
- İlk sorum yazıyorum dediği ve kendini yazar olarak konumlandırdığını düşündüğü o ilk andı. Bunun çok eskilere çocukluk anılarına gittiğini söyledi. Benim aksime o, çocukluk yıllarında belirli gün ve haftalarda hep istekliymiş, aslında bunun da o yıllarda bir nevi kendini kanıtlama amacını taşıdığını dile getirdi.
"Gerçekten benim için tesadüfi bir şey değil yazarlık. Kitap yazmak, yazar olmak çok istediğim ve üzerinde uzun uzun çalıştığım bir alan. İsteyerek ve severek çalıştığım bir süreç böyle devam etsin çok istiyorum." - O da benim gibi Türk Dili ve Edebiyatı üzerine lisans eğitimini almış. Neden bu bölümü okumayı istemiştin sorusuna Türkçenin yolculuğunu merak ediyordum, diyerek cevap verdi.
- İlk kitabı "Kaplumbağaların Ölümü" 2017 yılında okuyucularla buluşmuş. İçinde üşümek, ateş, sıcak kelimeleri o kadar geçiyordu ki dayanamadım ve neden? diye sordum. Marmaris doğumlu olan Fatma Nur yazları hiç sevmediğini söyledi ve bunun üretimine olan etkisini de bu sözlerle kayıtlara geçirdi.
"Sevmediğim şeyleri de ürettiklerimin içine dahil etmekten hoşlanıyorum. Çünkü onları göz ardı etmek istemiyorum. Sevdiklerimizle belirgin olabildiğimiz gibi sevmediklerimizle de belirgin olabiliyoruz."
Bu kitabının ilhamının büyük şehrin o büyük hızında kendini kaplumbağa gibi görmesinden ve yaşadığı şaşkınlıktan geldiğini söyledi. Kitabın ismi ise bende bu hıza ayak uydururken yavaş yavaş ölen kaplumbağagillerden olmamızı hatırlattı. Kitabın içinde bizi karşılayan ilk öyküsü "Perde" için söylediklerini doğrudan kayıtlara geçirmek istiyorum.
"Ben ilk defa bir pencerenin başka bir pencereye bu kadar yakın bir şekilde baktığını ve insanların da tüm mahrem anlarını birbirinin ismini bile bilmeden bizzat gördüğünü İstanbul'da deneyimledim. Komşumun canı sıkıldığında perdeyi açmadığını biliyorum ama adını bilmiyorum." - İkinci kitabı "Homologlar Evi" 2019 yılında Dedalus yayınevinden çıkmış. İlk kitaptaki şaşkınlık yerini şehirle bağ kurma ona ayak uydurma ve sorgulama hikayelerine bırakmış. Ben, ilk kez bir kitap için dijital olmalıydı bu eser dedim. Kitap gerek içindeki görsel kullanımları gerek ekran fotoğraflarına yer vermesiyle günümüz iletişim biçimlerine nokta atışlarıyla değiniyor. Öte yandan bizim edebiyatımız için alışılmışın dışında bir formatta. Haliyle sordum, bu kitabı dijital olarak yayınlamayı düşünmüş müydü? Fatma Nur kitabın basım kısmına geçince epeyi zorlandıklarını ve pek çok şeyi de bu yüzden çıkardığını dile getirdi. Ayrıca pek çok kişinin kitabı deneysel bulduğunu dile getirdi. Bu noktada da "telefonun ekran görüntüsünü koymak deneysellik değil !" diye de bir not düştü. Ayrıca bu kitabın kapağının tasarım sürecinin ne kadar detaylı ve üzerine düşündüğü bir süreç olduğunu özellikle belirtti. Bu kitabın kapak tasarımı Umut Durmuşoğlu’na ait.
- Homologlar Evi'nde ilgimi çeken bir diğer şey de sanat eserlerine yer verilmesiydi. Sanat tarihine ilgisi olan Fatma Nur bir hastane duvarında gördüğü "Bunun burada ne işi var? " sorusuyla başlayan ilhamı peşi sıra kendisinin de bir iki eser eklemeleriyle bir dizi tablo altına öykü yazma üretim biçimine dönüşmüş diyebilirim.
- Fatma Nur'un öykülerinde dikkatimi çeken ve merak ettiğim bir diğer konu da aslında bizim kuşak özelinde ailelerimizle olan çatışmaların da yazarak bir üretime dönüştüğünü görmüş olmamdı. Bizim kuşak üretebilmek için ilk savaşı ailesiyle verenlerden.
"Ebeveynlik bir olgu olarak bizim birey olmamızdaki en büyük engellerden biri bence. Çünkü onu aşamadığımız o adımı anlayamadığımız sürece gerçekten kendimizin tam olarak ne istediğini, nereye varmak istediğimizi bilemiyoruz. "
Bu durumun üretimine dair etkisine dair ise şunları söyledi.
"O ilişkiyi ekonomik bağımlılıktan ziyade sadece bir bağa döndürdüğünde gerçekleşiyor. Bu üretkenliği tabii ki etkiliyor. O zincirler koptuğunda özgür hissediyorsunuz, aileniz bile olsa onların da uyması gereken sınırlarınız var çünkü artık. O dengeyi kurduktan sonra çok güzel bir ilişki oluyor." - Son kitabı "Ateşten Atlamak" ile ilgili benim ilk merak ettiğim şey editörlük deneyiminden sonra kendi yazma biçiminde zorlandığı bir nokta olup olmadığıydı. Beklediğim bir cevap aldım. Yazdıklarına çok eleştirel bakmaya başladığını dile getirdi, bu kitaptaki iki uzun öykünün de editörlüğünü Can Çağdaş dizisinin editörü Cem Alpan yapmış. Fatma Nur bu sürecin onun için çok öğretici olduğunu dile getirdi.
- Kendisini editör olarak hiç hayal etmediğini ve bunu da ileride en azından kurgu türündeki bir yazın için tekrar yapmak istemediğini söyledi.
- Digest'in sorularından ilhamla "Sabah" kelimesinin ona ne çağrıştırdığını sordum ve üretimine dair kilit bir noktayı yakalamış oldum.
Fatma Nur sabahları kendini verimli hissedenlerden ve bilgisayarla yazmayı tercih edenlerden. Şehir uykudan uyanmaya hazırlanırken o ayakta ve yazıyor. - Ateşten Atlamak için kitabı yazdığı zaman aralığında bir çizim de yapan Fatma Nur pek çok üreten gibi disiplinler arası bir üretim biçimiyle üretenlerden.
(İllüstrasyon: Fatma Nur Kaptanoğlu )
Kayıttan çıktık ama peşi sıra farkında olmadan konuşmaya devam ettik. Orada konuşulanları da sizler için kayda geçiriyorum.
- Yazmanın kendisine dair söylediği şu cümle ilgimi epeyi çekti, beklemek ve ilhamı zihinde döndürmek üzerine burada kayıtlara geçsin.
"Bir yıl boyunca yazacağım şeyi kafamda döndürüp düşünüyorum, sonra onun yazıya akması birkaç ay içinde oluyor." - Bu kadar aile evi ve aile çatışmalarını üretime dönüştürmek demişken. Ateşten Atlamak'ın son halini verdiği yerin Marmaris'teki ev olduğunu ve bunun bu kitap için çok ama çok özel bir deneyim haline geldiğini de söyledi.
Hikâyeyi paylaşmak için:


Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Esra Ece Kuleci
Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı
Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.
İLGİLİ OKUMALAR




