Korkutucu tekinsizlikten iyileştirici doğaya: Plajın kökenleri

Tekinsizliği ve belirsizliği temsil eden kumsallar nasıl oldu da tazelenme ve yenilenme bölgelerine dönüştü?
Korkutucu tekinsizlikten iyileştirici doğaya: Plajın kökenleri

14 Temmuz - İBB Kültür AŞ - Duende
İBB Kültür AŞ ile birlikte

Gençlere Alan Açık: Resim Yarışması’nda şimdi oylama zamanı Halk Ödülü'nün sahibini sen seç Genç yeteneklerin hayalini kurdukları ve kendilerini özgür hissettikleri bir ortamda hünerlerini göstermelerini ve hikâyelerini sanat pratikleriyle anlatmalarını teşvik etmek amacıyla İBB Kültür AŞ ’nin bu yıl ilk defa düzenlediği Gençlere Alan Açık: Resim Yarışması ’nda şimdi sıra halk oylamasında! Neden? İzleyiciyi genç sanatçılarla bir araya getirme niyetiyle Türkiye’nin dört bir yanından 700’ün üzerinde başvuru alan yarışmada finalist 20 eser belli oldu . Bizlerin oylamasına sunulmak üzere seçici kurul tarafından seçilen eserleri 30 Temmuz’a kadar Taksim Sanat’ta ziyaret edebilir ve favori isminizi seçebilirsiniz . Nasıl? Genç yetenekler; Aliye Akman, Ayça Selcen Korgun, Ayşe Uluçay, Bahar Ata, Batuhan Daşdemir, Burak Baş, Emincan Kale, Eren Bayezit, Gülcenur Özdemir, Havva Nur Büyükdikmen, Lena Demirhan, Mahmut Başkurt, Mutlu Aksu, Nuray Çiçek, Özge Akdeniz, Raife Tokyürek, Sefer Tan, Sema Nur Karadeniz, Yasin Canlı ve Zeynep Sude Can’ın eserlerini sergide inceleyip 30 Temmuz’a kadar oyunuzu Radar İstanbul üzerinden verebilirsiniz. Peki ya sonra? Halk oylamasında en fazla oy alan eserin sahibi, 10.000 TL'lik Halk Ödülü'nü kazanacak. Sergi sonrasında ise seçici kurul tarafından belirlenecek birinci 50.000 TL, ikinci 25.000 TL, üçüncü 10.000 TL ödülün sahibi olacak.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Sıcaklar giderek dayanılmaz hâle gelince, plajlar da sığınak işlevi görmeye başlıyor. Hele ki tatil dönemlerinde akıllara ilk gelen şey deniz ile kumsal oluyor ve bunlara sahip bölgeler oldukça yoğun bir turistik akınla karşılaşıyor. Ancak bildiğimiz anlamıyla ‘plaj’ konseptinin tarihi, o kadar da eskiye gitmiyor. 

Kıyılar 18. yüzyıla kadar tekinsizliği ve korkutucu bir belirsizliği temsil eden alanlar olarak değerlendiriliyor; ve edebi anlatılarda da bu şekilde işleniyordu. Shakespeare’in karakterleri belalarla deniz kıyısından gelen kötülükler aracılığıyla yüzleşiyor, Robinson Crusoe dehşet ile ilk kumsalda karşılaşıyordu. 

Ancak 18. yüzyıla kadar tekinsiz ve belirsizliğin sınırı olarak değerlendirilen plajlar Sanayi Devrimi ile beraber yeni bir kültürü beraberinde getirdi. Kumsallar, şehir hayatının uyuşturucu doğası karşısında bir kaçış ve tazelik imkanı sunmaya ve doktorların teşvikiyle bir iyileştirme mekanları olarak öne çıkmaya başladı. İngiltere’nin yüksek sosyetesi alt sınıfların çalışarak bedenlerini güçlendirdiğine inanıp, kendi kırılganlıklarına panzehir olarak deniz kıyılarına akın etmeye başladı.

Tekinsiz bir anlatı olarak plaj

Uzun süre tekinsiz ve tehlikeli yerler olarak görülen sahiller, eski anlatılarda korsanlar, haydutlar, sömürgeciler, veba ve çiçek hastalığının girdiği bölgeler olarak tasvir ediliyor. Örneğin Dante’nin cehenneminde üçüncü kat kumlarla kaplıdır. Antik Yunan anlatılarında da kıyıların tekinsiz yerler oalrak görüldüğü örneklere rastlamak mümkün. 

Yazar Daniel Blei’nin belirttiği gibi, kıyılar Batı edebiyatında bir sınır işlevi görüyorken, kumsal ise bilinmeyene dair sembolik bir sınır olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca yazar Daniel Blei plajlara dair geniş kapsamlı makalesinde antik çağlardan 18. yüzyıla kadar plajın “popüler hayal gücünde korku ve endişe uyandırdığını” ve “tehlikeli vahşi doğayla eş anlamlı olduğunu; gemi enkazlarının ve doğal felaketlerin meydana geldiği yer olduğunu” yazıyor.

Kolektif arzunun uyanışı

Peki kumsalların tehlikeli bölgelerden kolektif arzu nesnesine dönüştüğü süreçte neler yaşandı? Bu sorunun cevabı devrimler çağının İngilteresine dayanıyor. 18. yüzyılda giderek büyüyen sanayileşme ve kentlere kitlesel göçle birlikte, bugün şehrin karmaşası diye adlandırdığımız kentleşme süreci de başladı. 

Fabrika endüstrisi, buhar gücü, modern ulaşım araçları ve sanayi devriminin diğer yenilikleri birçok dönüştürücü kolaylık sağlasa da aynı zamanda toplum içindeki bazı semptomların da yükselmesini sağladı. Bu karmaşa içerisinde eskiden istemsiz izin olarak değerlendirilen ‘tatil’ kavramında da bir anlam kayması meydana geldi.

Kaçış

Tarihçi Alain Corbin, “Denizin Cazibesi” adlı Batı dünyasında deniz kenarının keşfine odaklandığı çalışmasında 1840’larda denizin Avrupalılar için yeni bir şey ifade ettiğini söylüyor: Tren ulaşımının gelişmesi seyahatı ekonomik ve kolay bir hâle getirmiş ve deniz kıyıları artık şehrin debdebesine karşı bir şifa olarak görülmeye başlanmıştı. 

Corbin’e göre denize yönelen ilginin bir diğer büyük önemli nedeni ise o dönem elitlerin hijyen ve ruhsal sağlık konusundaki hassasiyetleriydi. Avrupalı elitler temiz hava, egzersiz ve deniz banyosunun iyileştirici niteliklerini öne çıkarmaya başlamışlar ve hekimler de “onarıcı deniz” kavramından hareketle insanları deniz kıyılarına sevk ettiler. 

Yüksek sosyetenin ilacı

Bu hususta oldukça ilginç bir dinamik daha önümüze çıkıyor. O dönem işçi sınıfından insanların halihazırda fazlasıyla çalıştıkları için bedenlerinin daha sağlıklı ve dinç olduklarına; üst sınıflarınsa bunun karşısında daha kırılgan olduklarına yönelik aristokrat inancı da kıyıların cazibesini artırmış. 

Böyle bir ortamda aristokratlar ve entelektüeller kendi sağlık sorunlarıyla daha fazla ilgilenmeye başlıyorlar. Bu çerçevede kumsala dair ilginin kentin kozmopolit yapısından uzaklaşıp tazelenmek isteyen orta sınıf ve soyluların eğilimiyle artığını söyleyebiliriz. 

Corbin’e göre bunun yanında, melankoli, raşitizm, cüzzam, gut, cinsel sorunlar, tüberküloz enfeksiyonları ve histeri gibi bir dizi rahatsızlık için tedavi arayanlara yönelik deniz banyosu işletmeleri giderek hızlı şekilde artmaya başlıyor. 

Bunu izleyen dönemde ise ilk sahil beldesi; İngiltere'nin doğu kıyısında, York yakınlarındaki küçük Scarborough kasabasında açılıyor. 

  • Meraklısına not: Pınar Erkan, podcast’inde denize girmenin kültürel biçimlerini tartışarak örnekler üzerinden daha detaylı biçimde değerlendiriyor. 

Manzaranın kültürel dönüşümü

Manzara dediğimiz olguyu her ne kadar doğanın içsel bir değeri olarak görsek de; aynı zamanda güçlü bir kültürel mantığa da dayanır. Örneğin Shakespeare’in yazınında denizin belaların aracı olarak görülmesi ve dönemin tablolarında deniz tasvirinin özellikle belirsizlik ve tekinsizliği temsil etmesi bu olgunun pekişmesini sağlayabilir. 

Böylece 19. yüzyılla birlikte denize artan kitlesel ilgi kıyının estetik bir arzu nesnesi olarak tasvir edilmesini de beraberinde getirir. Gün batımları, kıyı tasvirleri giderek daha manzara konseptine hitap eden görünümlere kavuşurken, tatil konsepti de plajların bir endüstri hâline gelmesini sağlıyor.

Tüm bunlardan hareketle plaj kültürünün kent merkezlerinden dışarıya bir kaçış, tazelenme ve yenilenme amacıyla ortaya çıktığını söylemek mümkün. Bu açıdan Türkiye’de plaj kültürünün ilk örneklerini İstanbul’da görmek şaşırtıcı değil. Osmanlı döneminde daha çok ticaret ve ulaşım için uğrak yeri olan deniz Cumhuriyet’in ilk yıllarında özellikle İstanbullular için bir eğlence ve kaçış mekânına dönüşüyor. 

Plajlar günümüzde de tatil konseptinin içinde var olmaya devam ediyor. Eğlence aracı olmasının yanı sıra şehrin yıpratıcılığı karşısında terapötik mekânlar olarak görülen deniz, kum ve güneş üçlüsünün kökenindeki iyileşme tahayyülü de varlığını koruyor. Ancak günümüzde turistik dekorun çerçevesinde değerlendirilen bu kültüre kamusal ulaşımın niteliği oldukça tartışmalı. 

18. yüzyılda soyluların kişisel bakım rutininden günümüze kadar sosyal ilişkilerin ne düzeyde değiştiği ve plajların da burada nasıl bir rol oynadığı üzerine düşünmekte fayda var. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📰 Aspartam paniği, Demokles’in kılıcı

Dünya Sağlık Örgütü, aspartamı "olası kanserojen" madde ilan etti. İmamoğlu'na siyasi yasak istemiyle yeni bir dava daha açıldı. İBB'nin yeni oteli Büyükada Resort açıldı.

15 Tem 2023

İBB Kültür AŞ ile birlikte
Coca Cola

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta