İnci Eviner’in sanat pratiği üzerine

İnci Eviner’in sanat pratiği üzerine Fisun Yalçınkaya kaleme aldı.
İnci Eviner’in sanat pratiği üzerine

Sanatçı İnci Eviner’in pratiğine dikkatlice bakabilmemiz için son dönemde açılan, yukarıda bahsettiğimiz iki sergisinin kılavuz rolü oynadığını söyleyebiliriz. “Huriler ve Yolcular”da sergilenen Cenneti Sahnelemek (2018) isimli yapıtı, devam eden, tekrarlanan hareketlerle kendilerini ifade edenlerden, mecbur bırakıldıkları döngülerden boşlukları kullanarak çıkanlardan bahsediyor. Eser, güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamanda çıkılmayacak yerde bir çatıya tırmanan ya da gidilmeyecek yerin altında dolaşan bu figürlerin özgürleşme sürecini bedenler üzerinden anlatıyor. Yolcular (2022) ise mitolojik varlıkların, hayvanların ve insan bedenlerinin parçalarını, çok parçalı güncel tarih okumalarına da dikkat çeken bir yapıda sunarak doğrusal olmayan ya da bildik söylemlerden uzak bir çizgide hem gündeme hem gidişata hem de geçmişe bakmaya çağırıyor. 

Tümü merak duygusu, dünyaya atılmış insanın haliyle yoğrulmuş, boyun eğmeden hareket etmeyi deneyen bulanık, huzursuz ama güçlü yapıları, sanki bir akıl defterine alınmış notlarla bağ kurar gibi işaretliyor. Bunu yaparken de sanatçının tüm yaşamı boyunca durmadan üretmeye devam ettiği desen pratiğinin akışına tanıklık etmeye davet ediyor. Yolcular’da ortak kaderleri paylaşan ama öyküleri birbirine benzemeyenleri açıkça görebiliyoruz. İnci Eviner’in sanat pratiğinin resim tarihiyle yüzleşen yönlerini tanıyabiliyoruz. Böylece eser, sanatçının hem kişinin öznelliğini önemseyen hem de sosyal teorilerden beslenen geniş bakışını ustalıkla yansıtıyor. “Evin Ötesi” ise hemen bunun ardından sanatçının farklı dönemlerinden işleri bir araya getirerek bir izlek oluşturmaya yardımcı oluyor. Eğitimci yönü, sürekli öğrenmeye dönük meraklı bir yapıyla birleşen İnci Eviner’in sanat yaşamını anlamak için bunlar temel noktalar, çünkü pratiğinin başında da aslında tüm bu bahsettiğimiz yapının parçaları var.

İnci Eviner “Evin Ötesi” sergisi üzerine ArtDog’da yer alan açıklamasında şöyle diyor:

“Bütün bu işleri bir arada tutan ortak mesele; ev ve evden öteye, evden kaçış, evi bırakmak, evi terk etmek ve eve geri dönmek gibi genel olarak böyle bir konu etrafında şekilleniyor hikâyelerim. Ama coğrafyadan söz edecek olursam 90’lı yıllar Deleuze tarihiyle ilgilendiğim yıllar ve göçebelik, göçebe kültürü, köksap (rizom), batının ikilikleri ve hiyerarşiye dayanan zihin sisteminin tam tersine batının dışından imgeleri topladığım anonim olanla, kendi hafızamın bir araya geldiği birtakım yüzeyler oluşturdum. Bu yüzeylerin üstünde dağ şeklinde duvara yanan fakat yerleşmeyen formlar bunlar ve bir araya geldiklerinde de büyük bir peyzaj oluşturuyorlar. Bu peyzaj aslında benim çocukluğumu geçirdiğim Polatlı’yı anımsatırken; öte yandan imge dilinin bütün bu zengin kaynaklarını o yıllarda keşfettiğimi düşünüyorum. O günden bu yana da bu işleri bir arada tutan şey, hâlâ bu mesele devam etmekte. Ev, yuva ve zihin konforlu ve güvenli yerleri ve bunu riske etmek uzaklaşmak ve tekrar geri dönmek bütün bunlar varoluşla beraber farklı bir imgesel dünya içinde yer alan işler.”[1]

Yeni Vatandaş, 2009, Dirimart'ın izniyle

İnci Eviner her söyleşisinde ısrarla sanat pratiğinin temelinde daima desenin durduğunu ve geçmişiyle bugünü arasında üretimiyle bilinçaltı arasındaki bağları, desenin performatif yapısının tutturduğunu vurguluyor. Sanat Dünyamız’ın Kasım-Aralık 2022’de yayımlanan 191. sayısında Burcu Çimen’e verdiği söyleşide İnci Eviner, çocukluğu ve ilk gençliğinden itibaren sanata duyduğu ilgiden bahsediyor ve hiç durmadan desen çizdiğini söylüyor. Desenle küçük yaştan itibaren kurduğu ilişkiyi şu sözlerle anlatıyor:

“Desen benim için çok temel bir pratik çünkü çizerek düşünebiliyorum. Çizmek bir aksiyon olarak bilinç altına imkân tanımak ve bilinmedik olana alan açmak bakımından anlamlı. Desen, gündelik ve dünyevi olanın akıldışıyla karşılaşması da diyebiliriz. Tüm söylem ve batıl itikatların, masal ve büyünün geleneklerin içine nüfuz etmiş ve günlük yaşamın alışkanlıkları içinde yerini almış her türlü tuhaflığın bu alanda bir oyun başlatmasını isterim, bunun için desenle başlayan çalışma süreci ilerde katmanlaşarak başka atölyelere doğru evriliyor. Başka atölyeleri çağıran imgelerin vücut bulmasını gerekli kılan ve hayat bulmak için beni zorlayan bir süreç. Bunun nedeni çizmenin sadece sanatsal bir pratik değil aynı zamanda çok doğal bir iletişim ve dışa vurum yolu olarak çok yaygın ve kullanışlı olması. Öte yandan deseni bir anlatım yolu olarak büyük boyutlu tuval ve kâğıtlarda serigrafi tekniği kullanarak hazır bulduğum imgelerle birlikte kullandığım çalışmalarım da var. Desenin diğer sanatsal dillere kolayca evrilmesinin bir sebebi de zihni ve hayal gücünü müthiş bir şekilde harekete geçirmesi diyebilirim... Yani mürekkep veya kalem bir kez beyaz kâğıdı ele geçirdiğinde başka bir dünyanın mümkün olduğunun da habercisi oluyor. Atölyede çok yoğun bir gün geçirdiysem peş peşe çizdiklerime ertesi gün baktığımda bu desenlerin fiziksel bedenlere dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bedensel hareketler, jest ve ifadeler kırık dökük ve kesintili dans hareketleri, hareketli imgeyi teknolojik olarak sonuçlandırdığım bir dizi iç içe geçmiş operasyonları bu desenler tetikliyor. Hem beni canlı tutuyor hem de atölyemi, zihnimi açıyor ve hayal gücünün olanaklarını fark etmemi sağlıyor.”[2]

İnci Eviner çocukluğundan itibaren büyük merakla malzeme, yöntem ayırmaksızın kendi bilinçaltına cesurca ilerleyen ifade yollarından besleniyor. Resim eğitimini tamamladıktan sonra 1980’li yılların sonunda galerilerde açtığı kişisel sergilerinden itibaren yapıtları sanat tarihini de tıpkı bu bilinçaltına doğru giden yolları okuduğu gibi, gideceği yeri deneyselliğe bırakarak cesurca okumak üzerine kurulu. İBB koleksiyonundan yapıtların şehre dair güncel eserlerle buluştuğu 2021’de Yapı Kredi Kültür Sanat’ta açılan “Burası” sergisinde dönemki eserlerinden iki adet görme şansı bulmuştuk. 1992’de Sezer Tansuğ’un daveti üzerine 43 sanatçının hazırladığı, 66 Kare isimli pano çalışmasından Ömer Uluç, Selma Gürbüz ve İnci Eviner’in üretimleri küratör Kevser Güler’in deyişiyle “coğrafyanın geleneksel kültür imgeleriyle birlikte düşünüldüğü yapıtlar” olarak “Burası” seçkisine katılmıştı. İnci Eviner burada, Osmanlı tarihinden imgeler ve anlatıları incelediği Tevarih-i Ali Osman ve Cevdet Paşa Tarihi isimli çalışmalarıyla yer almıştı.[3]   

İMALAT-HANE'deki “Evin Ötesi” sergisinde ve Arter’de yer alan “Locus Solus” sergisinde görebildiğimiz Coğrafya serisi ve bu serinin devamından beslenen çalışmaları bu kez tarih söylemleri içindeki gezintisini kime ait olduğu bilinmeyen yerlerle birleştirme imkânı veriyordu. 1993 yılında ilk kez Taksim Sanat Galerisi’nde, Coğrafya başlığı altında sergilenen bu “nesneresim”ler serisi, insanlığın toprakla kurduğu ilişkiye dair bir anlatı kuruyordu. “Locus Solus” sergisinde gösterilen Gövde Coğrafyası ise göçebe, taşınabilen, değişebilen yapılara vurgu yaparak yerle gökyüzünü birleştiren bir anlatı sunuyordu.[4]

Yeni Vatandaş, 2009, Dirimart'ın izniyle

Sonraki dönemlerde de İnci Eviner’in coğrafya ve tarihle uğraşı sürdü ve en çok konuşulan eserlerinden biri bu kez içinde bulunduğu coğrafyanın çok belli olduğu kapalı bir mekânda geçen ve sanat tarihini tartışan Harem (2009) eseri oldu. Antoine Ignace Melling’in (1763-1831) Paris’te 1795’te baskısı yapılan Voyage Pittoresque de Constantinople et des Rives du Bosphore gravür albümünde yer alan harem gravürü üzerine getirilen bir yorumdu bu. İnci Eviner, Melling’in haremine, kendi kendine düşüp kalkan, deliren, çekiştiren, olmayacak hareketler yapan kadınlarını yerleştirdi. Osmanlı’nın en zarif temsillerinden birine bugünden bakıp gördüğü boşlukları doldurdu. İnci Eviner, Melling gravürü için şöyle diyordu: “…bu resim, sanki rüyaların, imgelerin, arzuların, fantezilerin ve korkuların yer aldığı bilinçdışı alanı gizlemek için yapılmış ve sonsuza kadar onları kendine kilitlenmiş gibidir.”[5] Ardından gelen iki videosu Yeni Vatandaş’ta (2009) ve Parlamento’da (2010) daha geniş hak iddiaları ve söz söyleme arayışını dile getirecekti figürleri.

Yeni Vatandaş, 2009, Dirimart'ın izniyle

Bu “sonsuza kadar kilitlenmiş gibi resim” Eviner’in mekânlarını da bir parça tarifliyordu.   Videoların döngüler halinde dolaştığı mekânlar kaçılması imkânsız hapishaneler gibiydiler de aynı zamanda. Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Yukarı Bak” sergisinde yeniden gösterilen Evden Kaçan Kızlar (2015) eseri de Harem’le benzerlikler taşıyordu. Bu evden kaçan kızlar bir zamanda bir yerdeydiler, izleyiciler olarak o coğrafyayı bir şekilde tanıyorduk ama aynı zamanda neresi olduğundan emin olamıyorduk. Bu kızlar evden kaçmışlardı, hareketler halindeydiler ama kapalı kaldıkları alandan çıkmıyorlardı. Ya da artık o kapalı kaldıkları alanın bir önemi kalmamıştı. Onlar evi, hapsi, haremi ısrarlarıyla ele geçirip yeniden üretiyorlardı. 

Evden Kaçan Kızlar, 2015, Dirimart'ın izniyle

2017’de ise bir kez daha geriye dönüp bakıyordu İnci Eviner ve bu kez ateşleyici bir başka figüre, Antigone’ye vurgu yapıyordu. 2017 yılında kendisine ödül de kazandıran Beuys Yeraltında’da baskın figürlerden biri Antigone’ydi. Kendisiyle 13. Sharjah Bienali sırasında yaptığımız söyleşide şöyle anlatıyordu Antigone’yi.

“Antigone kardeşinin mezarına cesedini gömdüğü zaman suçlanıyor ve yaptım diyor. Bir kadının sürekli yaptığı şeyi savunması ve ısrarı söz konusu müthiş bir çırpınış içinde. Sanat tarihinin ortaya attığı tüm bu bilgiler aslında bir bilgi birikimi yaratıyor ve bu bilgi birikimini kullanarak, yeniden kurgulayıp bir varoluşa dönüştürüyorum onları. Videodaki kahramanlar Beuys’tan yardım istiyorlar fakat Beuys uzaktan geliyor ve burada hayal gücünün önemi devreye giriyor. Beuys’lar yarasaya dönüşüyor her şeyi sıfırdan yapmaya çalışıyorlar. Tüm bu sembolleri tekrar yaratmaya çalışıyorlar. Bu imgelerin ne işe yaradığına dair de bir tarif etmeye gidiyorlar. Hak hukuk şu anda yok oldu; dolayısıyla yerin altına kaçtık ve var oluşu arıyoruz.”[6]

 

Biz Başka Yerde, 2019, Dirimart'ın izniyle

İki yıl sonra Venedik Bienali 58. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu’nda gösterilen Biz, Başka Yerde (2019) adlı yapıtı ise tüm bu mekân yaratma ya da mekânda kısılıp kalma halinin bir başka yansımasıydı. Kendi alanını ele geçirmek, kendine bir hareket alanı açmak, hak aramak meseleleri en çok Biz, Başka Yerde’de görünür oldu belki.

İnci Eviner’in figürleri bilinçaltına, hafızaya ya tarihe doğru kurulmuş cesur yolculuklardan besleniyor ama asla basit anlamda ilham perileri değiller, tam olarak karakterlere de dönüşmüyorlar çünkü daima hikâyenin değil hayatın parçası olarak kalıyorlar. Performatif olan ve deneyselliği arayan bir yapıdalar. Gündelik deneylerden güncelden geliyorlar. Bu ilişkiyi besleyen en iyi örneklerden biri 13. İstanbul Bienali’nde ve geçtiğimiz yaz Hasköy Parkı’nda gerçekleştirdiği Ortak Eylem Aygıtı projesi belki de. Sanatçı kimliği ve eğitmen kimliğini birleştirdiğini ifade ettiği bu projede sanatçı öğrencilerine deneme ve öğrenme alanı sunuyor. Yeniden Beuys’a dönüyor ve “Bir sınıf sanat yapıtı olabilir mi?” sorusunun yanıtını başkalarıyla birlikte arıyor.

Son olarak belki kendisiyle çizdikleri arasındaki bağlantıyı insanları tanımak konusundaki bitmeyen merakını özetlemek için Merve adlı deseni üzerine kendi internet sitesinde yer alan şu sözleriyle bu yazıyı bitirmek yararlı olur.[7]

 “Merve’yi 2006’da Adatepe’de tanıdım. Bir grup çocuğun fotoğrafını çekmeye karar verdiğimde önce O’nun peşine düştüm. O’nun yüzünde çocukluğu çerçevelemek istedim. Kâğıdın ortasına açılan pencereden bakan Merve’de bir kız çocuğunun kırılganlığı, hayalleri ve bundan dolayı hayatın kendisine keseceği cezayı gördüm. Merve ve benim çocukluğumun arasında geçen sessiz ittifakı temsil etmeden sadece yakalamak istedim. Bu çocuğun kişisel hikayesi nasıl oldu da yüzüne böyle yansıdı, ben de şaşırdım. Böyle bir imgenin oluşmasına aracılık ederken resim tarihinin portre geleneğini bir kere daha düşündüm… Hem şimdi burada hem de sonsuza kadar gizli kalacak ifade bize değil, kendine bakar, kısacık yaşanmışlık nasıl böyle bir hüznü taşır? Kâğıdın üzerine yansıyan değil resim kâğıdının içinden bakan yüz…”


Notlar 


[1] “Ev ve Evden Öteye”, ArtDog İstanbul, Yayın tarihi: 9 Ocak 2023, Erişim tarihi: 9 Ocak 2023

[2] “Zihin, Sezgi ve Dünya Arasında”, Burcu Çimen, Sanat Dünyamız 191, Kasım Aralık 2022, Yapı Kredi Yayınları, s. 7-8. 

[3] “Burası”, Kevser Güler, Burası sergi kataloğu, Yapı Kredi Yayınları, 2021, s. 10.  

[4] “Locus Solus” sergi rehberi, Arter. 

[5] İnci Eviner, “Harem”, https://www.incieviner.net/metin-mekan-ve-tarih-arasinda.html, Yayın tarihi: 2008, Erişim tarihi: 9 Ocak 2023.

[6] 'Karakterlerim yer altında', Fisun Yalçınkaya, Milliyet, 16 Mart 2017. 

[7] İnci Eviner, “Merve”, https://www.incieviner.net/metin-merve.html Yayın tarihi: 2016 Erişim tarihi: 7 Ocak 2023

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

İnci Eviner ve Desen’in “Yolcular”ı

İnci Eviner’in son dönemde ses getiren iki sergisinden yola çıkarak desenden videoya uzanan, deneysellikle resim geleneği arasında güncel teorileri takip eden pratiği üzerine yoğunlaştık.

10 Oca 2023

İnci Eviner, 2022, Dirimart'ın izniyle

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR