“İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?”un bendeki yolculuğu

İnsanlığın en şaşırdığı şeylerden biri de zamanın hızla akıp geçmesi olsa gerek. “İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?”un birinci yılını doldurması ise beni en çok şaşırtan şeylerden biri. Dile kolay bugüne kadar tam 53 sayı olmuş! 

Yazılarını takip ettiğimiz gazeteci Mehmet Selahattin Güngör’e ilk defa tezimle ilgili eski gazeteleri incelerken rast gelmiştim. Bir, iki, üç derken toplamda 250 tane yazısı olduğunu görmüştüm. Ve aklımın bir köşesine -tabii ki dosyama da- bu yazıları kaydetmiştim. Zaten bir süredir İstanbul üzerine çalışmak da aklımdaydı. Önce bir kitaba dönüştürmeyi istiyordum bu yazıları. Ama ülke yayıncılığının içinde bulunduğu durum malum! Gel zaman git zaman arkadaşım Esra Ece Kuleci’nin de yardımlarıyla rotayı değiştirdim. Böyle bir yayını tek başına yapmaktansa kafasının çalışma yapısını sevdiğim, beraber çalışmaktan keyif alabileceğim biriyle yapmayı istedim ve bu noktada devreye arkadaşım Oğul Doğa Gökşin girdi. Oğul ile işe koyulduk ve “İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?”un tohumlarını geçen sene bu zamanlar Ayvalık’ta attık. (Bu yazıyı yazarken ikimizin bir fotoğrafını tam da buraya koymak istedim. Ama meğerse doğru düzgün bir fotoğraf çekilmemişiz bile. Türkiye'ye gidince ilk işim bu olacak.)

Peki “İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?” okuyucularla nasıl buluşacaktı? Burada da devreye Aposto girdi. Fikrimize ilk başından itibaren destek oldular. Böylece iki arkadaşın hobisi olarak başlayan bu yolculuk ağır ama emin adımlarla yoluna devam ederek bugünlere geldi. Mesleğim gereği pek çok tarih konusu üzerine çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum. Ama itiraf etmem lazım ki aralarında en keyif aldığım “İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?” oldu. Belki de akademinin o “sıkışmışlık ve tekdüzelik” sınırlarından çıkmamı sağladığı içindir. Ya da insanın yaşadığı şehri tanımasının o şehirle kurduğu bağı arttıracağına inandığımdandır. Hele de söz konusu şehir İstanbul ise! 

“İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?” bana pek çok şey kattı: Ortak bir paydamın olduğu birçok kişiyle tanıştım. İstanbul’u daha iyi tanıdım, tanıdıkça daha çok sevdim. Şehrin kaybettiklerine üzüldüm, hâlâ var olanlara sevindim. Herkesin İstanbul'unun başka olduğunu fark ettim. Bugünden kaçıp düne sığındım. Geçmişin kaldırımlarını adımlarken ayağımızın takıldığı bir taşın bile bir hikâyesi olabileceğini anladım. Tıpkı İstanbul gibi her şeye rağmen mücadeleden vazgeçmeyip yolumuza devam etmemiz gerektiğini öğrendim.

İstanbul’un anlatacak daha çok hikâyesi var. Kurtuluş’ta yürürken çevrenize kulak kabartın mesela. Belki Baklahorani maskaralarının sesini duyarsınız. Ya da Üsküdar’da vapurdan indiğinizde etrafınıza göz atın. Belki “sev beni” parfümlerinin kokusunu alırsınız. Veya Sultanahmet’ten geçerken parka bir uğrayın. Belki iki aşığın flörtleşmesine şahit olursunuz. Hiç olmadı Beyoğlu’nda dolaşırken kafanızı kaldırın. Belki de dünyanın kendi rakını kendin doldurabildiğin ilk makinesine sahip self-servis mekânı olan Otomaşin Meyhane’yi görürsünüz. Eğer görürseniz kadehlerinizi İstanbul’a kaldırın, iki tek de benim için atın!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

“İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk?” bir yaşında

Birinci yılımıza özel "İstanbul'da nasıl eğleniyordun?" sorusunu Aposto ekibine ve yayıncılarına sorduk. İstanbul'un yakın tarihine dair güzel bir kayıt oldu.

18 Eki 2022

Fotoğraf: Selahattin Giz

YAZARLAR

Göktuğ İpek

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR