Kamusal Alan nedir? Türkiye'de neden kullanılmıyor?


Rahat, özgün, sürdürülebilir moda: Reflect Studio İyi giyinmenin iyi hissettirdiğine olan inançtan yola çıkan Reflect Studio , bu sezon yeni yüzü ve yeni koleksiyonuyla karşımıza çıkıyor. Nedir? Yüksek kaliteli ve sürdürülebilir kumaşlarla üretilen, rahat ve dayanıklı tasarımlarıyla dikkat çeken Reflect Studio hem marka hem mağaza hem de stüdyo olarak üç alanda faaliyet gösteriyor. #NextSustainability: Reflect Studio , Türkiye’nin üretimin her aşamasında duyarlı süreçleri benimseyen B Corp markaları arasında yer alan tek moda markası . Sürdürülebilirliği bütünsel olarak ele alan #NextSustainability anlayışını benimseyen Reflect Studio Next mağazaları , geri dönüşüm, ileri dönüşüm ve onarımın gücüne inanarak atık kumaşlara yeniden hayat veriyor. Reflect Studio nelerden ilhâm alıyor? İyimserlik: Pandemi sonrası faaliyetlerine başlayan Reflect Studio, bu zorlu dönemde gösterdiğimiz mücadelenin gücünü ve önümüzdeki ihtimallerin sonsuzluğunu kutluyor. Akışkanlık: Hayatın akıcılığından ilham alan Reflect Studio, akışı tasarladığı tüm kumaşlarda, alanlarda ve deneyimlerde yaşatıyor. DIY kültürü: Seri üretimin ve tek tipliğin gitgide yaygınlaştığı günümüzde özgünlüğü mümkün kılmayı amaçlayan Reflect Studio, mağazalarında orijinalliği ve yaratıcılığı koruyan DIY (kendin yap) kültürüne yöneliyor. Dahası: Visiting Artists serisiyle çeşitli tasarımcıların işlerine yer vererek iletişime ve çoksesliliğe alan açan Reflect Studio, farklı sanatçıların eserlerini ısı baskı yoluyla ürünlere uygulanabilir sticker ya da patch ’lere dönüştürüyor. Reflect Studio’yu buradan takip edebilir, koleksiyonu ise bu bağlantıyı veya Akasya ve Kanyon mağazalarını ziyaret ederek inceleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Dönem dönem hepimiz kamusal alan hakkındaki tartışmalara şahit ve hatta dahil oluyoruz. Sosyal medyanın kamusal alanı nasıl dönüştürdüğü veya kamusal alanın işlevinin ne şekillerde değiştiği de uzmanların sık sık tartıştığı konulardan biri. Peki nedir bu kamusal alan? "Sosyal medyadan ibaret hâle geldiği" iddiasına rağmen hâlâ buralarda bir yerde kamusal bir alan var mı?
Nedir?
Kamusal alan; teorik olarak yurttaşların/insanların özgürce kamusal meseleleri tartıştıkları ve kamuoyunu şekillendirdikleri alandır. Kamuoyunun içinde oluştuğu alan olarak kamusal alan, tarihsel olarak farklı doktrinlerden ve toplumsal şartlardan etkilenmiştir.
Türkiye'de kamusal alan ana hatlarıyla iki şekilde gelişmiştir. Bir yanda genellikle ve daha ziyade resmî düzeyde "devlete ait alan" olarak tarif edilen bireysel ve grupsal tercihlerin ve yaşam tercihlerinden izole edilmeye çalışıldığı bir kamusal alan, diğer tarafta evrensel anlamıyla ve özgürlüklerin genişletilmesi bağlamında tarif edilen bir kamusal alan mevcut.
Kamusal alan ile ilgili felsefi tanımlamalar üç modelde belirginleşir. İlki Arendt'ın tarif ettiği "agonostik" ve "birleşimsel" model, ikincisi Liberal kamu alanı modeli, üçüncüsü Habermas'ın oluşturduğu "iletişimsel kamu alanı" modelidir.
- Agnostik ve birleşimsel model: Arendt'ın açıkladığı agnostik modele göre; kamusal alan politik büyüklüğün, seçkinliğin ortaya çıktığı/sergilendiği ve başkalarıyla paylaşıldığı bir alandır. Birleşimsel model ise insanların bir uyum içinde yaşadıkları yerlerde ortaya çıkmaktadır. Bu modelde özgürlükler rahatça kendini gösterebilir.
- Liberal model: Liberal modelde insanın "özgür kamusal aklı"ndan yola çıkılarak yasaların kapsamı doğrultusunda, özgürlüklerin rahatça, serbest şekilde kullanılacağı alan olarak belirginleştirilir.
- İletişimsel model: Habermas'ın "iletişimsel kamu alan" modelinde, demokratik bir şekilde toplumsal normlardan ve politik kararlardan etkilenen bireyler, bu norm ve kararların oluşturulmasında/değiştirilmesinde ve benimsenmesinde söz sahibidir.
Vikipedi'de yer alan tanımlamada ise Habermas'ın tanımlamasından yola çıkılıyor. "Kamusal alan, en basite indirgenmiş anlamıyla “toplumsal yaşamımız içinde, kamuoyuna benzer bir şeyin oluşturulabildiği bir alanı” ifade eder." deniliyor ve şöyle devam ediliyor:
"Kamusal alanlar hangi kültürden, dilden ve sosyal statüden olursa olsun, her bireye sunulmuş veya açılmış alanlardır. 1950-1960'lı yıllarda 'ortak' alanlar veya 'yurttaşlara' ait alanlar şeklinde ortaya çıkan nitelendirmeler, 1970'li yıllarda 'kamusal alan' kavramına dönüşmüştür."
Habermas nasıl tanımladı?
Tüm tanımlamalara rağmen "kamusal alan" kavramına ilişkin hâlâ devam eden tartışmaların bulunduğunu vurgulamak gerekiyor. Kamusal alan tanımı ilk kez yapan kişi ise Jürgen Habermas. Kendisi 1962 yılında "Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü: Burjuva Toplumunun Bir Kategorisi Üzerine Araştırmalar" isimli kitabında kamusal alanı "özel şahısların, kendilerini ilgilendiren ortak mesele etrafında akıl yürüttükleri, rasyonel bir tartışma içine girdikleri ve bu tartışmanın sonucunda o mesele hakkında ortak kanaati, kamuoyunu oluşturdukları araç, süreç ve mekanların tanımladığı hayat alanı" olarak tanımlıyor.
"Kamusal alan, modern toplum kuramlarında, toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği ve geliştirildiği ortak toplumsal etkinlik alanına işaret etmek için kullanılan kavramdır." diyen Habermas, her türlü çıkardan arınmış, devlet otoritesinin baskısı ve buyruklarından, sermaye egemenliğinden bağımsız bir alan tanımlar.
Peki bu yetti mi?
Hayır. Habermas'ın kitabının 1962'de basılmasının ardından, Avrupa'da farklılıklarını kabullenip önemseyen çeşitli toplumsal kesimlerin, tanınmayı ve toplumsal alanda çeşitliliğin hakim olmasını talep etmesiyle kamusal alan kavramı daha fazla tartışılır hâle geldi. Bu tartışmalarda Habermas'ın, kamusal alanı Avrupa ile sınırlayarak, sadece burjuvanın oluşturduğu bir alan olarak görmesi ve diğer sosyal yapıları kamusal alana dahil etmemesi eleştirildi. Oscar Negt ve Alexander Kluge, Habermas'ın burjuva kamusallığına karşı çıkarak, kamusal alanı "mücadelenin savaş dışı yollarla karara bağlandığı proleter alan" olarak tanımlarlar.
Ya Türkiye'de?
Avrupa'da uzun süre tartışılan kamusal alanın tanımı, 1980'li yıllarda Türkiye'yi de etkilemeye başladı. 80 darbesinin ardından kamusal alan kavramı Türkiye'de özellikle 1990'lı yılların başlarından itibaren çeşitli akademik yayınlarda ele alınmaya, kullanılmaya ve politik konularda tartışılmaya başladı.
Türkiye'de kamusal alanların kullanımı
İstanbul Teknik Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden Birge Yıldırım’ın 2015 yılında kaleme aldığı makalesinde, kamusal alanın Türkiye’de “devlet idaresi, kuruluş veya organları altında olan alanı çağrıştırdığı, Türkiye’de kamusal alanın devlete ait bir kavram olarak algılanması ve anlamının daralması Cumhuriyet Türkiyesi ile başladığı ifade ediliyor. Siyasi erkin kamusal alanda mutlak bir kontrol mekanizması olduğunun belirtildiği makalede, kamusallık hâlinin tek bir bünyede toplanarak sınırlandırıldığı, devletin her tür faaliyetin belirleyicisi olan aşkın bir güç olarak ortaya çıktığı belirtiliyor. Makalenin devamında şu ifadelere yer veriliyor:
“Erken Cumhuriyet döneminde Türkiye özelinde vatan- millet- devlet üçleminin mutlak bütünsellik çatısında birleşmesi, çoğulculuk söylemi ile dayanışma ve birlik coşkusunu ifade etse de, devletin homojenleştirici etkisi kamusal alanı siyasi erkin temsili mekânına dönüştürür. Devletin tanımladığı parametreler dışında kalan tüm farklılıklar özel alanlara hapsedilerek kamusal alandan dışlanır.”
Makalede salt ideolojik kamusal alanın terk edilmesinin 1980’li yıllara rastladığı ifade ediliyor. Liberalizmin yeni bir ideoloji olarak Türk siyasetine girişi ile kısmen sınırlandırılmış kamusal alanda sivil inisiyatiflerin varlığının hissedildiği ve devletin kamusal alandaki yerinin sorgulanmaya başlandığı belirtiliyor. “Kamusal alanı homojenleştiren tüm politikalar tartışılır ve sivil kamunun alt yapısı bu dönemde atılır.” denilen makalede bu sistemle kamusal alanda özgürlük, insan hakları adalet gibi kavramların yaygınlık kazandığı belirtiliyor. 1980 sonrası dönemde bu farklılaşmanın kamusal alana yansımasının en güzel örneğinin sloganlar olduğu vurgulanıyor. 70’lerde protesto gösterilerinin sloganlarının “kahrolsun” ile başladığı, 80’lerde ise “hakkımızı söke söke alırız” gibi söylemlerle, sistemin tümden reddi yerine, hak taleplerini dile getirildiği vurgulanıyor.
Türkiye’de, “kamusal alan” kavramı 2002 yılında türban tartışmaları ile gündeme geldi. Üniversite ve devlet kurumlarında türban yasağının iptaline ilişkin anayasa mahkemesi kararının açıklanmasının ardından devlet- kamu- kamusal alan kavramlarının çeşitli ideolojiler doğrultusunda temsiliyet kazanarak medyada yayınlanması, "kamusal alanda türban yasaktır" manşetleri, "kamu" ve "kamusal alan" kavramını türban tartışmaları içinde, sıkışmış ve parçalı sloganlara dönüştürdü. Makalede bu anlam kaymasının çarpıcı örneklerinden birinin Ankara ve Mersin Ülkü Ocakları'nın kamusal alan söylemleri olarak gösteriliyor, grubun sloganı şu şekilde: "Ne kamusal alanı ulan; Allah her yerde!"
Dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, kamusal alanı otoriter bir hegemonya alanı olarak görmüş,"kavramın işlevsel olduğunu" vurgulamış ve kamusal alanın işlevselliğini şu cümlelerle tanımlamış:
“Örneğin, biz şu anda parktayız. Siz, benim yanımda tesettürlüsünüz ve yürüyoruz. Park gibi özel bir alanda ilerliyoruz. Bir olay var ve polis kimlik kontrolü yapıyor. Bizi de durdurdu, kimlik görmek istedi. Siz çıkardınız kimliğinizi ancak kolluk kuvveti, ‘Sizi, üstünüzdeki giysi nedeniyle tanımakta güçlük çekiyorum,’ dedi. Orada birden bire kamusal alan oluşmaya başlar. Onun için işlevseldir.”
Dönemin Meclis Başkanı Arınç ise kamusal alana ilişkin anayasada kamusal alanın var olmadığını savunarak kavramı reddetmiş ve "Ben Anayasa’ya baktığımda kamusal alan diye bir şey görmedim. Eğer gören varsa lütfen bana söylesin." demiş. Dönemin Başbakanı Erdoğan da dünyanın hiçbir yerinde kamusal alan diye bir şey olmadığını açıklamış; ancak ardından danışmanlarının düzeltmeleriyle yeni bir açıklama yaparak "kamusal alanı insanlarla, renklerle, farklılıklar ve özgürlüklerle donatılmış bir alan hâline getirmek" gerektiğini ifade etmiş.
Kamusal alanın, her bir bireyin özgür söylem geliştirebildiği, çoğulcu ve politik bir alan olarak anlamının daralması ve kavramın ideolojik araca dönüştürülmesinin temellerini atan pek çok neden bulunur ve bunlardan biri de "devleti toplumdan korumayı gözetmek üzerine şekillendirilmiş" 1982 Anayasası. Kamusal alanı siyasetten arındırmaya veya apolitikleştirmeye yönelik bu girişimin ardından, kamusal alan kavramı bir özgürlük ve örgütlenme alanı olarak görülmemeye başlamış.
Türkiye'de kamusal alan neden devlet kontrolü altında tutuluyor?
Bu soruya da yine Birge Yıldırım'ın makalesiyle yanıt veriyoruz. Yıldırım makalesinde "Devletin, hareketi kontrol altına almak için uyguladığı böl-yönet taktiği aktivistler arasındaki bağları keserek hareketi sindirmeye yöneliktir. İşgal edilen alanda var olmanın gücü, motivasyonu ve özgürlüğüyle politik kamusal alanın inşası gerçekleşir. Bu alanların temsiliyetleri ve rolleri büyüktür. Genellikle bu alanlar önceden çeşitli anlamlar yüklenerek kent sahnesinde yer edinmiş alanlardır. Halk ayaklanmasında işgal edilen uzam üzerindeki kontrol, insanların hayatları, hakları, özgürlükleri üzerindeki kontrol anlamına gelir." ifadelerini kullanıyor ve Gezi direnişini örnek gösteriyor.
"Gezi direnişinin Taksim Meydanı’nda ve Gezi Parkı ile başlamasının nedeni kuşkusuz Taksim Meydanı’nın bir yüzyılı aşan iktidar ve karşı iktidar arasında bir gerilim, etkileşim, savaşım alanına dönüşerek fiziksel veya sezgisel temsiliyetler takınmış olmasıdır." ifadelerinin yer aldığı makalede, kamusal alanı bedenleri ile işgal eden bireylerin tüm iletişim araçları ele geçirildiğinde, bedenleri ile muhalefet savaşının sürdürülebildiğini kanıtlandığı belirtiliyor.
"Lefebvre'in soyut mekân olarak tanımladığı temsiliyet kazanmış kamusal alanlar, siyasi erklerin otoriter dilleri altında özgür eylem pratiğinin alanı olmaktan uzaklaşmaktadır. Bugün dünyanın bir çok yerinde “işgal etme” pratiği ile gerçekleşen eylemler bu temsili gücün göstergesidir. İşgal edilen kamusal alan devrime doğru atılan bir adımın, bir başkaldırının temsilidir." denilen makalede bu nedenle Türkiye'de Kızılay Meydanı, Taksim Meydanı, Beyazıt Meydanı'nın kitleler için yasaklı olduğu vurgulanıyor.
"Temsiliyet kazanmış kamusal ele geçirenindir. Bu nedenle siyasi erk tarafından kamu=devlet denklemi bir öğreti olarak herkesin içselleştirdiği bir formüldür ve kamusal alanı işgal etmek sadece sesini duyurmanın değil siyasi erki sarsmanın bir aracı olagelmiştir. Bugün işgal etme üzerinden gelişen eylem pratiği yeni bir kamusal alanın habercisidir. Kitlelerin kendilerine ait olanı alma çabasıdır."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto Odak, bu sayısında her yönüyle kamusal alanları ele alıyor.
29 Oca 2023

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Hiç”, cümle içinde pekiştirme, kesinlik, miktar veya zaman bildiren çok işlevli bir sözcüktür. Olumsuz cümlelerde eylemin anlamını kuvvetlendirir, soru cümlelerinde belirsizlik veya olasılık belirtir, tek başına kullanıldığında ise mutlak yokluğu ya da değersizliği ifade eder.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Fas’tan İspanya’nın Kuzey Afrika’daki özerk şehri Ceuta’ya yönelik kitlesel geçişlerde en az 57 kişi öldü. İspanya İçişleri Bakanlığı, 30 Temmuz’dan itibaren yaklaşık 50 bin kişinin kente girdiğini; Ceuta yönetimi ise sayının 60 bine ulaşmış olabileceğini açıkladı. Cuma akşamına kadar 48 bin 300 kişinin Fas’a döndüğü bildirilirken Madrid yönetimi sınır bölgesine asker ve ek güvenlik personeli gönderdi.

Üsküdar Belediyesi'ndeki yapı ruhsatı ve iskan işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin soruşturmada Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın da aralarında bulunduğu dört kişi tutuklandı. İki şüpheli adli kontrolle serbest bırakılırken savcılık, belediye iştiraki Kent AŞ üzerinden müteahhitlerden para talep edildiğini ve ruhsat süreçlerinin yetkisiz kişilerce yönlendirildiğini öne sürüyor. Dedetaş suçlamaları reddederek müteahhitlerden para alınması yönünde hiçbir talimat vermediğini söyledi.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.




