İstanbul’un taksi sorunu, Türkiye’nin niye kötü yönetildiğinin de özeti

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İstanbulluların taksi lobisiyle giriştiği savaşı anlamaya, şehirde 4 gün geçirmek yetti.
İlk akşam, Cihangir’de boş araç bulmak için Harbiye’ye kadar yürümem gerekti. Yolda çevirdiğim her taksi, ya beni yeterince "turist" bulmadığı için yokmuşum gibi davrandı ya da Kağıthane’ye gitmek için 50 avro gibi uçuk fiyatlar istedi. Bomboş sokaklarda, yarım saate yakın yürüyünce; daha doğrusu Taksim’in döviz çemberinden çıkınca taksi bulabildim.
İkinci gün, taksi durağında -elbette- araba yoktu. Üstelik işten çıkış ya da işe gidiş saati de değildi. Şehrin hiçbir yere yürüyerek ulaşamayacağınız bir semtinde, yakınlardaki bir alışveriş merkezinden müşteri bulamayıp şansa gelecek bir araç bekledim. Sonunda, benzin almaya giren birini çevirip binebildim.
Sonraki öğleden sonra bindiğim taksidense, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yangınlar sonrasında çektiği bir söylevi dinlemek istemediğim için atıldım. ‘’Cumhurbaşkanıma saygısı olmayan adama’’ tahammülü yokmuş sürücünün. Oysa sadece sesi sonuna kadar açmamasını rica etmiştim.
İstanbul’un taksiyle imtihanı, anekdotlardan ibaret değil elbette. Hem kentin tamamında hissedilen hem de Türkiye’de siyasetin, çıkar grupları tarafından nasıl çözümsüzlüğe hapsedildiğini gösteren, sistemsel bir kriz bu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin; kent yönetiminin plansız, programsız ve vizyonsuz geçmişinden kurtarıp, uzun vadeli adımlar atmasını hedefleyen İstanbul Planlama Ajansı, geçtiğimiz günlerde yayımlanan ‘İstanbul’da Taksi Kullanım Alışkanlıkları, İhtiyaçlar ve Beklentiler’ raporunda, yaşanan krizin boyutlarını net bir şekilde ortaya koydu.
İPA’nın verilerine göre, İstanbulluların yarısından fazlası taksi kullanıyor ama müşterilerin %58,4’ü aldığı hizmetten memnun değil. Memnun olduğunu söyleyenlerin oranı ise sadece %29.
Memnuniyetsizliğin birçok sebebi var; dolayısıyla da basit bir çözümü yok: Örneğin, ankete katılanların %73,4’ü trafiğin yoğun olduğu saatlerde ve özellikle yağmurlu günlerde araç bulamadıklarını söylüyor. Oysa kent, bir yerlere yetişmeye çalışırken de sokaklarında ıslanmadan yürümek mümkün değilken de İstanbulluların temel ihtiyaçlarından biri taksi.
Bir diğer kâbus ise, müşterinin derdi olmaması gerektiği hâlde, taksicilerin yükünü yolcuya bindirdiği "kısa mesafe" meselesi. İPA’nın raporu, taksi kullananların %56,5’inin bu konuda zorluk yaşadığını ortaya koyuyor. Ama ankete katılan aynı insanlar, taksiye en çok kısa mesafe yol gitmek için ihtiyaç duyduklarını söylüyor; zira yol uzadıkça, maddi külfet katlanıyor.
Bir diğer meseleyse güvenlik… Radyonun sesini kısılmasını istemenin bile kimileri için kırmızı çizgi olması; ipin sadece ucu. Zira kadınların %51,9’u gece saatlerinde taksi yolculuğu yapmayı güvenli bulmuyor; çoğu taciz tehlikesi hissediyor.
En çarpıcı veri ise, nüfusa oranla şehirdeki taksi sayılarına bakıldığında ortaya çıkıyor: 1990’larda, İstanbul’un nüfusu sadece 7.5 milyonken şehirde toplam 17 bin 395 taksi vardı. Geçen yıllar, kentin nüfusunu ikiye katladı ama bugün İstanbul sokaklarında yine toplam 17 bin 395 taksi dolaşıyor.
Dünyadaki benzer metropollerle karşılaştırıldığında bu sayının yetersizliği apaçık ortaya çıkıyor. Örneğin Londra’da 21 bin taksi ama taksilerin yanı sıra Uber ve Lyft gibi uygulamalar da var. Bir de insanları gitmeleri gereken yerlere hızlı şekilde ulaştırabilen toplu taşıma araçları elbette.
Yani… İstanbul’da taksilere ne ulaşmak mümkün ne de huzurla seyahat etmek. Sorunun dönüp dolaştığı yer, Türkiye’nin hemen her meselesinde olduğu gibi, kendini güçlü göstermek için elinden gelen her şeyi yapan ama konu çözüm üretmek olduğunda kâğıttan kaplan olduğu ortaya çıkan siyasi iradeye geliyor.
Zira her ne kadar İBB, bunu çözmeye niyetli olsa da, eli kolu bağlı: İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, göreve geldiğinden beri kentin bir taksi krizi yaşadığını söylüyor; 5 bin yeni araca ihtiyaç duyulduğunu dile getiriyor. Fakat İBB Ulaşım Koordinasyon Merkezi toplantılarında yeni taksi ihaleleri reddedildi; ısrarla.
Öyle bir kent düşünün ki Avrupa ile Asya arasındaki köprü olsun; dünyanın her köşesinde adı duyulsun; her yıl milyonlarca insan, kadim tarihine tanıklık etmek için buraya gelsin…
Ama konu, yeni taksi plakaları çıkarmak olduğunda; şehrin seçilmiş belediye başkanı, ufak bir çıkar grubuna karşı İstanbulluların güvenliğini ve kolay ulaşım hakkını koruyamasın. Çünkü, İmamoğlu’nun seçim kampanyasında söylediği gibi o "bir avuç insan", siyaseti tahakküm altına alabilsin!
Hoş, sokakta -zar zor- taksi aramaya gerek yok; İstanbul’a tepeden bakan herkesin göreceği koca beton mezarlığı, bu işlevsiz sistemin mirasıdır aslında.
Taksiler işin rengi; sarısı sadece.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün odağımıza İstanbul'un taksi sorununu, kira fiyatlarındaki korkunç yükselişin sebeplerini ve erişilebilirlik konusunda dünyadan örnek uygulamaları alıyoruz.
31 Ağu 2021

YAZARLAR

Derin Koçer
İletişim stratejisi ve yayıncılıkla uğraşıyor; akademik hayatına King's College London'da devam ediyor. Yazıları T24, Karar gazetesi, Impakter gibi muhtelif yerlerde yazıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




