
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Depremden birkaç gün sonra ofise giderken bir turist kalabalığının arasından geçmek zorunda kalmıştım. Galata Kulesi ve turistlerin suretleri arasında kadraja girmemeye çabalarken bir anlığına dünyanın aynı bölgesinde, hatta aynı noktasında büyük bir insan kalabalığı ile aramızdaki gerçekliğin asimetrisi bir anlığına dayanılmaz gelmişti. Tarihinin en acı günlerinden birini geçiren bir ülkenin dekoru hâla satın alınmış bir deneyimin beklentilerini karşılayabiliyordu. Belirli bir ücret karşılığında tarih ve zaman karşısında dokunulmaz olabilmek mümkündü. Bu durum günümüz turizm ve seyahat anlayışının hâkim kodlarına dair çıplak bir örnek sunuyor bana kalırsa.
Aslında bildiğimiz anlamıyla turistik seyahatin tarihi çok eskiye dayanmıyor. Eskinin gezginleri ve habercileri bir tarafta bırakılırsa, günümüzdeki tatil konsepti ve turları özellikle rayların icadı gibi tarihin seyrini de değiştiren modern olaylar ve buluşlarla sıkı sıkıya ilişkili. Bunun yanında bir çeşit eğitime katkı çerçevesinde değerlendirilen dünyayı gezme ve öğrenme anlayışı, eski dönemlerde aristokrat çocuklarının sembolik sermayesi için bir yatırım aracıydı. Günümüzde de seyahate atfedilen öğrenme ve tanıma gibi nitelikler bu anlayışın uzantısı gibi görülebilir.
Turistik deneyimi irdelemeden önce, modern anlamıyla seyahatin dönüşen anlamına ve kültürel mantığına bakmakta yarar var. Endüstriyelleşme ve kitle kültürüyle birlikte hayatımıza giren boş zaman kavramı, gündelik hayata yeni tüketim biçimleriyle birlikte dönemsel olarak değişse de çeşitli standartlara bağlı deneyimleri de beraberinde getirdi. Bu deneyimler, çalışma hayatının dışında kalan zamanların yine piyasanın döngüsünde kalmasını sağlayan pratikleri ifade ediyor. Turizm ve seyahat ise söz konusu döngünün önemli bir parçasını teşkil ediyor.
Deneyim ekonomisi
Bir turizm antropolojisi kitabında turist için “bir değişikliği deneyimlemek amacıyla evinden uzakta bir yeri gönüllü olarak ziyaret eden geçici olarak serbest kalmış kişi” tanımı yapılıyor. Dolayısıyla turizm özü itibariyle deneyim ekonomisinin bir parçası. Satın alınan bu deneyime, otantiklik hâlesiyle paketlenmiş dekorlara dair gösterilen abartılı bir ilgi eşlik ediyor. Seyahat eden baktığı yerlerde, onu oraya iten nedenlerin sembolik ifadeleri ile etkileşime giriyor. Böylece, gerçekliğin kabuğundan süzülmüş temsiller, egzotik bir deneyimin doruğunda olduğuna inandırılmış turistin büyülenme performansına hitap ediyor.
Fakat bu büyülenme performansının arkasında bir tatminsizlik hissi de yatıyor. Deneyim ekonomisindeki mübadele, imajın dolaşım değerini pekiştirmek için başkasının bakışına ihtiyaç duyuyor. Hâlihazırda kendisine sunulan paketin otantikliğine henüz şahit olmadan kapılmış turist, deneyimin sembolik değerini ve hatta gerçekliğini onaylatmak zorunda. Çünkü görsel kültür, söz konusu deneyimin otantikliğinin ve egzotikliğinin pekişmesi için sadece deneyimin ötesinde, onu imajların kabul görmüş dünyasında da sınamak isteyecektir. Dilek Özhan Koçak’ın İstanbul örneğinde belirttiği gibi “aslında turistin peşinde olduğu İstanbul’un kendisi değil, onun yeniden kurgulanan resmidir. Çünkü, pazarlanan ve tüketilen malın kendisi İstanbul değil, onun simülasyonudur.”
Seyahat konseptine dair oldukça güçlü bir karşı anlatıyı benimseyen felsefe profesörü Agnes Collard da seyahatin kişiye önceden tat vererek, yok oluşun kesinliğini gözlerden gizlediğini belirtiyor. Biraz daha psikolojik bir zeminde, seyahatin kerameti kendinden menkul öğretici doğası, kişinin en keskin gündelik gerçeklikten uzaklaşması için bir çeşit maske görevi görüyor.
“Bir gün hiçbir şey yapmayacağımız ve yok olacağımız gerçeğini düşünmek istemeyiz ve bunu da heyecan verici ve eğitici şeyler yaptığınıza dair bir anlatıyla gizleriz; seyahat ederken deneyimliyor, düşünüyoruz ve bunu kanıtlayacak süs eşyalarına ve fotoğraflara sahibiz.”
Agnes Collard, The Case Against Travel
Mekândan gösteriye
The Tourist Gaze kitabının yazarı John Urry bu durumu “mekânın gösteriye dönüşmesi” olarak tanımlıyor ve çoğu kentsel mekânın turistleri cezbeden bir metalaşmaya maruz kaldığı bir küresel çağda olduğumuzu belirtiyor. Bunun yanında, her şeyin nicel ölçütlerin cetvelinde değerlendiriliği günümüzde seyahat de bundan payını alıyor. Filmlerden, kitaplara, mekânlardan yemeklere ve hatta kurye işçilerine kadar her şeyin artık bir puanı var. Puanlanmamış deneyimler ve etkinlikler değişim değerini kaybediyor veya neredeyse yok sayılıyor. Bu nicel değerler sistemi turistik deneyime de birebir uygulanıyor. Turist, yeni yolculuklara çıkarken daha öncekilerin turistik dekor karşısındaki deneyimlerinin sayısal niteliğini dikkate almak isteyecektir. Aynı şekilde deneyimini incelikle puanlayarak bu görsel dünyanın devamlılığına katkıda bulunacaktır. Bu puanlama pratiği en trajik yerlere bile evrilebiliyor.
Nitekim Auschwitz toplama kampındaki veya Tayland’da 12 çocuğun öldüğü mağaradaki deneyimler de puanlanıyor ve buna göre ziyaret ediliyor. Örneğin Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı, Berlin’deki turistik yerler arasında ilk 5’te. Tarihte trajedinin sahnesine dönüşen alanlar puansal olarak ölçülebilen alanlara dönüştü. Son dönemlerde felaket turizmi ya da kara turizmin yükselişinden bahsediliyor. Belirli dönemlerde ve yerlerde yaşanan trajedilerin, turist bakışına sunulduğu bu konsept, yaşanmış deneyimin niteliğinin dehşetini geçici olarak tüketilen bir nesne hâline dönüştürüyor. Ancak büyük trajedilerin yanında gündelik hayatın krizleri de seyahat çılgınlığı için bir avantaja dönüşmüş durumda. Başka bir ülkenin enflasyonu, ucuz ve otantik bir tatil için fırsata dönüşebiliyor.
Enflasyon turizmi
Uzun süredir devam eden enflasyon ve döviz krizi, Türkiye’yi de dünyanın dört bir yanından insan için daha cazip bir yer hâline getirdi. Oldukça büyük bir gelir kalemi olarak değerlendirilen turizm, şehirleri hiç olmadığı kadar dönüştürüyor. Merkezi yerler, soylulaşmaya maruz kalıyor, yeniden yaratılıyor ve canlılığını turistik bir imgenin içinde kaybediyor. Örneğin artık Kapadokya’da tekno partileri sıklıkla görmeyi mümkün kılan bir gerçeklik var. Eski bir şarkı sözünden yeniden uyarlarsak, başkasının sefaletinde ucuz bir tekno parti. Bir tarafta döviz krizi, enflasyon ve derinleşen sınıfsal asimetri diğer tarafta egzotik bir konsepti kolayca satın almanın memnuniyeti.
Geldiğimiz noktada, şehir turistin bakışına hizmet ederken, çeperde bitmek bilmeyen krizin ortasında mahsur kalan yerliler ise vitrinin dışında bırakılıyor. Turistlere sunulan dekorun şaşaası, gizlenmek için daha fazla gürültü çıkarmaya çalışan bir manipülasyoncunun ucuz çabası gibi, günahları örtmeye yarıyor. Hatta yerli halkın yaşadığı ağır gerçeklik görünmez olmakla kalmıyor, bazı durumlarda turistik ilginin nesnesine de dönüşebiliyor. Örneğin sosyal medyada buradaki enflasyonun avantajlarına dair heyecanın dile getirildiği birçok görüntü görmek mümkün.
Bunun yanında, turistik dekora göre dizayn edilmeye başlanan şehirler, o bölgede yaşayanların gündelik hayatında bir çatlak meydana getiriyorlar. Alım gücündeki muazzam bir düşüşle mücadele eden yerli halk, turistik seyahatin seyrine sunulmuş bölgelerde barınmakta ve yaşamakta zorlanıyorlar. Bunun bir etkisi olarak, seyahat turları ve turizm akını son dönemlerde çeşitli bölgelerde protesto edilmeye başlandı. Yunanistan’da turistlere sunmak için günlük kiralanan dairelerin şehirlerin merkezindeki fiyatlarda yarattığı büyük yükseliş, derin bir barınma krizine yol açtı. Özellikle Airbnb ile birlikte kentsel kaynakların turizmle kalkınma çıkarları doğrultusunda yeniden üretilmesi ve bunun sonucunda yaşanan emlak spekülasyonu da bir krize dönüşmüş durumda. Benzer bir karşı hareketi Barselona ve Münih gibi yerlerde de görmek mümkün.

Dimitris Plantzos
Buradan hareketle seyahatin doğasını yeniden düşünmeye ihtiyaç var. Bir yerlilik motivasyonunun ötesinde, gündelik gerçekliğin soğuk yüzünden keskin çizgilerle ayrılan turistik deneyimin uzun erimli etkilerini görmezden gelmek mümkün değil. Seyahate atfedilen kültürel değerleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Her şeyin son derece hızlı dönüştüğü bir çağda, dönüşmeden ve daha da pekişerek ilerleyen seyahat anlayışını yeniden değerlendirmek için belki de “vitrinin dışına” bakmak gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Enes Köse
Aposto'da sorumlu editör.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





