Küratörün Gözünden: Melis Golar ile Röportaj

Melis, daveti kabul ettiğin için çok teşekkürler. Serginin küratöryel perspektifine dair detaylıca konuşmamızdan önce, seni yakından tanıyabilir miyiz?
Merhaba. Öncelikle davetiniz ve sergiye olan ilginiz için çok teşekkür ederim.
Ben Ankara’da doğdum büyüdüm. İşletme öğrenimim sonrası, Hollanda Maastricht Üniversitesi Sanat ve Kültürel Miras: Politika, Eğitim ve Yönetimi Bölümü’nde master eğitimimi tamamladım. Türkiye'ye döndükten sonra Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nin kuruluş döneminde görev aldım. Kariyerim adına benim için çok kıymetli bir süreçti. Bir müzenin inşaatından itibaren açılışına kadar olan tüm gereksinimlerine ve sonrasında da kurumsal yapısının oluşmasına dair süreci baştan sona deneyimleme fırsatı buldum. Bu süre zarfında aynı zamanda gönüllü olarak bir sanat inisiyatifi olan, şu an ne yazık ki varlığı sürdürmeyen Torun’da aktif rol aldım. Torun vesilesiyle de çok sevdiğim Ankara Siyah Beyaz ailesiyle tanışmış oldum. Sonrasında İstanbul x-ist’te çalıştım şimdi de Zilberman’da Program Yöneticisi olarak görev alıyorum. Kısacası yaklaşık on yıldır bu alanda bir fiil çalışan bir sanat emekçisiyim.
İkincil olarak, serginin yola çıkış hikayesini oldukça merak ediyorum. Başlangıç adımı nereden doğdu, fikirsel ve kavramsal aşamaları nasıl gelişti, bize biraz süreçten bahsedebilir misin?
Aslında bu yolun benim için iki boyutu var. İlki kendi hikayeme olan yakınlığı; her ne kadar mezun olduktan sonra bölümden uzaklaşmayı seçmiş olsam da işletme öğrenimim zihnime kurumsal yapılar üzerinde bazı düşünceleri ve soruları yerleştirdi sanırım. Bu durum hem master tezime yansıdı hem de sonrasında müzede çalıştığım dönem bana müzeciliğin tanımı, kurumsal yapının işlevselliği ve yapının esnekliği üzerine okuyup araştırma fırsatı verdi ve bu düşüncelerimi pekiştirdi.
İkinci boyutta ise sergi, her birimizin deneyimlediği, Türkiye’de yaşanan ağır ekonomik krizlerin getirdiği çaresizlik hissinden yola çıkıyor. Durumun yarattığı psikolojik baskı, gelecek kaygılarının beraberinde gelen tekinsiz his ve gerçekleştirilemeyen pek çok hayalin yaşattığı sıkışmışlık hepimizin umutlarını zedeledi. Çalıştığı alanda kariyerinde olduğu yeri, maaşını, hayatında paranın ve kariyerinin önemini sorgulayan, verdiği emeğin karşılığını halihazırda alamazken krizlerin büyüklüğü altında ezilen genç yaşlı herkesin değerlerinin ve hayata dair hedeflerinin alt üst olmasıyla ilgili bir sergi bu. Durum Türkiye özelinde böyleyken, aslında dünyada da pandemi, savaşlar, iklim ve enerji krizleriyle çoğunluğun etkilendigi bir seviyeye ulaştı. Kurumsal firmaların beyan ettikleri vizyon, misyon ve değerlerinin zaman içinde sapmalar yaşaması gibi bireyler de kendilerini gerçekleştirme hedefinden uzaklaşmaya başladı ve varoluşsal krizler baş gösterdi. Sıkıntıların getirdiği çaresizliğin yanında iş hayatında eşit olmayan koşullar, yoğun stres ve mobbing gibi sorunlar daha da belirgin hale geldi. Sergi bir ekonomik düzen içindeki beyaz yakalı çalışandan, ev hanımına kadar tüm aktörleri göz önünde bulundurarak tüketim alışkanlıkları, çalışma erdemi, ev ekonomisi, stres yönetimi gibi düzlemlerde ters yüz olan değer ve algılar üzerinden bir anlatı oluşturuyor.
Peki biraz daha irdelemek gerekirse “Vizyon, Misyon, Değerler” ismi nereden geliyor ve sergiyle nasıl bir ilişki kuruyor? Aşina olduğumuz bir söylem olsa da sergiyle kurduğun ağı merak ediyorum.
Sergi yukarıda bahsettiğim durumun bir değerlendirmesini sunuyor. Bu tür karanlık anlara şikayet veya ajitasyonla bakmak yerine muzip ve iğneleyici bir bakış açısıyla yaklaşmayı tercih ettim. Serginin ismi kurumsal firmaların kamuoyuna sundukları bu tanımlara bir taş atıyor. Firmaların web sitelerinde karşılaştığımız vizyon, misyon ve değerler olgularının hayata ne kadar geçirdikleri kendi başına bir tartışma konusu iken, söz konusu durumlarda bu olguları toplum, devlet, kurum, aile ve birey ölçeklerinde yeniden düşünmeyi öneriyor bu sergi. Hedeflediği emele asla erişemeyen vizyon, misyon ve değerlerinden oldukça uzaklaşmış bir toplumun eleştirisini sunuyor.
Gelelim “küratörün gözünden” sorularımıza… Serginin eser seçkisini oluştururken hangi kriterleri göz önüne aldın? Bize biraz seçkiden ve sanatçılarla olan iş birliği sürecinden bahsedebilir misin?
Sergide 6 sanatçının çalışmaları yer alıyor. Memed Erdener, Sena Başöz ve Neriman Polat galerinin temsil ettiği, diğer üç sanatçı Burak Delier, Pilvi Takala ve Guy Ben Ner ise bu sergi için davet ettiğim misafir isimler. Benim için ideali teklif götürdüğüm her sanatçının sergi için yeni bir çalışma sunması idi. Her ne kadar bu hedefime tam anlamıyla ulaşmış olamasam da sergi vesilesiyle yeni isimlerle çalışmak benim için heyecan vericiydi. Bunun yanı sıra video, resim, heykel, kolaj gibi farklı araçlardan bir seçki sunmak benim için önemliydi.
Memed Erdener, Sözsüz Cümle, 2023
Memed Erdener bu sergi için Sözsüz Cümle’yi üretti. Sergideki diğer tüm çalışmaları geçmiş dönemlerde ürettikleri. Memed’in iktidar propaganda ilişkisi üzerine pek çok yapıtı olduğu için onun çalışmalarını sergide hayal etmemek benim için olanaksızdı.
Burak Delier, Kriz ve Kontrol, 2013
Burak Delier’in Kriz ve Kontrol başlıklı yapıtı bir videosundan alıntı olan görseller. Poster serisi ise bu sergi için yeniden urettigi Ekonomi ve İnanç jimnastiği başlığı altında geçmiş poster serilerinin bir devamı niteliğinde. Burak iş yaşamının temsilinde çokça kullanılan spor metaforundan yola çıkarak çalışma ahlakı ve disiplininin dayatılma biçimleri ile motivasyon ve psikolojileri telkin etme alıştırmaları yapıyor.
Pilvi Takala, The Stroker, 2018
Pilvi Takala’nın yıllar evvel Real Snow White adlı bir çalışmasını görmüştüm. O günden beri aklımda ve takip ediyorum. İşlediği varsayılan bir sistemin içine girip çok ufak jestlerle durumu bozuyor Pilvi. Sergideki çalışma da bu fikirde üretilmiş bir video. Aslında sanatçının pek çok yapıtı bu sergiye uyabilecek bir düzlemde diyebilirim. Hem çok aktif hem de içinde çok sakin bir direniş sergiliyor her seferinde.
Neriman Polat, İki Mendil, 2023
Bazı rastlaşmalar ise gündemin aslında tam olarak bu meseleyle çalkalanmasıyla da ilintili. Neriman Polat’ın yakın dönemde farklı bir sebeple atölyesine girdiğimde farkettim ki, yoksulluk alım, gücünün düşmesi gibi meseleler onun da kafasını uzun zamandır meşgul ediyormuş. Boş Filenin Düşüşü ve İki Mendil çalışmaları bugun markete gidip alışveriş yapmaya korkan herkesin hikayesini direkt bir şekilde aktarıyor.
Guy Ben Ner, Maymunu Düşüreyim, 2009
Guy Ben Ner’in yıllar önce Ankara’da solo bir sergisinin küratörlüğünü yapmıştım, Drop the Monkey videosu, o sergide de vardı. Guy ekonomik kısıtların yaratıcı avantajlara dönüşebilme ihtimalini sanatını ve yaşamını iç içe geçirdiği bir video ile kanıtlıyor. Sergide sanat dünyasındaki ödüller, hibeler ve destek sistemlerine referans veren bir video olması ekonomik kısıtların bu sektör üzerindeki etkisini düşünmek adına dikkat çekici bir yerde durduğunu düşünüyorum.
Sena Başöz’ün de geçmişi finans ve ekonomi işletme temelli. Bu yüzden onun da özellikle ilk dönem çalısmalarında iş hayatına referans verdiği videoları vardı. Bunların bir kısmı şu an Yapı Kredi’deki İyileşme Olasılıkları sergisinde görülebilir. Biz onlar yerine tüketim kültürü üzerine kafa yorduğu bir dönem ürettiği Yeryüzündeki Cennet başlıklı fotoğraf kolajını sergiye dahil ettik ve nitekim daha yeni bir çalışması olan Ayaklar ile sergileniyorlar. İkisi de aslında bir yönuyle dini mitlerde beliren mucizevi hikayelerle bugünün tüketim algısı ve direnç mekanizmasını ele alıyor.
Seçkiyi galeri mekanına yerleştirirken nasıl bir küratöryel perspektifi benimsedin? Sergiyi gezen izleyicilere göz kırptığın, dikkatli gözleri detayları incelemeye davet ettiğin bir yerleştirme kurgusu veya mekan tasarımı fikri konusunda neler söyleyebilirsin?
Galerinin fiziki mekânının elbette kendi kısıtları var. İki video hem ses hem karanlık ihtiyacı sebebiyle sergideki yerlerini kendiliğinden belli ediyorlardı. Bu sergi özelinde, seçkinin izleyicinin yapıtları inceleme sırasına etki etmemesi yerleştirmeyi daha kolay bir hale getirdi benim açımdan. Her çalışmanın hangi alana ait oldugu kendi söyledi. Fakat söylemi güçlendirmesi ve izleyicinin dikkatini çekeceğini düşünerek ve aynı zamanda serginin içinde çokça kurumsallıktan bahsedilmesi sebebiyle afiş, yazılar, yönlendirme işaretleri gibi materyalleri kurumsal kimlik mockupları gibi tasarladık.
Bunların dışında, sergide kurumsal hayat, ofislerden görseller olunca hiç olmadığı kadar galeri ofisimize ziyaretçilerimizin girmeye çalıştığını görüyoruz. Bunu önceden tahmin edip Memed’in bir işini ofisin içine yerleştirdim. Bu yapıt sadece ofise girenlerin görebileceği sergiye sadece ofisin kapısı açıkken dahil olan bir iş, izleyiciye de ufak bir sürpriz.
Son olarak, serginin izleyiciden beklentisi neler olabilir? Ziyaretinin ardından izleyicide ne tür yankılar uyandırabilir veya duygular hissettirebilir?
Sergideki özellikle Guy Ben Ner’in videosu çok hızlı aktığı ve İbranice olduğu için izleyicinin takip etmesi açısından zorlayıcı olabiliyor. Tavsiyem dikkatli şekilde izlenmesi, çünkü gerçekten ilginç bir hikayesi var. Diğer işlerin konularını takip edebilmeleri için izleyiciye rehber olacak küçük açıklamaların olduğu bir dosya bıraktık onu inceleyerek gezmek en keyiflisi olacaktır.
Sergiyi maddi güce sahip ve ekonomik zorluklardan bihaber kesimin yani tüm ‘patron’ ve ‘iktidar’ sahiplerinin görmesini isterim. Çalışan ve tüm emek veren insanların hayatlarında kendilerini motive etmek için verdikleri çabayı, kendilerini iyileştirme yöntemlerini ve bununla ilgili üretilenlerin çözüm yollarının görülmesini veya en azından biraz da olsa üzerine herkesin düşünmesini dilerim.
Sergi açıldıktan yalnızca birkaç gün sonra genç bir bankacı olan Efe Demir mobbing ve iş yerinde etik bulmadığı bir takım sebeplerle intihar ettiğini öğrendik. Bu durumun ne kadar acil, vahim ve gerçek olduğunu gösteriyor. Bu yüzden kurumsallık adı altında profesyonellikten çok uzakta hareket eden çalışma ve yaşama şartlarının oldukça düştüğü atmosferi sağlayan, her sebebin ve sorumlusunun değiştirmesi gerekenleri düşünmeye davet eden bir sergi olsun isterim.
Sanat aracılığıyla yaşama dair anlatılara dalacağımız gelecek sayılarda buluşmak üzere.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Unagi.
Okuyucularına çağdaş ve güncel sanatı yalın anlatımlarla sunmayı hedefleyen sanat bülteni. Her ayın birinci ve üçüncü pazar günü yayımda.
İLGİLİ OKUMALAR



