Israrla, bıkmadan: Depreme dirençli kentler talep etmek

Acilen çözmemiz gereken çok sayıda konu kapımızda bekliyor. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Nusret Suna, ihtiyacımız olan ve yüksek sesle talep etmemiz gereken şeyin, merkezî yönetimiyle, yerel yönetimiyle, üniversiteleriyle, sivil toplumu ve vatandaşıyla tam anlamıyla büyük bir deprem seferberliği olduğunu söylüyor.
Israrla, bıkmadan: Depreme dirençli kentler talep etmek

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Fotoğraf: Can Erok, Hatay, 7 Şubat.

Yapılanlar akıl almazdı ama olasılık dışı değildi. Çürük binaları para karşılığı affetmek, “deprem güvenli” denilerek yıkılacak dairelerin satılmasına izin vermek, insanlar beton altında can verirken bant daraltmak; buz gibi soğukta yaşam savaşı veren yüz binler varken çadır satmak, yaşanan tüm acıyı kadere bağlamak. Bunlar oldu ve dönüp bakmasak da çok gerçekler.

Gözlerimizi kaçırsak da sırça köşklerimiz çatlak içinde... Bir sabaha karşı, her yaştan on binlerce insanımızı yok yere kaybettiğimizi; birçoğunun soğukta yardım beklerken öldüğünü, enkaz başında bekleyenlerin donuk bakışlarını, kefensiz definleri, unutsak da biliyoruz.

Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığını, siyasilerin ve kamu görevlilerinin cezasız bırakıldıklarını, beklenen depremlere hazırlıklı olunmadığını, milyonların endişe içinde yaşadığını biliyoruz. Ana muhalefet partisinin, müteahhitlerden rüşvet aldığı ortaya çıkan büyükşehir belediye başkanını depremden birkaç ay sonraki seçimde, tüm tepkilere rağmen, yeniden aday gösterdiğini biliyoruz.

Siyasiler de biliyorlar: Çocukların Hatay’da okula hâlâ otostopla gittiklerini, her gün en büyük travmalarıyla tekrar tekrar karşılaştıklarını, kimi çocukların artık konuşmadığını… Engelli kalanları, bu ekonomide yıkık bir şehirde iş bulamayanları, uyku tutmayanları… 21 metrekareye sıkışan hayatları, hâlâ yakınlarını arayanları, 4:17’den sonra kendine, sevdiklerine bir daha rastlamayanları…

Tüm bu acılar ve hak ihlalleri karşısında içimize kapanıyor, bir sonraki felaketi elimiz yüreğimizde, umudumuzdan tüketerek bekliyoruz.

Belki deprem kadar hayati bir konuda tam olarak ne talep etmemiz gerektiğini bilmiyoruz. Bir yandan eğer bu, gönülsüz de olsa, bir kabulse aslında önlenebilir olan ama önlenmeyen, adaleti asla sağlanmayacak ölümleri, travmaları, yolsuzlukları kabul etmenin ağırlığını taşıyoruz.

Israrcı bir talep

Her ülkenin kendi dinamikleri, sorunları ve o sorunlarla başa çıkma yöntemleri var. Maalesef bizim ülkemizde, “Bizde istifa kültürü yok” diye zehirli bir cümle yaygınca kullanılır. Bu, Çorlu tren faciasından sonra da, Soma maden faciasından sonra da, en son Kartalkaya yangınından sonra da kulaklarımıza fısıldandı.

İmar affı, deprem bölgesinde teslim edilen evleri gülerek dolaşan Bakan beyin döneminde çıktı. On binlerce insanın öldüğü, daha fazlasının yaralandığı yıkık şehirlerden görüntüler karşısında, bir anlamda, sorumsuzluğun normalleştirilmesinin hipnotik etkisine direniyoruz.

  • “Ne yapabiliriz?” diye sorduğumuz noktada, “İdarecilerinizden deprem dirençli kentler isteyin” diyen Naci Görür, aslında bu düzende toplumun suçu olmasa da, etkisi olduğunu vurguluyor.

Yalnızca beklenen İstanbul depreminde dört milyon insanın ölüm tehlikesi yaşayacağını, 100 bin binanın yıkılacağını ya da ağır hasar alacağını söyleyen Görür, Mart ayında yaptığı bir konuşmada, “Elimizde deprem dirençli kentler yaratmak için her imkan var. Eksik olan, siyasetin iradesi ve halkın denetim ve gözetim görevi” diyor.

Toplumun bu konuda sandığı kadar etkisiz olmadığını, deprem dirençli kentler talep etmekte ısrarcı olması gerektiğini, geçen hafta yaptığı bir konuşmasındaki şu sözleriyle anlatıyor: 

“Biz yeter ki bunu isteyelim. Ben yaşlıyım, elimde para yok, nasıl yapacağım deme. Elinde mühür var, mühür. Mülkün sahibi sizsiniz.”

Bu konudaki duruşu onu birçok uzmandan ayırıyor. Görür, “Eğer bir gecede 50 binden fazla insan ölüyorsa, şapkanızı önünüze koyup düşüneceksiniz” diyor.

Tam olarak ne talep edebiliriz?

“Burası bir deprem ülkesi. İstisnasız her binanın öldürmeyecek dayanıklılıkta yapıldığını bilmemizin, o rahatlıkla yaşamamızın önünde duran nedir?” sorusunun cevabı, gerekli teknolojilerin geliştirilmiş olduğu ve kullanıldığı bu çağda, basitçe, maliyet, denetimsizlik ve uzmanlığa mesafeli bir imar sistemi.

Duble yollara harcandığı Bakan tarafından açıklanmış deprem vergilerimiz, 2018 tarihli imar barışından edinilen meblağ ve 15 milyar dolar tutacağı hesaplanan ve hayati meselelerimizin yanında hiç de elzem olmayan ve hatta fay hattını hareketlendireceği uyarısı yapılan Kanal İstanbul gibi projeler düşünüldüğünde maliyet cevabının o kadar da bir geçerliliği kalmıyor.

  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu hafta yaptığı açıklamada, deprem bölgesine bugüne kadar 75 milyar dolar harcandığını söyledi. Bu para ve gerekirse daha fazlası, insanlar ölmeden önce ayrılamaz mıydı?

Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Nusret Suna’ya göre, bu para deprem bölgesinde güçlendirme ve acil yıkılması gereken yapıların yıkım ve yeniden yapımına harcansaydı çok sayıda insanın hayatı kurtulabilirdi.

Peki bugün ne yapılmalı? 

“Bakanın da imar barışı döneminde yaptığı açıklamalara göre, Türkiye’de kentlerimizin yüzde 50-60’ı ruhsatsız, iskansız, yani mühendislik hizmeti almadan üretilmiş yapılardan oluşuyor” diyen Suna, tüm kentlerimizde öncelikle yapı stokunun durumunu netleştirecek yapı envanterlerinin ortaya çıkması gerektiğini söylüyor.

“Bu envantere göre, binasının durumu en acil olan vatandaşlarımızın devlet eliyle tahliye edilmeleri lazım. Bu merkezî hükümete ve yerel hükümete düşen bir görevdir” ifadelerini aktaran İMO Başkanı, “Hangi binanın ağır hasar alabileceğini, hangi binanın güçlendirilmesi gerektiğini, hangisinin yıkılacağını vatandaşa bildirmemiz lazım” diyor.

Ağır ekonomik şartlarda yaşayan ve binasını güçlendirmek durumunda olan vatandaşa hem merkezî yönetimin hem de yerel yönetimlerin her türlü desteği, krediyi ve imkanı sunması gerektiğine dikkat çeken Suna, “Geç kalmış olsak dahi, bir an evvel başlamakta fayda var. Bir gün önce başlarsak onlarca vatandaşımızın hayatı kurtulur” çağrısını yapıyor.

Önceliği yaşam hakkı olan bütçe yönetiminin dışında, çözülmesi gereken sistemsel sorunlar da var. Türkiye’de yarım milyondan fazla müteahhite bina yapımını üstlenmeleri için yetki verilmiş durumda. Bu insanlar, bir inşaat projesini yönetmek için herhangi bir eğitim, diploma, yeterlilik almak zorunda değiller. Özellikle bir deprem ülkesinde, her 180 vatandaştan birinin böyle bir sorumluluğun altına girebilecek şekilde yetkilendirilmesi, düşündürücü.

Teorik eğitimden geçmiş yeni mezun bir mühendise hayati bir konuda imza yetkisi vermek ise başka bir başlık. Suna, birçok ülkede olduğu gibi, mezun olduktan sonra deneyim ve sertifikasyon kazanılması gereken yetkin mühendislik sisteminin oluşturulmasıyla, bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi söylüyor.

Bunun dışında, belediye meclislerinde alınan imar kararlarının ihtisassız kişilerce alındığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Kendilerinin de müteahhit olmalarının önünde bir engel bulunmadan karar alan ve “en az ilkokul mezunu olma” şartını yerine getiren imar komisyonu üyeleri, hakkımızda hayati seçimler yapıyorlar. Suna, bu sistemin değişmesi, bilim ve uzmanlık temelli bir imar sisteminin yapılandırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bir diğer önemli konu, denetim. 2018 yılına kadar müteahhitlerin seçebildikleri yapı denetim şirketleri, 2019’da bir düzenlemeyle elektronik olarak, seçenek imkanı sunmadan atanmaya başlamışlardı. “Bugün bu sistemin yeniden bozulduğunu görüyoruz” diyen Suna, yapı denetimin ticari bir faaliyet olmaktan çıkıp kamusal bir görev olması gerektiğini savunuyor.

Deprem dirençli kent, yalnızca binaların usulünce yapılması, denetlenmesi ve öldürmemesiyle de tamamlanmıyor. Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı çalışan İstanbul Planlama Ajansı’nın açıklamasına göre, şehirdeki toplanma alanlarında 95 adet AVM bulunuyor.

Acilen çözmemiz gereken çok sayıda konu kapımızda bekliyor. Suna, ihtiyacımız olan ve yüksek sesle talep etmemiz gereken şeyin, merkezî yönetimiyle, yerel yönetimiyle, üniversiteleriyle, sivil toplumu ve vatandaşıyla tam anlamıyla büyük bir deprem seferberliği olduğunu söylüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

⬛️ Deprem anması, Gezi baskısı

Felaketin ardından iki yıl. Gezi Parkı'nı yeniden yargılamak. CHP'li siyasetçilere ve belediyelere soruşturmalar. Erbakan'ın adaylığı. Teğmenlere ihraç.

06 Şub 2025

⬛️ Deprem anması, Gezi baskısı

YAZARLAR

Nimet Kıraç

Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Merve Us Acıoğlu

·

04 Ağu 2026

Görünmeyene ulaşmak için görünmez olanlar: Gazetecilikte kimlik gizleme yöntemi
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

Emircan Yaman

·

04 Ağu 2026

Çin’in Türkiye’deki yeni ağı: DÜNYA-MER'in yol haritası nasıl çiziliyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Faik Bulut

·

01 Ağu 2026

JD Vance üzerinden İran-ABD savaşını okumak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Melisa Gülbaş

·

30 Tem 2026

Yeni Parti'nin yol haritası: Kurucuları kurultay, örgütlenme ve seçim hazırlıklarını anlattı
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Yeni Parti, CHP ve olasılıklar: Ankara kulislerinde ne konuşuluyor?