Köyler arasında bir gezinti

Yeşilyurt
Merkezimizi Yeşilyurt Köyü olarak belirledik hem diğer köylere yakınlığı hem de otel çeşitliliği açısından oldukça doğru bir seçimdi. Biz Pinecone Otel’de kaldık, konumu diğer otellere göre oldukça yüksekte olduğu için sonsuzluğa uzanan bir manzara eşliğinde güne başlamak çok iyi geldi. Tabii otelde benim ilgimi en çok çeken köşe, 1940’lı yıllardan kalma gazete ve dergilerin yer aldığı kütüphane oldu. Dar ve tenha sokakları ile sessiz yürüyüşlere ev sahipliği yaptı bizim için bu köy. Manici Kasrı’na doğru ilerlerken, karşılaştığımız ilk durak Yazgara Mola ve onun otlu dondurmaları (lavanta, kekik, adaçayı). Köyün içinde minik ve tatlı bir sahaf bulabilmek yine beni mutlu eden detaylardan biriydi. Akşama doğru hava biraz serinlemeye başlayınca Casa Mila’nın içinde yer alan Trattoria Leo’da yanan ateş eşliğinde şarap keyfi ile geceyi sonlandırdık. Otele yürürken fark ettim, keskin çizgiler varken de farklı uçlar iç içe geçebilirmiş…Sessiz bir köyün içinde son derece keyifli ve şık bir trattoria; aynı mekân sınırları içinde farklı zamanlarda gezinmek gibi. Bu farklılıklar, keskin uçlar belki de her şeye anlamını katan, daha değerli kılan.
Adatepe
Taş evlerin dokusu nedeniyle benim en sevdiğim köy burası oldu. Renkli kapılar, minyatür taş evler, ortalıkla gezinen kümes hayvanları, kendi ürünlerini satan teyzeler… Hepsi çok içten, çok doğal…En son ne zaman kendime sınırlar koymadan “ben” olabildim diye geçiriyorum bu doğallık karşısında. Şehir hayatında ne kadar zormuş bu sınırların dışına çıkmama çabası. Belki de bu köy rotasında beni bu kadar kendimde hissettiren, içimde üstü örtülen bu duyguyu keşfetmek oldu. Ara sokaklarda gezinmeye başlamadan önce Margu’da güzel bir öğle yemeği yedik. Köyün sebzelerinden yapılan lezzetlerinin yanı sıra buranın sade ama özgün ortamı beni içine çekti. Köy meydanı dahil her yerde zeytinyağı ve zeytinlerle karşılaşınca almadan ve tatmadan dönmedik. Ara sokaklarda yürürken sarı pencereleri ile Evin Önü kafe ilgimizi çeken duraklardan biri oldu. Köyden biraz çıkında Adatepe Zeytinyağı Müzesi’ne rastladık. Ne müzesi olursa olsun, bazı şeylerin yapılışına dahil olmak her zaman heyecan uyandırıyor içimde. Zeytinlerin toplanma araçlarından sıkımına kadar tarihte kısa bir yolculuğa çıktık burayı gezerken. Sahip olduğumuz coğrafya ve doğaya bir kez daha teşekkür etmek istedim burayı gezince. Farkında olmaya çalışıyoruz belki ama yakın temas kurunca gerçekten iyi geliyor insana bu doğa…
Kayalar
Bu rotayı seçmemizdeki en büyük unsur aslında Avlu124 ‘ü ziyaret etmekti. Bazı mekanlar anın içinde kalmanızı sağlayan sessizlikleriyle büyüler sizi. İşte onlardan biri burası. Köyün samimi havası içinde kendi sakinliğinde, taze kahvesi ve günlük tatlılarıyla kendinizle baş başa kalabilirsiniz. Hem ruha iyi geliyor hem de lezzetlerinin müdavimi oluyorsunuz. Uzun zamandır kahve içmekten bu kadar keyif almamıştım. Karşımdaki manzara, kafenin doğal dokusu, sade ama detaylarda gizli özeni ve pastel renkleri sayesinde fotoğraf makinamı elimden bırakamadım. Bir de bu ortama taze pişmiş incirli kek ve erikli tart eklenince her sabah bu köye kahveye gitme bahanemiz hazır oldu. Mekânın tüm güzelliği detaylarda saklı derken masada duran “Hayal Gazetesi” ile karşılaştım. Köy halkının hayallerini ve dileklerini yazdığı, masumluğun yansıması olan sayfalar… Kahve sonrası köy sokaklarında kısa bir turla sonraki durağımıza geçiş yaptık.
Çamlıbel
Tahtakuşlar Köyü’nden geçerek Çamlıbel’e geldik. Bu köye gelirken aklımızda tek bir plan vardı Zeytin Bağı’nda yemek yemek ve gerçek anlamda hakkını verdik. Olabildiğine yeşil bir bahçede eşsiz bir lezzet deneyimi için burası saklı adreslerden biri. Herkesten bağlarımızı koparıp sadece doğayla baş başa kaldığınız bir masa... Menüyü görünce o istek ve heyecanımız katlanarak artmaya devam etti tabii. Mercimekli otlu fava, isli lor peyniri, karışık ot kavurması, ısırgan otu salatası derken masanın yıldızı, bademli fesleğenli incir salatası ile tanıştık. Aklımda yer eden nadir lezzetlerden biri oldu kendisi. Ana yemek olarak otlu köfte ve köy eriştesini de tadınca köyde yürüyüşe çıkmak şart oldu. Bu köyün ayrı bir neşesi varmış gibi geldi bana, her bir köşesinde yaşanmışlıklar… Dolup taşan köy kahvesinde bir çay molası verirken antika pazarı ile karşılaşmak, bu yaşanmışlık hissini içerden dışarı taşıdı sanki.
Sadece duygularımla ve iç sesimle hareket edebildiğim bir tatil oldu bu, izler bıraktı, yeni adımlar için cesaret verdi, hayatıma dair çizdiğim sınırları sorgulattı…
“Sınır boyu yürüyüşe çıkalım. Aklımdaki sınırı adlandırmak, hatta konumlandırmak zor.” / John Berger – Top Sende
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Birkaç güne sığdırılacak bolca yeşil biraz mavi, temiz hava ve sakinlik ararken kendimizi Kuzey Ege köylerinde bulduk!
02 Eki 2021

YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR


