Bununla birlikte Çin’le kıyaslandığında ortalama eğitim seviyesi hâlâ çok düşük. Dahası kadınların işgücüne katılımında yüzde 20’lik seviyesiyle dünyada en geri ülkeler arasında.
Üstelik Hintliler ABD ve İngiltere başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdalar. Sömürgecilik başta olmak üzere tarihsel bağlantıları ve nüfusunun büyüklüğü düşünüldüğünde tabii ki bu durum hiç şaşırtıcı değil. Hâliyle Hint diasporası birçok ülkede oldukça güçlü. Öyle ki Amerika’da birçok büyük şirketin başında geçmişte olduğu gibi bugün de Hint asıllı CEO’lar var. Kanada’da yoğun olarak yaşayan Sihler iki ülke arasında sürekli bir gerginlik kaynağı. Hindistan sık sık Kanada’yı ayrılıkçı Khalistan Hareketi’ne destek veren Sih aktivistlere ve örgütlere göz yummakla suçluyor. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, geçen yaz British Columbia’da öldürülen Sih lider Nijjar'ın ölümünün arkasında Hindistan hükümetinin olabileceğini ima etti ve bu da var olan gerginlikleri iyiden iyiye artırdı.
Yükselen otoriterlik ve Hindu milliyetçiliği
Son yıllarda dünyada yükselen otoriterlik tartışmalarında, Kaczynski, Orban, Duterte, Erdoğan ve Putin gibi liderlerin yanında Modi’nin adı da sık sık geçiyor. Örneğin, bugün Hindistan’daki seçimler hiç de eşit olmayan, demokratik kurumların giderek zayıfladığı ve medyanın büyük ölçüde hükümetin kontrolünde olduğu bir siyasi ortamda yapılıyor.
Dahası Modi’nin yargıya müdahaleleri, yüksek mahkemelere yanlı yargıç atamaları, Hindistan’da hukuk devleti ilkelerinin iyiden iyiye zayıfladığının temel göstergeleri. Yine son yıllarda, otoriter rejimlerin ortak özellikleri arasında sayılabilecek, sivil toplum kuruluşlarına ve insan hakları savunucularına yönelik kısıtlamaları, hükümet karşıtı protestoların sert şekillerde bastırılmasına ya da siyasi muhalifleri soyutlamaya, elimine etmeye yönelik hukuksuz uygulamaları Hindistan’da ziyadesiyle görmek mümkün.
Modi iktidarının arkasındaki en büyük itici güç Hindu milliyetçiliği. Bütün milliyetçi söylemlerde ve kurgularda olduğu gibi burada da azılı, her zaman kötü, her zaman şüpheli bir “öteki” var.
Hindistan’da hedefteki grup, 200 milyonluk nüfusuyla ülkede azımsanamayacak bir büyüklüğe sahip olan Müslümanlar. Modi hükümetinin ayrımcı ve ırkçı uygulamalarının son örneği, 2019 yılında kabul edilen ve özellikle Müslümanlar ve insan hakları savunucuları arasında büyük itirazlara yol açan “Vatandaşlık Değişiklik Yasası”nın uygulanmasını tekrar gündeme getirmesiyle yaşandı. Yasa Hindistan'a komşu ülkelerden (Pakistan, Bangladeş, Afganistan) gelen Hindu, Sih, Budist, Jain, Parsi ve Hristiyan mültecilere vatandaşlık verilmesini kolaylaştırırken, Müslüman mültecileri dışarıda bırakıyor.

Modi seçim konuşması yapıyor. / The Japan Times
Modi’nin Müslüman düşmanlığının kendini en açık şekilde gösterdiği yerlerin başında Kuzey Hindistan ve Pakistan'ın sınırında Himalayalar'daki Keşmir bölgesi geliyor. Keşmir Hindistan için oldum olası sorunlu bir bölge. Hindistan’ın birçok yerinde olduğu gibi etnik ve dinî çeşitliliğe sahip bölgede çoğunluk nüfusu Müslümanlar oluşturuyor. Keşmir’de özellikle 1989'dan itibaren Hindistan yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi ve Pakistan'a katılma yanlısı bir silahlı isyan hareketi başlatan Müslüman gruplarla devlet arasındaki gerginlikler iyice arttı. Çıkan çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybetti.
Modi, başbakanlıktaki ikinci dönemine girerken 2019 yılında Jammu ve Keşmir'e özel statü tanıyan Anayasa'nın 370. maddesini iptal etti. Bölgenin özerkliğini sona erdiren ve doğrudan Yeni Delhi'nin yönetimine geçmesini sağlayan karar, bölgede geniş çaplı protestolara ve uluslararası toplumda eleştirilere yol açtı. Devlet bölgede güvenlik önlemlerini artırarak internet erişimini kısıtladı ve yerel liderleri gözaltına aldı.
Bölgede yaşanan insan hakları ihlalleri, bağımsız kuruluşlar ve BM tarafından sık sık raporlanıyor. Keyfî tutuklamalar, işkence iddiaları ve sivil kayıplar da bu raporların ana konuları arasında. Princeton Üniversitesi’nden siyaset bilimci Pratap Bhanu Mehta, Keşmir’de yaşananların sadece bu bölgeye özgü olmadığını, devletin burada deneyip Hindistan’ın geneline yaydığı ayrımcı ve ırkçı uygulamalarının Modi’vari “yönetme” biçimini oluşturduğunu savunuyor ve bu süreci “Hindistan’ın Keşmirleşmesi” olarak tanımlıyor:
Hükümet demokrasiye, çoğulculuğa ve açık topluma olan inançtan ziyade güçlü, baskıcı bir gözetim devletinin Hint vatandaşlarını devlete entegre etmenin daha etkili bir yolu olacağını Keşmir'de gösterdi.
Şüphelenilen biriyseniz, mesela bir azınlık topluluğunun üyesiyseniz veya bir protestoya katılıyorsanız, eviniz yasal süreç olmadan buldozerle yerle bir edilebilir. Aslında Hindistan devletinin Keşmir'de yaptığı, baskıyı giderek artırmak ve çeşitlendirmek, vatandaşlara güvensizlik unsurları olarak yaklaşmayı bir ilke hâline getirmekti. Sanırım bu, tüm Hindistan üzerinde çok daha genelleştirilmiş bir yönetim uygulaması hâline geliyor.

Keşmir'de gözaltına alınan bir eylemci. / Dawn
Müslümanlara karşı sistemli ayrımcılık ve şiddet yaygın olarak Modi’nin 2001-2014 yılları arasında yönettiği Gujarat eyaletinde başladı. 2002’de çoğu Müslüman binlerce insanın öldüğü, tecavüzlerle, yağmalamalarla dolu büyük felaketlerin yaşandığı “Gujarat Ayaklanmaları” ülkede Hindu-Müslüman gerginliğini artıran önemli tarihsel anlardan biriydi. Hatta halihazırda da öyle olmaya devam ediyor: Daha geçenlerde Gujarat Ayaklanmaları’nda Modi’nin liderliğine ve sorumluluğuna dikkat çeken bir BBC belgeselinin Hindistan’da yayınlanması yasaklandı.
Türkiye tarihinden de iyi bildiğimiz gibi devletin azınlık gruplara karşı ayrımcılığı sadece onlara karşı düşmanca politikalarıyla/kararlarıyla ne yaptıklarıyla değil, yapmadıkları/ göz yumdukları ya da görmezden geldikleriyle de pörtleyebiliyor sık sık. Son yıllarda Hindistan’da genellikle inek eti tüketimi veya inek ticareti gibi gerekçelerle Müslümanları hedef alan linç olaylarında ve cami saldırılarında büyük artışlar var. Modi hükümeti sık sık bu tür olaylara karşı yeterli önlem almadığı ve sessiz kaldığı için eleştiriliyor.
Modi’nin Hindistan’ın resmî adını “Bharat” olarak değiştirmeye çalışmasını da ülkedeki azınlıkların varlığını yok sayan, Hindu milliyetçilerinin gönlünü daha da hoş etmeye yönelik sembolik bir jest olarak görenler çok.
Sosyal harcamalarda ve altyapı yatırımlarında artış
Modi’nin ülkedeki popülerliğinin ve siyasi egemenliğinin ikinci ayağını da şüphesiz ekonomideki büyüme oluşturuyor. Bu süreçte yoksullara yönelik sosyal yardımlardaki artışa dikkat çekmek özellikle gerekli. Çünkü bu Modi’nin kitleler nezdinde meşruiyet ve rıza kazanarak iktidarını sürdürmesindeki temel etkenlerden.

Alamy
2019’da başlayan Modi’nin ikinci döneminde marjinal gruplara yönelik yatırımlarda büyük ilerlemeler yaşandı. Örneğin, Hindistan halkının yaklaşık yüzde 99'u göz ve parmak izi taramalarıyla bağlantılı dijital kimlik sistemi olan Aadhaar'a kaydedildi. Böylelikle yoksul kesimlere yardımlar doğrudan Aadhaar bağlantılı banka hesapları aracılığıyla sağlandı ve uzun süredir Hindistan'da sosyal yardımların dağıtımında yaşanan sızıntılar azaltıldı.
Hindistan’da son yıllarda yürütülen sosyal politikaların dünyada özellikle Batı ülkelerinde gördüğümüz refah devleti uygulamalarından önemli bir farkı var. Modi’nin “yeni refah” anlayışında eğitim ve sağlık gibi toplumsal faydaları daha uzun vadede görülebilecek alanlar ikinci planda. Hatta sosyal güvenlik ağını genişletmek gibi öncelikleri de pek yok. Varsa yoksa doğrudan insanların gündelik hayatlarına dokunacak ve bugün onların görece refahını artıracak destekler ve yatırımlar var gündeminde: Banka hesapları, yemek pişirme gazı, tuvalet, elektrik, konut, son zamanlarda ise su ve tabii ki nakit para.
Daha iyi fikir vermesi için bir-iki küçük istatistiği de paylaşalım hemen burada:
- Özellikle pandemi döneminde hükümetin gıda sübvansiyonu faturası 2019-2020 ile 2021-2022 arasında neredeyse beş kat arttı.
- Elektrik erişimine sahip köylerin oranı 2014'te yüzde 88 iken, 2020'de yüzde 99,6'ya çıktı.
- Ayrıca, Hindistan'da banka hesabı olan kişilerin oranı 2014'te yüzde 48,3 iken, şimdi yüzde 71,1'e yükseldi.
- Açık dışkılama sorununun çok yaygın olduğu ülkede 120 milyon yeni tuvalet yapıldı.
Gerçi bütün bu rakamlara ne kadar güvenebileceğiniz de ayrı bir soru. Çünkü son yıllarda hemen her alanda resmî rakamların ciddi şekilde manipüle edildiğine dair birçok eleştiri yapılıyor.
Söz toplumsal rızadan ve meşruiyetten açılmışken tabii Modi’nin yukarıdakilerle olan sıkı fıkı ilişkisini de unutmamak gerekiyor. Hindistan son yıllarda ahbap-çavuş kapitalizminin (crony capitalism) en ileri ve en arsız performanslarından birisini sergiliyor. Hemen hemen bütün sektörlerde hükümete yakın 2 ya da 3 büyük şirket, pazar payının yarısından fazlasını kontrol ediyor. Adaniler, Agarwallar, Damaniler, Ambaniler gibi büyük holding patronlarına tanınan önceliklerin, korumaların, imtiyazlı uygulamaların ve kamu-özel işbirliklerinin hiç kuşkusuz bu tablonun şekillenmesinde büyük payı var. Yine Modi’ye yakın holding sahipleri gazeteleriyle televizyonlarıyla medyanın önemli yayınlarını da ellerinde bulunduruyorlar.
Modi’nin cephaneliğinin vazgeçilmezleri arasında, yeryüzündeki bütün otoriter-faşizan liderlerde olduğu gibi, anti-elitist retorik var. Modi’nin görünürdeki derdi, yıllarca Hindu milletinin özüne ve hakiki dertlerine yabancılaşmış, belki İngilizceyi iyi konuşan ama yerel ağızları bilmeyen elitlerden Hindistan’ı kurtarmak.
Yoksul bir kasttan gelmesi, rakip politikacılar gibi ayrıcalıklı bir geçmişe sahip olmaması ve Hintçedeki muazzam hitabet yeteneği bu retoriğin halk nezdinde karşılık bulmasında epey etkili oluyor. Tabii bu durumun devamında bir türlü sonu gelmeyen Batılılar, Batıcılar, elitler ve elitistler karşısında mağduriyet vurgusunun da payını unutmamak gerekiyor.
Türkiye ile benzerliklerini gözden kaçırmadığınızı tahmin ettiğimiz bu tablo, Hindistan’da hiçbir şeyin güllük gülistanlık olmadığının da işareti. BJP’li Hindistan bugün dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmaya devam ediyor. Yoksulluk hâla çok ama çok büyük bir sorun. Gençlerin çok büyük bir kısmı işsiz. Orta sınıf giderek eriyor. Birçok insanın hayali, kapağı Batı’da bir yerlere atmak.
Ama yine de BJP ve Modi çok muhtemelen devam eden seçimlerden büyük bir zaferle çıkacak. Bu çıkmazın kökünde The White Tiger filminin kahramanı Balram’ın işaret ettiği şu yalın hakikat yatıyor:
Belki Hindistan’da tanrılar çok ama sanıldığının aksine kast sayısı son derece sınırlı: Yukardakiler ve aşağıdakiler…
Görünen o ki, bu yaman çelişkiye çare bulamadıktan sonra, dünyamızda kötü örnekler “ibadullah” olmaya ve birbirlerinden yeni kötülükleri ve kötülük yapma yollarını öğrenerek çoğalmaya devam edecekler.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Seçimler yılı 2024'te Türkiye, Pakistan ve Rusya sandığa gitti. Şimdi sırada Amerikalılar, Tayvanlılar, Meksikalılar, Britanyalılar var. Ve tabii Hindistan. Hindistan seçimleri üzerine karşılaştırmalı bir okuma bugün bültende.
19 May 2024

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



