İlham Perisi

İlham Perisi

Bir Afrikalı tenisçinin Grand Slam kazanması günümüzde bile kolay değil. Yine de imkânsız olmayan bu göreve, 40 sene önceki hikâyesiyle Johan Kriek çarpıcı bir ilham veriyor. Üstelik hikayesi bununla sınırlı da değil.

Daha çocuk yaşta rol model aldığınız birinin tekerlekli sandalyeye mahkûm olması yeterince travmatik bir durum. Eğer bu kişi ailenizdense travma daha da büyür ve hayatın sizi nereye götüreceği bilinmez. Sporcu karakteriyle Johan Kriek’e yol gösterici olan babası, talihsiz bir çiftlik kazasıyla tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürmeye başladığında Johan henüz sekiz yaşındaydı.

Ragbi oynayan ve bu oyunda oldukça başarılı olan babasının sporcu kaslarını aldığı henüz ilkokul çağlarında belli olan Johan’ın, babasının başına gelenlerden sonra en sevdiği spor olan tenis dışında farklı sorumlulukları da olmuştu. Öyle ki, ailesinin Güney Afrika’nın Kuzey Natal bölgesinde yer alan çiftliğindeki işlere daha fazla yardımcı olması ve ev işlerinde annesine destek olması gerekiyordu.

Babasının geçirdiği kaza; Johan Kriek’e erken yaşta sorumluluk almayı, azimli olmayı ve güçlü kalmayı öğretmişti. Tenise olan yatkınlığının farkında olan ailesi onu bölgedeki turnuvalara götürüyor ve bu sporda başarılı olması için destekliyordu. 

12 yaşına geldiğinde yaşadığı coğrafyada bilinen bir yetenek olarak adı ön plana çıkmaya başlamıştı. Artık bulunduğu bölgede yer alan çatlamış beton kortlardan daha iyisine ihtiyacı vardı. Çok geçmeden Pretoria‘da yer alan ve daha iyi imkanlara sahip Afrikaanse Hoër Seunskool, nam-ı diğer Affies Lisesi’nin yolunu tutmuştu.

Tenis tarihine adını altın harflerle yazdıracağından henüz habersiz olan Kriek’in doğru adımlar attığı bir gerçekti. Affies’e gitmesinin en büyük nedeni, Güney Afrika’nın aranan tenis koçlarından Ian Cunnigham’ın tedrisatına girecek olmasıydı. Babasının yaşadığı kaza onu daha da güçlendirmiş ve yüreklendirmişti. 

Aklı ailesinde ve ülkesinde kalacak olsa da Affies’de başlayan hikâyenin önce Avrupa kıtasına ardından Amerika’ya sonrasında da Avustralya kıtasına uzanacak uzun bir yolu vardı.

Farklı coğrafyalar farklı hedefler

Kriek için yeni bir sayfa açılmıştı. Doğal yeteneğini ülkenin en iyi koçuyla birlikte çalışarak farklı bir seviyeye getirebilecekti. Koç Cunningham ile Affies’de aldığı eğitim çok geçmeden sonuç vermiş, henüz 15 yaşındayken kendinden üç yaş büyük vatandaşlarını alt eder hale gelmişti. Tam da bu yıllar, gençliğe adım atmaya hazırlanan Johan için tenisi profesyonel olarak oynamaya karar verdiği döneme denk gelmişti.

Affies’deki beşinci yılında ani bir gelişme yaşandı ve koç Ian Cunningham, kariyeri için daha iyi olacağını düşündüğü Avusturya’ya taşındı. Johan Kriek’in Cunningham’ı takip etmesi uzun sürmedi. İlk kez ülkesinden ayrılmış ve bambaşka bir kıtada apayrı bir kültürle tanışmak için fırsat yakalamıştı.

Avusturya’da turnuvalarda yer alıyor ve Almancasını geliştirip tenise yeni başlayan Avusturyalı çocuklara ders vererek geçimini sağlıyordu. Kariyeri için Avrupa kötü bir karar değildi ancak daha prestijli turnuvalara katılıp dünya sıralamasında yükselmek için fazlasına ihtiyacı vardı. İşte tam da bu nedenle Amerika’ya gitmeye karar verdiğinde dünya sıralamasında ilk 1000’e henüz girmişti. 

Amerika’daki turnuvalarda kısa sürede o kadar başarılı oldu ki dünya sıralamasında basamakları hızla tırmanıp ilk 250’ye girmeyi başardı. Bu çarpıcı sonuçlar ile birlikte edindiği Avusturya ve Amerika tecrübesi onu artık Grand Slam’lerde de görünür hale getirdi. 1978 yılında 20 yaşındayken Wimbledon ve Amerika Açık’a katıldı. Wimbledon’da ikinci turu görebildi, Amerika Açık’ta ise çeyrek finale yükselerek büyük sürpriz yapsa da dönemin usta raketlerinden o yılın finalisti Vitas Gerulaitis’e yenilmekten kurtulamadı. 

Artık Grand Slam’lerin gediklisi olsa da diğer turnuvalara da katılmayı ihmal etmiyordu. İlk tekler zaferine 1979 yılında Sarasota’da Rick Meyer’i yenerek uzandı. Bu, kariyeri boyunca 14 kez kazanacağı tekler zaferlerinden ilkiydi.

Kriek, Amerika Açık’taki istikrarlı görüntüsünü sürdürdü. 1979 yılında yine çeyrek finale kadar yükselmeyi başarırken 1980 yılında bu turnuvadaki en iyi derecesi olan yarı finali gördü. Aslında 1980’deki hikâye mutlu sonla ya da bir final başarısıyla da bitebilirdi. Zira Kriek sadece kendi döneminin değil tenis tarihinin en büyük isimlerinden Bjorn Borg karşısında ilk iki seti kazanmıştı ancak Borg’u alt etmek kolay değildi. İsveçli raket geri döndü ve Kriek’in hayalleri yarı finalde son buldu.

Fransa Açık, Wimbledon ve Amerika Açık. Kriek, bu üç Grand Slam’e de profesyonel olduğundan bu yana en az bir kez katılmıştı ancak 1981 yılında ana tabloda yer aldığı Avustralya Açık’ta ilk kez boy gösterecekti.

Kararlar ve zaferler

Kriek’ten uluslararası arenada zirveye oynayan bir Afrikalı bir tenisçi olarak bahsederken, dönemin Güney Afrika’sındaki koşulları da unutmamak gerekiyor. Apartheid rejiminin son hız etkisini devam ettirdiği ülke, Üçüncü Dünya’nın etkili politik baskısı sayesinde uluslararası alandan çok büyük ölçüde dışlanmış, bunun amblemlerinden biri de kapsamlı bir boykotun devam ettiği spor alanında olmuştu. 1980’lerin henüz başında Güney Afrikalı tenisçiler uluslararası turnuvalarda oynayabiliyor olsa da boykot bu onyılın sonunda tenise ulaşacak ve profesyonel bir spor olarak Olimpiyat’a dönen tenis müsabakalarında, Güney Afrika’da raket sallamış oyuncular yer alamayacaktı. Johan Kriek, Güney Afrikalı beyaz bir tenisçi olarak nispeten ayrıcalıklı bir konumda Melbourne’deki kortlarda sahne almaya hazırlanıyordu.

Avustralya Açık’ta ilk kez sahne alacak olan Kriek, 175 santimetrelik boyuyla tenis için kısa sayılabilecek bir oyuncuydu. Ancak bu handikapı avantaja çevirebilecek hıza, atletizme ve güçlü vuruşlara sahipti. Özellikle Amerika Açık’ta bıraktığı izlerle Grand Slam’lerin korkulan isimlerinden biri haline gelmişti. 

1981 yılı Avustralya Açık’ın halen çim kortta oynandığı bir yıldı. Turnuvanın bilindik sert zemine kavuşması için yedi yıl daha geçmesi gerekecekti. Kadınlar ve erkekler eşleşmeleri günümüzdeki gibi birbiriyle paralel oynanmıyor, önce kadınlar müsabakaları final maçıyla son buluyor ardından erkeklerin eşleşmelerine geçiliyordu. 24 Aralık 1981 günü erkekler için start verilmişti.

Johan Kriek, turnuvaya dört numaralı seri başı olarak katılmıştı. Oldukça formda olduğunu ilk turdan gösterdi ve finale kadar rakiplerine sadece iki set verdi. Final günü olan 3 Ocak 1981, yani yeni yıl Kriek için belki de ilk Grand Slam şampiyonluğunun habercisiydi. Rakibi Steve Denton, çok güçlü servislere sahip bir isimdi, bu özelliğiyle karşısındaki tenisçilerin üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyordu. Servis tarzı da alışılmışın epey dışındaydı. Topu havaya attığında bir adım daha alıyor böylece hem servisi iyiden iyiye tahmin edilemez bir hale geliyor hem de topun hızı daha da artıyordu. Denton’ın başarıyla uyguladığı bu fazladan adım kuralı sonraları yasaklandı.

İlk iki seti Denton’ın servislerinden etkilenmeden kazanan Kriek formda gözüküyordu. Üçüncü sette Denton tie-break’i kazanarak durumu 2-1’e getirse de Kriek’in 6-4 ile kazandığı dördüncü set şampiyonu belirlemişti. Bu şampiyonluğun birden çok anlamı vardı. En önemlileri Johan Kriek’in ilk şampiyonluğu, Güney Afrika’nın ilk Grand Slam zaferi ve Afrika kıtasının kazandığı ilk majör şampiyonluk olmasıydı. Tarihin yeniden yazıldığı bir gün olarak kayıtlara geçmişti.

İlk kez katıldığı Avustralya Açık’ta şampiyon olan Güney Afrikalı yıldız artık spot ışıklarını iyiden iyiye üstünde topluyordu. 1982 yılında favori olarak bu turnuvadaydı. Seri başı listesinde bir numarada onun adı yazarken iki numarada ise turnuvanın son finalinde mağlup ettiği Steve Denton vardı. Kriek’in turnuva öncesi Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığına kabul edilmesi ve turnuvaya ABD adına katılması Güney Afrika’da büyük tepkileri beraberinde getirmişti. 

Tepkiler Güney Afrika’yla sınırlı da kalmamıştı. ABD vatandaşlığını aldığında kaçınılmaz olarak eskiden temsil ettiği ülkedeki ayrımcı rejimle ilgili sorularla karşı karşıya kalan Kriek keskin cevaplar vermekten kaçınmış ve “Eğer Güney Afrika’yı eleştirirsem oradaki ailem ve arkadaşlarım hedef alınacak. Hiçbir şey söylemezsem diğerleri sessiz kalarak oradaki durumu onayladığımı söyleyecek. Bu, kazanmamın mümkün olmadığı bir durum.” şeklinde ne suya ne de sabuna dokunan bir cevap vermişti. Irkçılık hakkında konuşması gerektiğindeyse sorunu genelleştirerek doğrudan bir yanıt vermekten kaçınmıştı: “Güney Afrika’da hiçbir sorun olmadığını söylemiyorum ama dünyanın her yerinde ırkçılık var. ABD’nin her şehrinde ırkçılık var. Uganda gibi bir ülkede dahi bulabilirsiniz. Ancak Güney Afrika çok kolay bir hedef çünkü her şey güpegündüz ortada.”

1981 Avustralya Açık’ta rahat bir görüntü veren Johan Kriek, böylelikle korta çıktığı turnuvada bu kez finale gelirken zorlu rakiplerle karşılaştı. Öyle ki yarı finalde karşılaştığı, 16 numaralı seribaşı ve ev sahibi Paul McNamee önünde rakibinin elde ettiği maç puanını çevirmeyi başardı. Artık mental olarak da farklı bir seviyedeydi. Bu maçı setlerde 3-2 ile kazanıp şampiyonluk için yine Steve Denton’ın rakibi olmayı başardı. Final ise Kriek’in belki de Avustralya Açık’ta oynadığı en rahat maça sahne oldu. 6-3, 6-3, 6-2’lik setler onu ikinci kez üst üste Avustralya Açık şampiyonu yaptı. Üstelik bu zaferle Kriek, aynı takvim yılında iki Avustralya Açık şampiyonluğuna ulaşmayı başaran ilk ve tek oyuncu oldu. Zira 1982 yılında kadın ve erkeklerin mücadeleleri birbiriyle paralel oynanmış ve bu kez ocak ayına sarkmayan erkekler finalleri Aralık 1982’de son bulmuştu. 

24 yaşında iki Grand Slam şampiyonluğuna ulaşan Johan Kriek’in daha birçok büyük zafer kazanacağını öngörenlerin sayısı hiç de az değildi ancak sonraki yıllarda işler Güney Afrikalı raketin istediği gibi gitmedi. 1986 yılındaki Fransa Açık yarı finali dışında çarpıcı bir Grand Slam derecesi elde edemedi. Güney Afrika’da yeterince çalışma imkânı bulamadığı toprak kortun oyun tarzına en uygun kort olduğu aşikârdı ancak bu korttaki yetersiz tecrübesi onu sadece bir Grand Slam’de yarı finale kadar götürebildi.

1987’de kazandığı tekler turnuvası kazandığı 14. ve son tekler zaferi oldu. 1988’de kazandığı iki çiftler şampiyonluğu ise kariyerinin son zaferleriydi.

Manevi tatmin

Avustralya Açık’ı iki kez kazanmak ve bunu Afrikalı bir tenisçi olarak ilk kez başarmak başlı başına Kriek’in kariyer zirvesi gibi gözükse de sonraları kendi açıklamalarında belirttiği gibi onun için zafere ulaştığı en değerli turnuva bir başkasıydı.

1982’de ABD vatandaşı olarak çifte vatandaşlığa geçmesi ve aynı yıl ABD’yi temsilen Avustralya Açık’ta yer alması Güney Afrika’da büyük bir deprem etkisi yaratmıştı. Basının eleştirisi ve sporseverlerin tepkisi çığ gibi büyüyordu. Kriek o günleri: “Tenis kariyerim için ABD vatandaşlığını kabul etmiştim ancak bu Güney Afrika’da yeterince anlaşılmadı. Basın, beni askerlikten kaçan bir hain ve korkak olarak gösterdi. Aileme, tenisi yönetenler tarafından kötü davranıldı.” sözleriyle hatırlamıştı. 

O dönemler Güney Afrika Açık Tenis Turnuvası tenis takviminin oldukça itibarlı organizasyonlarından biriydi. Geçmiş yıllarda Jimmy Connors, Arthur Ashe, Vitas Gerulaitis ve Guillermo Vivas gibi tenis dünyasının elit raketleri turnuvada boy göstermişti. Kriek üzerinde oluşan olumsuz havaya rağmen turnuvanın 1983 edisyonuna katılmak için tereddüt etmedi. Ne kadar haklı olduğu turnuva bittiğinde ortaya çıkacaktı. Turnuva boyunca büyük bir baskı hissetmişti, zira babası maçlarında tribündeydi ve hâlen ülkesine olan aidiyet duygusunu göstermeye ihtiyacı vardı. Sonunda finaldeydi. Kolay olmasa da setlerde iki kez geriye düştüğü karar maçında ABD’li Colin Dowdeswell’i mağlup etmeyi başardı ve şampiyon oldu.

Bu zaferle Güney Afrika onu yeniden bağrına basarken, yaşadıkları ve sporcu karakteriyle ona rol model olan babası tekerlekli sandalyede kasketini çıkarmış onu selamlıyordu. Güney Afrika Açık sadece Kriek’in kariyerine eklediği bir şampiyonluk değildi, manevi olarak da onun için zirveydi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

⚡ İlham Perisi

🎾 Johan Kriek: İmkânsızı mümkün kılmak

17 Oca 2023

⚡ İlham Perisi

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR