İki dünya arasında, parçalı bulutlu bir bölge: Keşmir

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Hindistan ile Pakistan arasında 22 Nisan'dan bu yana yükselen gerilim, ABD'nin Cumartesi günü duyurduğu ateşkesin ardından ki taraftan da gelen ihlal iddialarına rağmen bir nebze olsun yatışıyor gibi görünüyor. Pazartesi günü her iki ülkede de borsada yükseliş görüldü, havaalanları yeniden açıldı. Hindistan ve Pakistan askerî yetkilileri kamuoyuna açık olmasa da temaslarda bulundular.
Öte yandan iki ülke arasındaki çekişmenin tamamen sona ereceğine dair bir emare şimdiye kadar görülmedi. Özellikle de Keşmir'in kontrolü, tartışmalı bir mesele olarak kalmaya devam edecek ve çatışmalar sona erse de gerilimi yükseltmeye devam edecek.
Neler oldu?
22 Nisan’da Keşmir’de 26 turistin hayatını kaybettiği terör saldırısının ardından Hindistan, baş düşmanı Pakistan’a yönelik suçlamalarda bulundu. Yeni Delhi, saldırıya dair doğrudan bir kanıt sunmadan ithamlarını dile getirirken, Başbakan Narendra Modi, 24 Nisan’da isim vermeden "şiddetli bir misilleme" yapılacağını ve "teröristlerin kalelerinin yerle bir edileceğini" açıkladı.
Saldırının hemen ardından Hindistan ordusu Keşmir’de geniş çaplı bir operasyon başlattı; yüzlerce kişi tutuklandı. Yeni Delhi ayrıca, Pakistan’ın tarım açısından hayati öneme sahip topraklarını besleyen İndus Nehri’nin suyunu kesme tehdidinde bulundu.
- 1960 yılında imzalanan ve "İndus Suları Anlaşması" olarak bilinen mutabakat, nehir sisteminin iki ülke arasında nasıl paylaşılacağını düzenlemişti. Daha önce iki ülke arasında yaşanan savaşlarda bu suların bir tehdit aracı olarak kullanılması gündeme gelmemişti.
Pakistan, terör saldırısıyla bağlantısının olmadığını belirtirken Hindistan, 8 Mayıs’ta "askerî hedefler" olduğunu öne sürerek sivillerin de etkilendiği saldırılar düzenledi; uluslararası kuruluşların da dahil olduğu 8 binden fazla X hesabını engelledi. Bunun üzerine Pakistan, Keşmir’deki havaalanı, askerî üsler, füze deposu gibi hedeflere saldırdı ve İsrail yapımı 77 adet İHA düşürdüğünü iddia etti.
İki nükleer güç karşı karşıya
Nükleer silahlara sahip iki ezeli düşman ülkenin (1998’de her ikisi de nükleer devlet hâline geldi) çatışmasının nereye varacağına dair tartışmalar yalnız bu iki ülkeyi ilgilendirmiyor. Keşmir, her iki ülkenin de bağımsızlığına kavuştuğu 1947’den beri “çözümsüz” bir alan olarak varlığını sürdürüyor.
Ancak bu kez, özellikle ABD ile Çin arasındaki rekabetin dünya politikasını şekillendirmeye başladığı bir dönemde, Çin’in gücünü sınırlayan bir ülke olarak ABD’nin müttefiki görülen Hindistan ile, her ne kadar ABD ile ilişkilerini sürdürse de Pekin’le ekonomik ve siyasal ilişkiler geliştiren Pakistan arasındaki gerilimin uluslararası bir mahiyeti de bulunuyor.
Bu sırada, Keşmir çatışması, Pakistan ile Hindistan arasında bir paylaşım savaşı olarak görülürken Keşmir halkının iradesi ise iki devlet tarafından da hiçe sayılıyor. İngiliz emperyalizminin altı kıtayı sömürgeci bir mantıkla bölmesinin ürünü olarak Keşmir, bir yandan mezhepsel bir bölünme bir yandan da çözülmemiş bir ulusal sorun olarak varlığını sürdürüyor.
Pakistan’da ordu ve radikal İslamcılar
Pakistan’ın, 1978’den itibaren Afganistan’daki radikal dinci grupları ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda desteklediği geniş çevrelerce kabul edilen bir gerçek. Ancak 2022’de Başbakan İmran Han’ın güvenoyunu kaybederek görevden ayrılmasının ardından, ülkenin askerî yapısı ile bu gruplar arasındaki geleneksel bağların zayıfladığı gözlemleniyor.
- Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelmesinin ardından, Pakistan’da radikal grupların devlet kurumlarına yönelik saldırılarında belirgin bir artış yaşandı. Afgan Talibanı'nın, Pakistan Talibanı’nın iktidarı ele geçirmesine örtülü destek verdiği yönündeki iddialar da bu tabloyu daha karmaşık hâle getiriyor.
2024 yılında Pakistan son on yılın en şiddetli saldırılarından birini yaşadı. Radikaller, özellikle Pahtunhva eyaletindeki birçok bölgenin kontrolünü ele geçirdi. Tahrik-i Taliban Pakistan adlı örgüt, sık sık ülkenin silahlı kuvvetlerine yönelik saldırılar düzenliyor. Keşmir’de ise Pakistan’daki radikal gruplardan birinin turist katliamına imza atmış olabileceği yönündeki tahminler ağırlık kazanıyor.
Pakistan ise Keşmir’i tarihsel olarak kendi toprağı olarak görmekte ve bu iddiasını bölge halkının ezici çoğunluğunun Müslüman olmasına dayandırmaktadır. Bu yaklaşım, İslamabad’ın uzun süredir benimsediği resmî devlet politikasıdır.
Keşmir sorunu
Chandrashekhar Dasgupta, Keşmir'de Savaş ve Diplomasi: 1947-1948 adlı kitabında Keşmir’i şöyle tanımlıyor:
"Keşmir’in merkezindeki Srinagar şehrini çevreleyen vadide, hem Müslüman çoğunluk hem de Hindu azınlık tarafından konuşulan Keşmirce hâkim dildi. Bölgenin güneyinde ise, Jammu eyaleti yer alıyordu; burada da Dogri dili konuşuluyor, batıda çoğunlukla Müslümanlar, doğuda ise Hindular yaşıyordu. Kuzeydoğudaki yüksek rakımlı bir bölge olan Ladakh, komşu Tibet ile güçlü dinî ve dilsel yakınlıkları olan Budistler tarafından meskun edilmişti. Ladakh'ın batısındaki Baltistan, benzer bir etnik gruptan, ancak çoğunlukla Şii Müslüman inancına sahip bir halk tarafından işgal edilmişti. Daha kuzeyde, seyrek nüfuslu Gilgit vadileri, şaşırtıcı çeşitlilikte yerel kültürlere ve lehçelere ev sahipliği yapıyordu. Son olarak, eyaletin batısında, Pakistan ile etnik ve dilsel bağları paylaşan bir toprak şeridi uzanıyordu. Bu alanların nüfusu, özellikle Mirpur'da önemli Hindu ve Sih azınlıklarla birlikte, çoğunlukla Müslümandı."
Bu dağınık, çoğunluğu Müslüman olan topraklarda tek birleştirici unsur, Hindu bir hükümdardan başkası değildi.
İki ülke bağımsızlığını kazandığında Keşmir ikisine de ait değildi. Devletlerin iddialarının ötesinde Keşmir halkı bölünmemiş bir siyasal ve tarihî bir varlık olarak kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olamadı. Her iki devlet de halkın taleplerine kulak vermek yerine kendi çözümlerini dayattılar.
İngiliz emperyalizmi ayrılırken Keşmir’in prensi ilk başta değilse de kısa süre sonra Hindistan’a bağlanmayı kabul etti. 1947’deki çatışmadan sonra dönemin Hindistan Başbakanı Cevahirlal Nehru'nun Birleşmiş Milletler'e (BM) başvurması üzerine BM, 13 Ağustos 1948'de Pakistan ve Hindistan'dan askerlerini çekmelerini ve ardından kendi kaderlerini tayin hakkı için referandum düzenlemelerini istedi. Pakistan'ın işgal ettiği topraklardan çekilmeyi reddetmesi üzerine Hindistan da askerlerini orada tuttu ve referandum hiçbir zaman yapılamadı.
Keşmir için çatışmalarda 1947’den bu yana 40-70 bin kişinin öldüğünü belirtilmekte.
Keşmir savaşları
Ekim 1947’de, Pakistan’daki Peştun kabilelerinden oluşan 2.000 kişilik bir grup, Cammu ve Keşmir’e girdi. Bu olayın ardından Hindu ve Sihlerden oluşan gruplar, Müslüman köylere saldırılar düzenledi. Bu gelişmeler üzerine, Keşmir Prensi Hindistan’a bağlanma kararı aldı. Nihayetinde bölge, Hindistan federasyon devletine bağlı Cammu ve Keşmir ile Pakistan’a bağlı Azad Cammu ve Keşmir olarak ikiye ayrıldı.
- 1951’de Çin’in Tibet’i ilhak etmesiyle bölgede stratejik gücünü artırmasının ardından, 1962’deki Çin-Hindistan savaşı sonucunda Çin, Keşmir’in bir kısmını işgal etti. Ardından Pakistan, kontrolündeki bölgenin bir kısmını Çin’e devretme kararı aldı.
Keşmir’in bu parçalı hâli 1965’teki ikinci Hindistan-Pakistan savaşına yol açtı.
2014 yılında Hindistan’da BJP’nin iktidara gelmesinin ardından, Keşmir’in anayasal özerkliği kaldırıldı. Bu gelişme, bölgede geniş çaplı protestolara yol açtı. Anayasa'daki iptal edilen madde, Keşmirli olmayanların bölgede gayrimenkul edinmesini veya kamu görevi yapmasını yasaklıyordu ve iptal, yerel demografiyi değiştirmeyi hedefliyordu. Anamuhalefet partisi Kongre’nin sözcülerinden Manish Tewari, bu durumu “Keşmir’in Filistin’e dönüşmesini istemiyoruz” sözleriyle eleştirdi. Keşmir’in önde gelen siyasetçileri ise bu kararın Hindistan’ı Cammu ve Keşmir’de işgalci bir güç hâline getireceğini savundu.
Böylece Keşmir, iki devlet milliyetçiliğinin arasına sıkışmış oldu. Hindistan, Pakistan’dan farklı olarak bir din devleti değil laik bir devlet olarak kurulmuşken Narendra Modi’nin iktidarındaki son on yıllık gelişmeler, bunun epeyce törpülendiğini gösteriyor.
Örneğin Modi, yeniden seçilmesini ardından 1,9 milyon kişiyi vatandaşlıktan çıkararak demografi mühendisliğine girişmiş durumda.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Masis Kürkçügil
Yazar ve yayıncı. "Latin Amerika'nın Kaynayan Damarları", "Devrimden Devrime Bolivya", "Hugo Chavez ve Devrimde Devrim" kitaplarının yazarı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




