
İstanbul’un keşmekeşinden kurtulmak, bu kalabalığa bir ara vermek klasiğimiz olmuş sanıyorum. İstanbul’da yaşam her ne kadar güzel olsa da bazen yorucu. Bahar başladığında günü selamlayıp bir ufak kaçamak isteniyor elbette. Bizim Kadıköy'den aldığımız yola sen nereden başlayacaksın bilmiyorum ama Riva’ya dönen son sapağa kadar bu kaosu da cebimizde götürüyoruz. Nereden gelirsen gel bu bölgeye İstanbul’dan giriş yapmasan da aynı duygu ortaklığında arşınlayacağız seninle bu yolu.
Güneşin karşıladığı bu sabahı peşimizde 4 tekerli devrimleri bırakarak başlattık. Doğanın kucağına atılalı çok da uzun olmadı, ortalama 40 dakikada toprağın gerçek bir sevgi abidesi olarak bizi kucakladığı, küçüklü büyüklü kollarıyla sardığı geniş Riva yollarındayız. Bizim bu yolculuktaki kılavuzumuz motosikletimiz. Botlarımızdan kasklarımıza sıkı sıkı giyinip korumalarımızı, kendimizi rüzgarın kucağına bıraktık.
“... Burası sanki hiçbir yer değil, ünlü olan hiçbir şey yok ve işte bu yüzden güzel. Böylesi eski yollardayken insanda gerilim diye bir şey kalmıyor...”
Robert M. Pirsig’in Zen ve Motosiklet Bakım sanatı kitabındaki bu giriş bizim de hislerimize tercüman. Tıpkı kitaptaki gibi yol yaparken düşünüp, yaşadıklarımızı, yaşayacaklarımızı, duygularımızı değerlendiriyoruz. Tüm duyularımız dünyaya açık ve daha da duyarlı oluyor çünkü.

Rüzgar bedenimizi sarmalarken yeşilin tonlarına cevapsız kalmamak için yol kenarında durup bir bakınmak, yaprağın kokusunu almak iyi gelir. Her ne kadar asfalt kenarı da olsa yolun mekanik kokusunu, sesiyle ve kendi neşesiyle parçalayıp atan doğanın bir intikamıdır belki de bu kadar güzel hissettirmek. Şehre zıt bir yanılsama!
Bir kalabalığı bırakıp gitmek geride kalan telaşların üstünü kapatmaya yetmeyecek belki ama zihninde yarattığın boşluğu haz ve dinlenmeyle dolduracak bu yolculuk. Riva sahil, Karadeniz’in karmaşık duygu durumuna özenme çabasında. Belki de aynı cüretkarlık seviyesini zorlayarak hırçın yine. Marmara’nın akılda kalıcı bu kıyısı, Şile, Ağva derken geçit verdiği kayalıkları dövercesine ifadesini tamamlıyor. Baharda rüzgarla koyulaşan denizin rengi yazın açık mavi ve yeşile dönüyor bölge bölge. Hangi dönemi seçersen seç keyif alacağın aşikar...
Yolunu Ağva’ya çevir çünkü midene ve ruhuna iyi gelecek enfes gözlemeler seni bekliyor. Kırmızı yanaklı teyzeler birbirleriyle ettikleri sohbete katacaklar senin sesini. Gülüşeceksiniz birlikte. Bölgeyle ilgili sormak istediğin ne varsa hızla ve en doğru şekilde cevabı yapıştıracaklar ve sen iç rahatlığıyla bitireceksin buharı tüten çayını.

Hava ılık, nem yakanı bırakmıyor olsa da olmak istediğin yer işte o bungalovlar. Elbette tercihini rastgele yapacaksın. Bu yolun sözleşmesinde var. Cilalı tahta evlerin ortasından açılan taş yollarda odana ilerlerken kafana düşen çamları temizleme gereği bile duymayacaksın. Odanda bir süre dinlenmek istersin belki ama güneşi kovalamaya ağaçların arasına çık bence. Dik bir yamaca kurulmuş bu bölgede bungalovlara ait hamaklar var, orada zaman senin. Yıldızların gelişini çıplak ayakların havada, güneşe yol vermeye çalışan ağaçlar ve birbirleriyle senin dedikodunu yapan kuşlarla bekle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Line
Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!
İLGİLİ OKUMALAR



