iPod devrimim: Britney Spears

Değişim türbülanslarının ortasında hep 2000’lere sığınıyorum ve “Oynat” butonuna basıyorum — seçilen albüm, The Greatest Hits: My Prerogative. Peki aynı şarkıları dinlesem “N’apıyorum ben ya?” diye sormadığım dönemlerdeymiş gibi hisseder miyim?
iPod devrimim: Britney Spears

Bir kasım ayı. Yıl tahminen 2004 veya 2005, ilkokuldayım. Ya doğum günüm ya doğum günüme bir kala, annemler hediyemi veriyor: iPod mini, pembe renkli. O zamanlar diktatörlüğün bir uzantısı şirkete ait olmayan D&R, şimdi kapanmış Nispetiye şubesinden ulaşıyor bana. Kutlamak için aynı sokağın üzerinde bulunan T.G.I. Friday’s’e yol almadan iPod’un kutusunu izliyorum — nasıl müzik yükleyeceğim buna? LimeWire’ın varlığından habersiz 10 yaşında bir çocuk avucunun içinde tuttuğu “son teknoloji” ürünüyle ne yapacak?

Tam hatırlayamıyorum, sanırım bir arkadaşımın ablası anneme LimeWire’ı anlatıyor — kendimi Julian Assange gibi hissediyorum. Bir sürü virüslü dosya sıralanıyor karşımda, nasıl oluyorsa hissediyorum işte bir tanesinin güvenli olduğunu. Öyle bir özel güç, 10 yaşındaki bir çocuk için çok kıymetli olan.

İlk iş, o dönemler durmadan izlediğim Grease’in soundtrack albümünü yüklüyorum iPod’uma. Ve sonra kurtarıcım, #FreeBritney döneminden çok daha öncesindeki zamanlardan, Britney Spears’ın The Greatest Hits: My Prerogative albümünü. Bir de 13 Going on 30 sevdamdan mütevellit hayatıma giren Thriller’ı. Sanırım hiç merakımın dinmeyeceği bir detay oluveriyor hayatımda: O zamanlar last.fm veya Spotify Wrapped olsaydı acaba çıkan istatistik nasıl olurdu mesela?

iPod mini, 2004


Bir devrin sonu: “iPod artık üretilmeyecekmiş, peki n’apıyorum ben ya?”

Bazen içimden şöyle cümleler kuruyorum: “Beni iyi tanıyanlar bilir, ne zaman kötü hissetsem Britney Spears dinlerim.” Sonra düşünüyorum, herhâlde bu pek de doğru değil. Çünkü aynı zamanda ne zaman güvende hissetmek istersem de açıyorum o albümü. Elim gidiyor, tutmak mümkün değil. Bir de sanırım o anı pek kişiyle paylaşmayı sevmiyorum.

Gelelim “N’apıyorum ben ya?” sorusunun sürekli kafamda döndüğü o anlara: İşte ben, son 15 yıldır — yani o pembe iPod mini elime geçti geçeli — Britney Spears dinlemeye kaçıyorum. Hâlbuki geçtiğimiz gün öğrendim, Apple artık iPod üretmeyi bırakıyormuş. “Bir dönemin sonu,” diyeceğim ama pek de değil sanki — zaten "o dönem” çoktan bitmişti, iPod Touch geldi geleli. Neyse, bıraksınlar. Benimki odamdaki çekmecemde 1 GB’lık hafızasıyla duruyor.

Ve ben zaten ne zaman o dönemlerde hissetmek istesem elim o albüme gidiyor. Sonuçta I’m Not a Girl, Not Yet a Woman — hâlâ Terakki’deyim, hâlâ en yakın arkadaşımın evinde Britney kliplerini DVD’den izliyoruz, hâlâ Alzheimer’lı anneannem dışında çalkantılı dönemler hayatımı öyle süper de etkilemiyor. Nispeten.

The Greatest Hits: My Prerogative, 2004


2000’lere sığınmak: Aynı şarkıları dinlesem aynı dönemde gibi hisseder miyim?

Hayatı ne zaman olduramasam ya da dönüşümlerin eşiğinde olsam yaptığım şeylerden biri 2000’lerin başındaki alışkanlıklarıma dönmek — değişimin tek değişmeyen ayrıntısı bu. Hatırlıyorum, üniversite sınavlarına hazırlandığım 2013 yılında da bir kırtasiyeden tozlanmış Spider-Man dosyası alıp tekrar şarjını doldurmuştum o eski aletin. İnsan dayanamayınca bir nebze — şimdilerde — stabil gelen zamanlara dönmek istiyor.

Lucky: Britney’nin Lucky’sini söylemek, kapı çalınca ağzımla sesini taklit etmek de öyle bir şey benim için. Değişimin tam ortasında mıyım? Hop, “Early morning, she wakes up.” Pandemi mi ilan edildi? “Knock, knock, knock on the door!” Spears’ın hiç haberimiz olmayan bir vasilik davası mı var? “It’s time for make-up, perfect smile,” o hâlde. Belki de çocukluğumdaki nispeten yaşadığım sınıfsal konfor hiç dönmeyecek mi? “Isn’t she lovely, this Hollywood girl? And they say, she’s so lucky, she’s a star — (...) if there’s nothing missing in my life, then why do these tears come at night?

Lucky, 2000


Tone-deaf kaçmasın: Farkındalıklı özlemler

20’lik Olmayan 20’likler kanalında en keyif aldığım kısımlardan biri, şimdiki “Eski Türkiye” özlemine ne kadar beyaz bir yerden baktığımızı yüzümüze vuran cevaplar. Üstte bahsini geçirdiğim özlemler, ilkokulda bir çocuğun fanusunun tam içinden — zaten öyle romantikleştirmeye çalıştığım gibi de değil gerçekler. Bu başka yazıların konusu.

Olay şu: Anksiyete Çağı’nın tam ortasında kendime fanuslar aramaya devam ediyorum. Bu sefer öğrenerek, duymaya çalışarak, hâlâ Overprotected dinleyerek. “Yıllardır dönüp durdurduğum Britney albümleri babasının tahakkümüne destek vermiş demek,” diyerek. Dolayısıyla şimdi daha da fazla dinleyerek. Ne de olsa ünlü ozanın dediği gibi: 

What am I to do with my life?

(“You will find it out, don't worry”)

How am I supposed to know what's right?

(“You just gotta do it your way”)

I can't help the way I feel

But my life has been so overprotected

💿 Yazarın notu: Yıllardır arıyorum — The Greatest Hits: My Prerogative’in DVD’si gözüne ilişirse beni nerede bulacağını biliyorsun.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

ben n'apıyorum ya bülteni

Britney Spears, 13 TL'lik ezine peynir ve festival hayalleri

19 May 2022

ben n'apıyorum ya bülteni

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR