İktisat Kongresi: "Yoksulluk korkudur, belirsizliktir"

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
16 Mart 2023 - İzmir
Abdullah Esin & Bartu Özden & Emircan Yaman
Prof. Dr. Çağlar Keyder
Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağlar Keyder, 1980’lerde başlayan neoliberal ekonomi anlayışının krizlerle artık sonuna gelindiğini ve devletin vatandaşa karşı sorumluluklarını yeniden hatırlayacağı bir modelin uygulamaya geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Türkiye’nin yeni bir kulvara geçmesi gerekiyor. 1980’lerde başlayan neoliberal düzenin ortadan kaldırmaya çalıştığı şey devletin öncü rolüydü. Devlete karşı bir ideolojiydi.
Devlet bir yandan sermayenin yanında dururken bir yandan da temel görevlerinden biri olan nüfusunu korumak ve kurtarmak görevini yerine getirmeye çalışıyor. Neoliberal dönem bunun ekstrem bir örneği.
Bu anlayışın temel hedeflerinden biri devleti ciddi bir şekilde küçültmek ve devletin elindeki kaynakları almaktı. Türkiye’de de Özal’la başlayan dönemde muazzam bir özelleştirme akımı başladı.”
“Gerek Avrupa’da gerek ABD’de gerekse de Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sermayenin devleti ortadan kaldırma planı büyük ölçüde başarıya ulaştı.” diyen Keyder, 40 yıldır devam eden neoliberal düzenin artık geriye dönme noktasına geldiğini ifade etti.
“Pandemi, iklim krizi ve savaş gibi nedenler kümülatif sorunları ortaya çıkarmaya başladı. Bunları birleştirdiğimizde geriye dönüş noktasına geldiğimizi düşünüyorum. Neoliberal dönemin kurumlarının sorgulanması anlamına da geliyor bu tabii. Sanıyorum ki 2008 bir dönüm noktası oldu. 2008’deki büyük kriz, ardından da finans sektörünün yeniden düzenlenmesi yoksulluğun daha da şiddetlenmesine neden oldu. 2008’in getirdiği sorunlarla beraber bazı hükümetler neoliberal düzenin bazı koşullarını değiştirmeye ve sorgulamaya başladılar.”
Neoliberalizmin sorgulanmasının küresel bir olgu olduğuna vurgu yapan Çağlar Keyder “Mesela ABD, öncüsü olduğu Dünya Ticaret Örgütü'nü (DTÖ) tanımamaya ve ticari ilişkilerini ikili anlaşmalarla düzenlemeye başladı. Çok daha müdahaleci bir siyaset anlayışı hakim olmaya başladı.” ifadelerini kullandı.
Doğu Asya ekonomilerinin yükselişinin ve müdahaleci devlet modelinin (devlet kapitalizmi) bölge ülkelerinde iktisaden başarılı sonuçlar üretmesinin neoliberal modelin daha yüksek sesle sorgulanmasına yol açtığını belirten Keyder “İklim değişikliği ve çevre konuları bir anda ekonominin de üstünde olan birtakım sorunlar olarak ortaya çıkmaya başladı. Bu kaygılar bir melez yaratıyor. Devletin bu konularda sorumluluk alıp müdahale etmesi bekleniyor.” dedi.
Konuşmanın devamında Millet İttifakı’na değinerek “Millet İttifakı’nın, AB üyelik süreci ve uyum politikalarına devam edeceğini söylemesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.” açıklamasında bulundu.
Prof. Dr. Ali Hakan Kara
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası eski Başekonomisti Prof. Dr Hakan Kara, fiyat istikrarı ve finansal istikrar üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Kara, sunumuna Türkiye’nin yüz yıllık enflasyon grafiğiyle başladı ve TCMB kanunları ile enflasyon arasındaki ilişkiyi analiz etti.
“Türkiye 1970’lere kadar enflasyon problemi yaşamamış. Enflasyon 70’lerde başlıyor. Merkez Bankası'nın 1970 kanununda çok ciddi bir revizyon yapılıyor ve Merkez Bankası'nın KİT’lere kredi açmasının yolu yapılıyor. Ondan sonra Merkez Bankası KİT’lere devasa krediler açıyor. Aynı zamanda 70 kanunundaki temel değişiklerinden biri ile Hazine, Merkez Bankası'nın ana hissedarı oluyor. Böylece Merkez Bankası'nın biraz siyasileşmesinin yolu açılıyor.” ifadelerini kullanan Kara, bu süreci takiben, dış etkenlerle de birlikte Türkiye’nin 30 yıl yüksek enflasyon yaşadığını ve enflasyonun 1994 yılında üç haneye yükselmesinin bu alanda birtakım çabaları tetiklediğini belirtti.

1994 ve 1998 yıllarındaki düzenlemelerin ardından 2001 yılında Merkez Bankası'nın kanunen araç bağımsızlığına sahip olduğunu ifade eden Kara, 2001 yılından sonra enflasyonda ciddi gerileme kaydedildiği belirtti.

Öte yandan Merkez Bankası başkanlarının görev sürelerine de dikkat çeken Kara, Türkiye’nin 1995 ile 2015 yılları arasında merkez bankasına fiili bir bağımsızlık tandığına ve bu 20 yıl boyunca enflasyonun üç haneden tek haneye indirildiğine dikkat çekti.
Kara ayrıca, Merkez Bankası kanununun araç bağımsızlığını sağlamak adına tek başına yeterli olmadığını, siyasi otoritenin kurumun araç bağımsızlığına izin vermesinin ve toplumun da bunu desteklemesinin önemli olduğunu söyledi.
Sermaye akımları ile Türkiye’nin büyüme serüveni arasındaki ilişkiye değinen Hakan Kara, “1980’lerin sonundan beri Türkiye dışa açılma sürecini hızlandırdı, sermaye piyasalarımızı serbestleştirdik. O dönemden bu yana sermaye akımları ile büyümeye baktığımız zaman, her yedi-sekiz yılda bir döngü yaşıyoruz. Önce yavaş yavaş sermaye girişleri oluyor, Türkiye büyüyor, sonra çakılıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kalkınma konusunda ucuz kredi, bol teşvik, rekabetçi kur reçetelerinin doğru olmadığını belirten Kara, verimlilik artışına dayanmayan bir üretim artışının enflasyonist bir üretim artışı olduğuna değindi. “Kaynaklar verimsiz dağılırken eğer kur üzerinden rekabetçiliği sağlamaya çalışırsanız, sonu enflasyon, sonu yoksulluk ve sonu gelir dağılımında bozulmayla gerçekleşiyor” diyerek öncelikle verimlilik artışına odaklanılması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Kara, verimlilik artışının sağlanması için hukuk sisteminden eğitim sistemine kadar geniş bir yelpazede reform yapılması gerektiğini söyleyerek “Bunlar zor şeyler ama kolay lokma da kalmadı artık. Çünkü, gelecekteki refahın bir kısmı da harcandı, artık zor işler yapmak lazım. Yapamazsak 100 değil 1000 yıl daha bu problemleri konuşmaya devam ederiz” dedi. "Yeter ki birbirimizle kavga etmeyi bırakıp önümüze bakalım, aklın ve bilimin yoluna dönelim. Önümüz açık" diyerek sunumunu tamamladı.
Timothy Garton Ash
University of Oxford Avrupa Tarihi Çalışmaları bölümünde görev yapan Prof. Timothy Garton Ash, Avrupa’da demokrasinin tarihsel serüveni ve Türkiye’nin konumu üzerine bir konuşma yaptı. Ash, konuşmasına “Türkiye seçimleri, 2023’te dünya genelindeki en önemli seçimlerden biri” diyerek başladı ve 2. Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından Batı’nın genişleme sürecinin başladığını (Enlargement of the West) ve bu genişlemenin 2008 yılında duraklama dönemine girdiğini belirtti.
2008 yılında hem küresel finans krizi hem de Rusya’nın Gürcistan’ın bazı bölgelerini işgaliyle Batı’nın temsil ettiği demokrasi ve özgürlük fikirlerinin yayılmasına önemli bir darbe vurulduğunu belirtti.

Ash, konuşmasının devamında Ukrayna ve Türkiye’ye değinerek, Karadeniz’in güneyinde ve kuzeyindeki iki önemli ülke olan Türkiye ve Ukrayna’da güçlü bir liberal demokrasinin varlığının hem Avrupa hem de küresel demokrasi için büyük önemi olduğuna vurgu yaptı.
Prof. Ash, konuşmasının sonunda "Bu yıl, Türkiye'de demokrasinin geleceği için belirleyeci bir öneme sahip. Demokrasiden kastım, denge ve denetleme mekanizmalarının olduğu ve sivil toplumun güçlü olduğu bir liberal demokrasi. İlliberal demokrasi, demokrasi değildir.” diyerek 14 Mayıs seçimlerinin hem Türkiye hem de dünyada liberal demokrasinin geleceği için büyük öneme sahip olduğunu ifade etti.
Burak Dalgın
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın, "Topyekun bir Kalkınma Seferberliği" konulu bir sunum yaptı.
Dalgın'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şunlar oldu:
Adını net koyalım: patinaj halindeyiz. Buradan çıkmak için ihtiyacımız olan şey, topyekün bir kalkınma seferberliği. Kamudan özel sektöre, gençlerden kadınlara, hukuktan teknolojiye tüm farklı kesimleri kapsayan bir hareket.
Ancak bunu yepyeni bir yaklaşımla yapmamız şart. Çünkü Einstein’in meşhur sözündeki gibi, ‘’Problemleri onlara sebep olan yaklaşımlarla çözemeyiz.’’
Yeni’nin Yürüyüşü dediğim bu yolculukta üç temel ihtiyacımız var:
- Fırsat ve tehditleri görmemiz için vizyona;
- Belirsizlik içinde zor kararları alabilecek iradeye ve
- Bunları eyleme geçirecek icraatçı yaklaşıma.
"Belirsizliklerle dolu bu dönüşüm süreci bana İtalyan düşünür Gramsci’nin sözünü hatırlatıyor: 'Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı'." diyen Dalgın, Yeni'nin Yürüyüşü'nü sürdürmek için üç alanın yeniden şekillendirilmesi gerektiğini belirtti: Devlet, kamusallık ve siyaset.
"‘Bizden adam olmaz’ yılgınlığı ile ‘dünya bizi kıskanıyor’ kibri arasında gidip gelemeyiz. Türkiye’nin atılım potansiyeline de güveneceğiz, dünya ekonomisinin %1’i olduğumuzu da bileceğiz." ifadelerini kullanan Burak Dalgın "Vasatlığı ve dünyanın taşrasına savrulmayı, ‘yerli ve mili’ hamaseti ile perdeleyemeyiz. Gerçek milliyetçilik ülkemizin dünyada sıralamasındaki yerini yükseltmektir. Buna endeks milliyetçiliği diyorum." sözleriyle milliyetçiliğin yeniden tanımlanması gerektiğine vurgu yaptı.
Hacer Foggo
CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo, “Onurlu Yaşam ve Yoksulluk” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.
“Yoksulluğa sadece gelir üzerinden bakmamalıyız. Yoksulluk bir erişememe, sesini duyuramama, onurlu ve özgür bir yaşama erişememe hali.” diyen Foggo, yoksulluğun insan hakları temelli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine vurgu yaptı.

Foggo, “OECD ülkelerinde düşük gelirli hanelerde büyüyen çocukların ortalama gelire ulaşması 4-5 kuşak sürüyor, yani yoksulluk devrediyor.” diyerek yoksulluğun nesiller arası aktarımının çok büyük bir problem olduğuna vurgu yaptı.
Yoksullukla mücadelede okullaşmanın çok önemli olduğunu belirterek “Yaklaşık 3 milyon çocuk eğitimden uzakta, bu da yoksulluğun döngüsel olarak devam etmesine neden oluyor.” ifadelerini kıllandı.
"İnsan hakları temelli bir yoksulluk politikasıyla ancak yoksulluğun engellenebileceğine inanıyorum."
“Aç bir çocuğun, şiddet gören bir kadının bürokrasiye takılmasını engelleyecek bir zihniyete sahip olmanın yolu yoksulluğa insan hakları temelli bakmaktır.” diyen Foggo, “Yoksulluk aynı zamanda korkudur, belirsizliktir. Yoksulluk hayalleri öldürür. Yoksulluk strestir. “ ifadeleriyle yoksulluğun psikolojik boyutlarına da dikkat çekti.
Yoksullukla etkili mücadele politikaları geliştirmek için katılımcı bir anlayış ve yoksul insanların dinlenmesi gerektiğinin çok önemli olduğunu belirterek “Yoksulluğu bitirecek tek şey, yoksulluk içinde olanları dinlemek ve anlamaktır.” ifadelerini kullandı.
Hacer Foggo, yoksulluğun kolektif bir sorun olduğunu belirterek “Sadece sosyal yardımlarla değil, eşitsizliği önleyecek, kadınların istihdama katılımını destekleyecek politikalarla yoksulluk bitirilebilir.” dedi.
Prof. Dr. Selçuk Şirin
University of New York Kültür ve İnsan Gelişimi Fakültesi Uygulamalı Psikoloji bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Selçuk Şirin, “Ya Adalet Ya Sefalet: Daha Yaşanır bir Türkiye için 7 Mesele – 7 Reçete” başlıklı bir sunum yaptı.

“Türkiye tarihinin üçüncü büyük sefalet dönemini yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz sefalet seviyesi, 2. Dünya Savaşı döneminden bile yüksek.” diyen Şirin, "Türkiye'de her 3 gençten 1'i ne okuyor, ne çalışıyor, ne de sosyal bir aktivite yapıyor. Bu gençler evde oturuyorlar.” diyerek genç işsizliğine vurgu yaptı.
İstihdamda kadınlara sistematik ayrımcılık uygulandığını belirten Selçuk Şirin, Türkiye’deki asıl sorunun genç kadınların istihdama katılımı olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Selçuk Şirin, nitelikli istihdamı artırmak için önerilerini şu başlıklarla özetledi:
- Planlı kalkınma modeline dönülmeli
- Yeni girişimler yeni istihdam yaratmalı
- Girişimci bir kuşak yetiştirilmeli
- Adil rekabet olmalı
- Eğitim kalkınmayı getirmeli
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



