Karda Pokut

Karda Pokut

Baharın ilk günleri olmasına rağmen tepemizde gri, kasvetli bir Karadeniz havası var. Ardeşen’den bir taksiye biniyoruz ve Çamlıhemşin’e doğru yola çıkıyoruz. Bir anda etrafımızda yeşil, dik tepeler yükseliyor. Sanki bir tünele giriyoruz. Fırtına Vadisi bizi tüm haşmetiyle karşılıyor. Hafifçe camı aralıyorum. Yüzüme serin ve uzun zamandır hissetmediğim kadar taze bir hava vuruyor. Camdan dışarıyı izlerken gözüme sarp yamaçlara kondurulmuş ahşap konaklar takılıyor. Doğu Karadeniz’i şekillendiren bir gurbet hikâyesinin yan yolu bu konaklar. Uğur Biryol’un Gurbet Pastası kitabından anlattığı gibi Hemşinliler geçtiğimiz yüzyıl başında Rusya Çarlığı'na giderek pastacılık ve fırıncılık öğreniyorlar. O kadar başarılı oluyorlar ki bazıları Rusya’da ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde ünlü dükkânlar işletiyorlar. Memleketlerine döndüklerinde ise getirdikleri tek bilgi fırıncılık olmuyor. Aynı zamanda mimari bir kültürü de taşıyorlar: Ahşap konaklar. Rusya’da gördükleri bu yapıları Hemşin yöresine inşa ettiriyorlar. Hatta bazılarının keresteleri bile Rusya’dan getirtiliyor. Bu gurbet hikâyesinin de bölgeye hediyesi bu konaklar oluyor.


Pokut


Bu hikâyeleri düşünürken taksimiz Fırtına Deresi’nin üstünden karşıdaki Ortan Köyü’ne uzanan eşya taşımak için kullanılan basit bir teleferiğin önünde duruyor. Bölgede inşa edilen bu teleferikler bazısına sadece yürüyerek ulaşılabilen evlere eşya ve erzak taşımaya yarıyor. Ayrıca çok dik arazilerde bulunan çay tarlalarında ürünün aktarımı için de aynı yöntem kullanılıyor. Çantalarımızı teleferiğe yükleyip köyde kalacağımız eve yolluyoruz. Kısa bir araç yolculuğundan sonra köyün girişine varıyoruz. Yolun kalanını yürüyeceğiz. Yaklaşık 10 dakika sonra 150 yıllık bir konağa varıyoruz. Tumanlara ait bu konakta arkadaşım Yasemin karşılıyor bizi. Sobanın sıcaklığı havanın griliğini kırıyor. Geliş amacımızın yarattığı heyecan Ortan Köyü’nün güzelliğine kendimizi kaptırmamızı biraz perdeliyor. Çünkü ertesi sabah yürüyerek karda Pokut Yaylasına çıkıp, yaylada Yasemin’in ailesinin evini açacağız. Akşam Tuman kadınlarının ellerinden çıkan nefis yemeklerle yürüyüş için gerekli enerjiyi topluyoruz. Hepimizin aklı ertesi günde.


Pokut


Sabah erkenden kalkıp yukarı çıkacak eşyaları ve erzakları çantalara yerleştiriyoruz. Yolun kısa bir bölümünü araçla geçtikten sonra duruyoruz. Bundan sonrası kardan kapalı olduğu için yola tabana kuvvet devam edeceğiz. Önümüzde yaklaşık 4-5 saatlik bir yol var. Orman içinden dolana dolana yukarı çıkan yolda ilerlemeye başlıyoruz. Arada kar topu savaşları yürüyüşü bölüyor. Yasemin’in babası Ahmet abinin yayla maceralarını dinliyoruz. Hafif bir tedirginlik var içimizde. Tam kış uykusunun sona erme dönemindeyiz. Yanımızda korkutma amaçlı bir tüfek taşıyoruz ama en iyisi hiç karşılaşmamak. Yürüyüşün ortalarında ayak izleriyle karşılaşıyoruz. Bir ayı dostumuz uykusundan uyanıp yiyecek aramaya başlamış ormanda. Ayak izlerinin büyüklüğünden epey iri bir arkadaş olduğunu anlayıp, bol gürültü çıkartarak yola devam ediyoruz.


Pokut Yaylası


Sal’ın sırtına vardığımız uzun yürüyüşümüze bir ara daha veriyoruz. Bir gün öncesinin aksine hava güneşli. Ancak bu durum pek de istediğimiz bir şey değil. Güneşi yiyen kar daha da yumuşayıp yürümeyi zorlaştırıyor. Attığımız her adımda çantalarımız daha da ağırlaşıyor. Çoğu biten azı kalan yoldan varmayı hayal ettiğimiz Pokut’u izliyoruz. Adımlar adımları izliyor. Yaklaşık 10 kişilik ekibimiz birbirini destekliyor ve 5. saatin sonunda eve varıyoruz. Yazın ciddi bir kalabalığı ağırlayan yaylada sadece biz varız. Karla kaplı yayla bir masa mekânı gibi görünüyor. Tüm kışa dayanmış kapı açılıyor. Soba yakılıyor. Ahmet abi eve suyu bağlıyor. Yanımızda getirdiğimiz yemeklerden biraz atıştırıyoruz. Aylardır kapalı bir evi kısa sürede yuvaya çeviriyoruz. Sobanın sıcaklığı Plato'da Mola evinin salonunu dolduruyor. Karnı doyan bir grup insan olarak evin çeşitli yerlerinde yürüyüşün yorgunluğuyla gözlerimizi dinlendiriyoruz. 


Pokut Yaylası


Biraz dinlendikten sonra güzel havayı ve gün batımını kaçırmamak için kendimi zorlayıp sobadan uzaklaşıyorum. Giyinip ufak bir yürüyüşe çıkıyorum. Tatar Dağı tüm heybetiyle karşımda yükseliyor. Amaçsızca patikada ilerlemeye başlıyorum. İnsanın doğaya yeniden dâhil olduğunu hissettiği bazı anlar vardır. İşte o anlardan birindeyim. Sanki hayatımda ilk defa orada değilim de hep o ağaçla, o kayayla, o toprakla berabermişim gibi hissediyorum. Biraz ileride iptidai bir bank görüyorum. Oturup görkemli Kaçkarlar manzarasını izliyorum. Arada oluşan bulut denizine bakıp gündüz düşleri kuruyorum. Bir süre sonra güneş batmaya başlıyor. Dağlar somon rengine bürünüyorlar. Bu güzelliği görebilmek için karda 5 saat yürüyüşün çok ufak bir bedel olduğuna kanaat getiriyorum. Serinleyen hava dönüş vaktinin geldiğini söylüyor. Yüzümde kolay silinmeyecek sabit bir sırıtışla eve doğru yürümeye başlıyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

RutaRuta

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Kuş bakışı: Pokut Yaylası

Pokut Yaylası'na seyahat, Fırtına Deresi ve Kaçkar'lara uzanan yolculuk.

09 Şub 2022

Kerimcan Akduman

YAZARLAR

Ruta

Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.

İLGİLİ OKUMALAR