İşporta duygular

İstanbul’un 1931 yılında, daracık bir sokaktan iskeleye doğru yaklaşıyoruz. Bir tane işportacı, “Sev beni 40 paraya! Hatırla beni 100 paraya! Unutma beni 5 kuruşa!” diye bağırıyor. Merak ediyoruz, bu röportajı kaleme alan muhabir ile birlikte tezgâha yaklaşıyoruz. Muhabirin “Nedir bunlar?” sorusuyla merakımızı tatmin edecek bir cevap alacağımızı düşünürken satırların devamında muhabirin bir tane “Sev Beni” alıp oradan ayrıldığını öğreniyoruz.

1930’ların İstanbul'unda seyyarda satılan “Sev beni” nedir peki? Bir oyuncak? Kartpostal? Hediyelik bir eşya? 

İnternetin arama motorlarında “Sev beni” gibi ifadeler üzerinden bir ürünü bulmak imkansız gibi. Kumda iğne ile kuyu kazmaya benziyor. “Sev Beni”nin yanına “1930’lar” yazmak da “işporta”yı eklemek de “İstanbul” demek de sonuç vermiyor. Baştan son tüm bağlantılara tıklamak, sayfalarca okumak gerekiyor. 

30 Nisan 1942 tarihli Tan gazetesindeki şöyle bir ilan acaba güzel bir adım olabilir mi? Zihnin insanı yanlış yollara sürükleyen bir arızası var, hemen “Gözen markasının tarihini, diğer ürünlerini araştır” komutunu veriyor. Bir süre, uzun bir süre, adres ve telefon bilgilerinden marka ile ilgili bilgi edinme gayreti hasıl oluyor. Taa ki sıkılıp biraz da “hatırla beni” diye aratıp hikâyeye başka bir yerden yaklaşmayı deneyene kadar…

Harika bir sonuç değil mi? İşportada satılanların hiç de şaşırtıcı olmayacak bir şekilde losyon ya da kolonya gibi kokular olduğunu anlıyoruz. Bunca merakın bu kadar basit bir sonuca ulaşması araştırmacının canını sıkıyor. “En azından diğer koku markasının da ismi ortaya çıksın, bu yazıyı burada bitirelim” diye düşünüyor.

İpucunu bulduktan sonra arama ve sonuçlar hızlanıyor. Bu markamızın ismi de Faruki. İşportada satılan ürünlerin farklı markalarda kokular olduğunu öğrendikten sonra yazının sonu bağlanabilir.

Yine de üç markanın “... beni” ile biten bir losyon çıkarması, aralarındaki rekabete ya da taklide dair bu benzerlik, yeni şüpheler de yaratmıyor değil. Mesela “Bu ürünlerden hangisi ilk çıktı?” güzel bir soru. 

Gözen ile Şükûfe’ye dair detaylı bilgiye rastlamak arama motorlarında pek mümkün olmadı.

Ama Faruki farklı. Aybala Yentürk’ün, #tarih dergi’nin Aralık 2015 tarihli sayısında yer alan şu cümlesi ile hikâye devam ediyor: “Anadolu'da kolonya, Osmanlı topraklarında ilk ıtriyat fabrikasını 1882'de kuran Ahmet Faruki'ye başlar…”

Yentürk’ün Faruki markasıyla ilgili yazısından bazı cümleler:

“Faruki, henüz 26 yaşında iken, tamamı ithal edilen kozmetik ürünleri ülke içerisinde imal etmenin kârlı bir girişim olduğunu fark ederek 1894 yılında Sultanhamam’da açtığı büyük mağazası ve Feriköy’deki imalathanesi ile yerli parfüm ve kozmetik sanayisinin kurucusu oldu.

Bu gelişmeleri değerlendiren ilk girişimci, Mısır asıllı Müslüman bir İstanbullu olan Ahmet Faruki o dönemlerde halk tarafından ‘odikolon’ olarak adlandırılan Eau de Cologne'a ‘kolonya’ adını verir.

Ürünleri Avrupa orijinli olanların ayarında olmak bir yana, onlarla yarışacak üstünlükte ve çeşitliliktedir. Nitekim katıldığı uluslararası sergilerden (1903 Atina, 1904 Bordeaux, 1905 Liege, 1906 Paris, 1906 Londra) kazandığı birçok altın madalyanın yanı sıra, Nişan-ı Osmani ve Sanayi Madalyası, İran Hükümeti tarafından da Altın Şir-i Hurşid Madalyası ile onurlandırılır.

Faruki’nin kozmetik türlerin isimlerini yerli halkın anlayacağı biçimde değiştirmesi ise ticari anlamda dahiyane bir tutumdur. Türkçe adlar takarak bunların isim babası olmuştur: Zambak Suyu (eau de lys), dudaklık (ruj), allık (compakt’lar), kirpik boyası ya da fırçalı sürme (rimel). Parfümlere ise ‘lavanta’ adını takmıştır. Ecnebi isimlere sahip ithal parfümlere karşı ‘Unutma Beni’, ‘Cici’, ‘Meltem’, ‘Şebnem’ isimli kokular tertip etmiştir."

Mısır asıllı Faruki, koku üretimini Anadolu’ya taşımış, kokulara Türkçe isimler takmış, yarattığı markayla uluslararası ödüller almış bir isim. Buradan yola çıkarak işporta tezgahındaki “Sev Beni” ve “Hatırla Beni” kokularının Faruki’nin “Unutma Beni” ürününü taklit ettiğini, isimlendirmesine özendiğini veya onun açtığı pazarlama yolundan gitmeye çalıştığını söyleyebiliriz. 

“Unutma beni” olumsuz bir cümle. Halbuki onun yolundan giden, taklit eden ya da özenen markaların kullandığı “Sev beni” ve “Hatırla beni” cümleleri ise olumlu. Kalite düştükçe yükselen bir coşku, abartılı bir oyunculuk görüyoruz. Peki, diğer markaların kullandığı pazarlama dili, ürün isimlendirmesi, işporta tezgahına kattıkları coşku; taklitçi olduklarına dair kendilerini ele veriyor mu? 

Asıl soru şu: İşportada satılan ürünlerin koku olduğuna şu an emin miyiz? Bence hâlâ değiliz… 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İşportada “Sev Beni” #44

seyyar, işporta, salacak, kız kulesi, sev beni, new yorktan istanbula

23 Ağu 2022

Faruki

YAZARLAR

Oğul Doğa Gökşin

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR