İthal kömürü bırakamayan ulusal plan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın, Türkiye'nin 2053'te net sıfır emisyona ulaşma hedefi esas alınarak hazırlanan ve bu kapsamda 2035'e kadar atılacak adımları içeren Türkiye Ulusal Enerji Planı yayımlandı.
Konu enerji planı olunca ben de tabii plana göz atmak istedim. Ama bu makalede elektrik üretimine ve tüketimine odaklanacağız.
Plana göre Türkiye’nin 2020 sonunda 95,9 gigavat (GW) seviyesinde olan elektrik kurulu gücünün ise 2035’te 189,7 GW’a çıkması beklenirken, tüketimin 2035’e kadar yılda ortalama yüzde 3,5 büyüyerek 510,5 TWh’e yükselmesi bekleniyor. Bu artışta en büyük pay sanayi sektörünün.

Kaynak: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Rakamların ötesine bakarsak, elektrikte kurulu gücün %97, tüketimin ise %52,5 artması enerji planının bir parçası. Bu normal bir artış gibi gözükse de, raporda bazı noktalarda yapılan seçimler çok da verimli değil.
Plan özellikle elektrik üretimi konusunda hâlâ fosil yakıtlardan vazgeçemeyen ama bununla beraber bütün enerji kaynaklarında artış göstermeye çalışan bir bakış açısına sahip. Devreye alınması planlanan 96,9 GW'lık yeni elektrik kapasitesinin yüzde 74,3’ünü yenilenebilir enerji kaynakları oluşturuyor.
Yenilenebilir enerji kaynakları arasında ise eski dostumuz nükleer enerji var. Nükleer atık yüzünden ve beşikten mezara bakıldığında verimlilik değeri düşük olduğundan artık nükleer enerjiye yönelim azalsa da bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de iki nükleer santral planlanıyor ama bu planda Sinop’taki projeden bahsedilmemiş.
Halen inşaatı süren Akkuyu santralinde 2025 itibarıyla 2,4 GW kurulu gücün oluşması, bu kapasitenin 2035’te ise 7,2 GW'a ulaşması planlanıyor.
Yenilenebilir enerjide en büyük kapasite artışı güneş enerjisinde hedefleniyor. Türkiye’nin 2020 sonunda 6,7 GW olan güneş enerjisi kurulu gücünün 2035’te 52,9 GW'a yükselmesi planlanıyor. Bu şekilde güneş enerjisi %500 artış göstermiş ve bu artışla beraber elektrik üretimindeki en yüksek paya sahip olmuş olacak.
Rüzgâr enerjisinde ise %160’lık bi artış ile 2020’de 8,8 GW olan kurulu gücün 2035’te 29,6 GW'a ulaşması bekleniyor. Burada 5 GW’lık bir santralin ise deniz üzeri rüzgâr paneli olarak kurulma planları da var.
Diğer enerji kaynaklarından, hidroelektrik santrallerinin 2035’te 35,1 GW'a çıkması, bununla beraber fosil yakıtlardan da doğalgazın 35,5 GW, kömür santrallerinde 24,3 GW'a yükselmesi bekleniyor.
Açıkçası yükseliş bu kadar fazlayken kömürlü termik santrallerinin yükselmesi anlamsız gelse de, bunun bazı anlaşmalar üzerinden olduğunu tahmin etmek mümkün. Zira özellikle geçtiğimiz yıl devreye giren Hunutlu Termik Santrali'ne gönderme yapılmış.
Bir göze çarpan not ise, doğalgazı hidrojen ile güçlendirme planları. 2035 yılına kadar doğalgazın %3,5 oranında güçlendirilmesi planlanıyor. Hidrojenin ne kadar verimli olduğu ve bu verimin ne kadarının temiz kaynaklardan üretilebileceği, tartışmalı bir enerji kaynağı. Ama buradaki kullanımı sanayi ağırlıklı olacağa benziyor.
Böylelikle 2035 yılında Türkiye’nin elektrik üretimi şu şekli alıyor: kömür ve doğalgazdan üretim yapan termik santrallerin 2020’de yüzde 57,6 olan oranı 2035’te yüzde 34,2’ye çekiliyor.

Kaynak: Anadolu Ajansı
Güneş enerjisinin payı yüzde 16,5’e, rüzgâr enerjisinin payı yüzde 17,7’ye, nükleerin payı yüzde 11,1’e ulaşırken, hidroelektriğin payı yüzde 17,3’e düşüyor.
Planın genelinde yenilenebilir enerjinin payının arttığı görülse de, 2053 yılında net sıfır hedefi olan bir ülke için bu artış yeterli değil. Bununla beraber Ulusal Plan net sıfır hedeflerine de atıfta bulunarak, Özgür Gürbüz’ün Birgün için ele aldığı makalede dikkat çektiği üzere kömürlü termik santrallerin de teknik ömürleri dolmadan kapatılmayacağı planda açıkça ortada.
Ulusal planda 2053 yılında elektrik üretimi içinde fosil yakıtlarının payının da %20’de kalacağı belirtilmiş, yenilenebilir enerji %50’ye ulaşmış, nükleer enerji de %29 oranına yükselmiş oluyor.
Peki uzmanlar bu konuda ne diyor? Farklı bir yol izlenebilir mi? Gerçekten kömüre ihtiyaç var mı?
Türkiye Elektrik Sistemine Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Entegrasyonu isimli raporda SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, elektrik sistemi dönüşümünde değişken yenilenebilir enerji kaynaklarının hızlandırılması üzerinden potansiyelleri araştırmıştı.
Bu raporu özellikle “Mevcut Politikalar Senaryosu”’nun ulusal plana olan yakınlığından dolayı ve nükleer enerjiyi de ele aldığından seçtim. Rapor, nükleer santralin, 1.200 megavatlık (MW) dört ünitenin tamamının devreye alınacağını öngörmekte ve diğer senaryolarda da bunu kullanmakta.
Eğer net sıfır hedeflerine ulaşılması isteniyor ise, elektrik üretiminin karbondan arındırılması ve yenilenebilir enerji gelişiminin benzeri görülmemiş bir şekilde hızlandırılmasını, ama en önemlisi fosil yakıtların da aynı hızla devreden çıkarılması gerekecek.
Maalesef bu Ulusal Enerji Planı ile mümkün değil, ama Shura’nın raporunda öngörülen, iklim krizine çözüm açısından en güçlü senaryo olan kömür azaltım senaryosu ulusal plana çok da uzak değil.
Kömür azaltım senaryosu ile Türkiye’de kömüre dayalı elektrik üretim kapasitesinin büyük bir bölümünün devre dışı kalması ve bu azalan arz miktarının yenilenebilir enerji kaynakları tarafından sağlanması hâlinde, rüzgâr ve güneş enerjisi kurulu güç kapasitelerinin en yüksek seviyelere çıkabildiği durum analiz ediliyor.
Bu durumda 20 GW kömür kurulu güç kapasitesinin 5 GW’a düşmesi öngörülüyor. Elektrik üretiminde ortaya çıkan açığın ise yaklaşık 4 kat büyüyerek 33 GW’a ulaşan rüzgâr, 6 kat büyüyerek ciddi bir büyüme sağlayan ve 41 GW’a ulaşan güneş, 32 GW hidroelektrik kaynakları ile kapatılması planlanmış.

Kaynak: SHURA
Yenilenebilir enerji üretim payı, 2030’da %70 oranlarına ulaşacak ve ayrıca enerji verimliliği potansiyellerinin kullanılmasıyla “Mevcut Politikalar Senaryosu”na kıyasla, elektrik tüketimi 40 TWh azaltılabilecek.
Maalesef planda enerji verimliliği istenilen düzeyde ele alınmamış. Gürbüz’ün de belirttiği üzere; “enerjiyi daha verimli kullanacağımız varsayılıyor ama talep öyle bir artıyor ki verimlilik ve tasarruf yapılıyor mu belli olmuyor”.
Bina yalıtımları gibi enerji verimlilik projeleri, aynı zamanda, 1 GW’lık pompaj depolamalı hidroelektrik santral, 600 MW batarya enerji depolama gibi maliyeti o dönemde kesinlikle azalması beklenen yeni teknolojiler ile öngörüler bize “Kömür Azaltım Senaryosu”nda ortalama sistem maliyeti megavat-saat başına yaklaşık 5,5 Avro daha fazla avantaj sağlıyor.
Tabii ki SHURA'nın planı verimliliğe, batarya teknolojilerine Ulusal Enerji Planı'ndan çok daha önce geçiyor ve daha az üretim sağlıyor ama buna rağmen daha tasarruflu da kalabiliyor.

Çevreci Geek bültenlerinde onlarca raporu beraber ele aldık ve hepsinin ortak noktası, gerekli yatırımlar düzenlendiği zaman, iklim krizine en fazla sebebiyet veren enerji kaynağı kömürden Türkiye’nin zengin yenilenebilir enerji altyapısı ile çok kısa sürede kurtulabileceğimizi göstermesi.
Ulusal plan, maalesef çoğu noktasında politik karar almış ve bazı süregelen anlaşmaların devamını sağlamış. Açık konuşmak gerekirse ve onlarca incelemenin sonunda, hem daha ucuz hem de daha çevre dostu çözümler olduğu ortada.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'nin Ulusal Enerji Planı yerliyi artırıyor ama ithalden vazgeçemiyor
11 Oca 2023

YAZARLAR

Görkem Gömeç
Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkiler lisansından sonra, İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Kalkınma üzerine yüksek lisans yaptı. 7 yıllık içerik üretme deneyimini Çevreci Geek ve Yeşil Öneriler ile sürdürüyor.

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR



