Kolombiya'nın ve Türkiye'nin kırmızı pazartesileri

Yazı: Bilge Baş
Toplumların kaderi, bireylerinin duyarsızlıklarında gizlidir. Nobel ödüllü yazar Gabriel García Márquez’in unutulmaz eseri Kırmızı Pazartesi bu duyarsızlığın edebî bir yankısıdır. Kolombiyalı yazar, romanında işleneceği bilinen bir cinayetin soğukkanlı bir şekilde seyredilişini anlatır. Santiago Nasar’ın ölümünün adeta bir ritüele dönüşmesi, onu engellemeye yönelik hiçbir ciddi çabanın gösterilmemesi, toplumun bireyleri üzerindeki sorumluluğunu ne denli gözardı ettiğinin acı bir tasviridir. Bu duyarsızlık, yalnızca edebî bir mesele değil, günümüzde de yaşamın acımasız bir gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu bağlamda, Diyarbakır'da yaşanan Narin Güran olayı, Kırmızı Pazartesi'nin iç burkan senaryosunu gerçek bir trajedi olarak karşımıza getiriyor. Ne Márquez’in romanında ne de Narin olayında toplum, yaklaşan tehlikeyi durdurmak için harekete geçiyor; işlenecek suçun izlerini görmezden geliyor.
Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanı, 20. yüzyıl Latin Amerikası'nın sosyal dinamiklerine bir ayna tutar. Roman, Santiago Nasar’ın herkesin gözü önünde öldürülmesini, bu cinayetin neden önlenmediğini sorgular. Toplum, cinayetin işleneceğini bilmesine rağmen suskun kalır. Bu suskunluk, hem korkudan hem de alışılmış bir kadercilikten beslenir. Marquez’in büyülü gerçekçilikle yoğrulmuş anlatısı, aslında toplumların yazgısını belirleyen duyarsızlığı dramatize eder.
Bu duyarsızlık, otorite eksikliğinden ve kadınların toplum içindeki kırılgan konumundan da kaynaklanmaktadır. Márquez’in romanında otorite, varlığıyla yokluğu arasında sıkışıp kalmış gibidir; tıpkı Türkiye köylerinde kadınların sıkışıp kalmışlığı gibi... Bu köylerde, kadınlar çoğu zaman geleneklerin, toplumun beklentilerinin ve erkek egemen yapının baskısı altında ezilir. Otorite ise ya bu baskıyı destekler ya da müdahale etmekte yetersiz kalır.
Kadınlar, böylece yalnızca cinsiyetlerinden ötürü değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle de ciddi baskılara maruz kalır. Otoriteye karşı duyulan korku, toplumun kendi içinde imzaladığı sessiz bir antlaşma gibidir. Bu antlaşma, çoğu zaman kadınların acılarını, yalnızlıklarını ve karşılaştıkları tehlikeleri göz ardı etmeye yol açar.
Toplum, kadınların yaşadığı zorlukları görmek istemez, tıpkı Kırmızı Pazartesi’de Santiago Nasar’ın ölümüne sessiz kalındığı gibi. Erkek egemen bir dünyada var olmanın sancıları yalnızca kadınlar arasında paylaşılır; dışarıdan bir ses çıkmaz, çünkü çıkması yasaktır.
Otoritenin eksikliği, bu tür olayların önlenemez hâle gelmesine neden oluyor. Kadınların, toplumsal baskılar karşısında yalnızlaşmaları ve seslerinin duyulmaz hâle gelmesi, bir toplumun en büyük kırılganlığıdır. Márquez, Kırmızı Pazartesi'de bunu edebî bir tema olarak işlerken, biz bugün bunu acımasız bir gerçek olarak yaşıyoruz. Narin Güran’ın öyküsü, onun gibi nice kadının yaşadığı acıların sembolü hâline geliyor. Bir şeyler yapmamız gerektiğini bilsek de ne yapabileceğimiz konusunda çaresizlik içinde kalmak, bu acıyı daha da derinleştiriyor.
Kadınlar korkusuzca yaşamak istediklerinde, toplumun onları duyması gerekir. Sessizlik, çoğu zaman bir ölüm fermanı olabilir; tıpkı Santiago Nasar’ın ve Narin Güran’ın sessizliğinde olduğu gibi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Şebnem İşigüzel'le yeni romanı "Memoria"yı; Melis Cankara'yla Gülsün Karamustafa'nın "Oyuk ve Kırık Dökük: Bir Dünya Hâli" eseriyle aynı adı taşıyan kitabını ve Kolombiya'dan Türkiye'ye uzanan Kırmızı Pazartesi'leri konuşuyoruz.
20 Eyl 2024

YAZARLAR

Liber Kültür Sanat Derneği
Liber Kitap Kültür Sanat Derneği'nin temel hedefi toplumda okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak, okuma fırsatından mahrum kalan kesimlere erişim imkanı sağlamak, sanatı ve sanatçıları destekleyerek yaratıcı düşünceyi teşvik etmek ve gelecek kuşakların daha aydın bireyler olarak yetişmesine katkı sağlamaktır.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



