Küresel dönüşüm hız kazanırken: Düzen mi düzensizlik mi?

Çok kutupluluğun nasıl yönetileceği ve küresel sorunların çözümü için hangi mekanizmaların geliştirileceği, günümüzdeki uluslararası sistem açısından en kritik soru olarak ortaya çıkıyor.
Küresel dönüşüm hız kazanırken: Düzen mi düzensizlik mi?

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Cana Tülüş Türk

Küresel düzen, Batı’nın ekonomik ağırlığının azalması ve küresel Güney’in yükselişiyle birlikte dönüşüm geçiriyor. Trump 2.0’lı Amerika’yla birlikte ortaya çıkan keskin politika değişiklikleri bu süreci iyiden iyiye ivmelendirdi. Bu değişim, yalnızca güç dengelerinin yeniden şekillenmesini gündeme getirmiyor, aynı zamanda uluslararası yönetişim mekanizmalarının da sorgulanmasına yol açıyor. 19. yüzyıldaki Avrupa güç dengesi örnekleri, çok kutupluluğun tek başına barışı garanti etmediğini, aksine ortak platformlar ve diplomatik kanallar oluşturulmayan denklemde istikrarsızlık ve çatışma riskinin artabileceğini gösteriyor. Çok kutupluluğun nasıl yönetileceği ve küresel sorunların çözümü için hangi mekanizmaların geliştirileceği, günümüzdeki uluslararası sistem açısından en kritik soru olarak ortaya çıkıyor.

2024/25 Mercator-İPM Kıdemli Araştırmacısı  Heinrich Kreft, “Batı ve Gelişen Çok Kutuplu Düzen (The West and the Evolving Multipolar Order)” başlıklı İPM- Mercator Fikir Yazısı‘nda bu dönüşümü tarihsel ve güncel dinamikler ışığında ele alıyor. Kreft’in tespitlerine göre, Batı mevcut uluslararası düzeni kapsayıcı hale getirmekte başarısız oldu ve bu durum, yeni bir geçiş sürecini beraberinde getirdi. Çok kutuplu bir dünya düzeni, büyük güçler arasında asgari iş birliği sağlanmadığı takdirde istikrarsızlık ve çatışma riski barındırıyor. 

  • Bu noktada dünya kritik bir dönemeçte: Mevcut statükoyu korumaya yönelik savunmacı stratejilerin egemen hâle geldiği daha çatışmacı bir dünyaya mı yöneleceğiz? Yoksa daha kapsayıcı bir küresel yönetişim modeli geliştirilebilecek mi? Maalesef son gelişmeler ikinci alternatifin ihtimaline gölge düşürecek nitelikte. 

Özellikle Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası Batı’nın uyguladığı yaptırımlara küresel güney ülkelerinin mesafeli yaklaşımıyla kırılma görünür hâle geldi. Küresel yönetişim eksikliğinin yarattığı boşlukta çatışmalar yaygınlaştı ve bu dönem “Çatışma Çağı” olarak nitelendirilmeye başlandı. 

Freedom House’un Çarşamba günü yayımladığı 2025 yılı Dünyada Özgürlük Endeksi dünya genelinde yükselen güvenlik krizi ve çatışmalara dikkat çekerek toplam 41 ülkede vatandaşların minimum fiziksel güvenliğinin dahi olmadığını yazıyor. Raporda güvensizliği gösteren haritaya baktığımızda Ukrayna ve Venezuela’nın yanı sıra Afrika ve Asya kıtasının birçok bölümünün kırmızıyla boyandığını görüyorsunuz. Rapora göre, son 19 yıl boyunca özgürlüklerde gerileme yaşanan ülkelerin sayısı, ilerleme sağlayan ülkelere göre daha fazla ve üstelik 2024 yılındaki düşüşler dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlasını etkilemiş durumda. 

  • Bu sayılar bize, statükoyu korumaya yönelik girişimlerin var olanı dahi koruyacak seviyede kalamadığını gösteriyor. Bağımsız medyanın giderek daha cılızlaşması, yargı bağımsızlığının neredeyse bitme noktasına gelmesi ve yolsuzluğun ulaştığı devasa boyutlar, birçok ülkede demokrasiyi tehdit eden başat gelişmeler arasında.

Freedom House’un raporu daha kapsamlı ve kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden inşası için somut adımlar atılması gerekliliğini de ortaya koyuyor. Özellikle iklim değişikliği ve pandemi gibi küresel tehditlere karşı mücadelenin ortak çabalar gerektirdiği düşünüldüğünde, uluslararası işbirliği mekanizmalarının güçlendirilmesi tüm dünyanın istikrarı için önemli.

Müreffeh demokrasilerde dahi yükselen sağ popülizm, güçlü liderler, liberal demokrasinin krizi, yıkıcı kutuplaşma, Avrupa şüpheciliği örneklerini bolca görürken çözüm için somut adımlarda başı kim çekebilir? Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), BRICS+ mi? Çin mi? Avrupa Birliği demişken, gemiyi sırtlayan ülkelerin başında gelen Almanya’da durum ne?

Avrupa haritası sağa mı kayıyor? 

Haziran 2024’te düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri ertesinde The New Yorker bir karikatür paylaşmıştı. Karikatürde Avrupa kıtasına ulaşmaya çalışan uçağın pilotu, kıta sağa kaydığı için uçuşun biraz uzadığı uyarısını yapıyordu. 

A plane approaches the European continent, which is moving rightward. The caption reads, “The captain has informed us that our arrival will be somewhat delayed because of Europe’s ongoing shift to the right.”

Atlantik ötesinden bakınca sağa kayarak ABD’den uzaklaştığı düşünülen Avrupa kıtasının Türkiye’den bakan biri için yakınlaşma anlamına gelebileceği de düşünülebilir. Hatırlayalım 2024 Haziran’ındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra neleri konuşuyorduk? AB’nin altı kurucusundan biri Fransa da dahil olmak üzere birçok ülkede aşırı sağın güçlenmesi ve sonrasında yaşanan siyasi kriz, Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD)’nin yükselen oy oranı, Belçika’da Başbakanın istifası, İtalya’da Meloni’nin zaferi... Haliyle 25 Şubat Pazar günü Almanya’da gerçekleşen erken genel seçimin değerlendirmelerinde sağ yöne giden ivmenin güzergahında bir değişme oldu mu sorusu öne çıktı.

  • Bu soruyu İPM’de geçen hafta düzenlenen iki etkinlik üzerinden irdeleyebiliriz. İlki, Almanya seçimlerinin hemen sonrasında yapılan “German Elections: The Day After (Almanya Seçimleri’nin Ertesi Günü)” toplantısı. Heinrich Kreft, Çiğdem Nas, Ebru Turhan ve Johanna Wietschel‘in katıldığı panelin yayın kaydı şurada. İkincisi de Çiğdem Nas ve Ayhan Kaya’nın “Almanya seçimleri ve AfD'nin yükselişi: Avrupa'nın geleceği tehlikede mi?” sorusunu tartıştıkları ve her hafta Medyascope’ta yayınlanan “Nasıl Bir Dünya? Nasıl Bir Türkiye?” programı.

Değerlendirme için Alman siyasi partileri özelinde seçimin kayıplarını ve kazançlarını hatırlamak önemli, bunu yaparken sayılara boğulmadan 2021 ile karşılaştırmalı olarak 2025 seçim sonuçlarına ve oranlarına değineceğiz. Burada odaklanacağımız noktalar aşırı sağ partilerin yükselişi, merkez partilerin sağa kayışı ve sol partilerin sathını koruyup koruyamadığı sorusu olacak. 

Almanya’da seçimin galibi Hıristiyan Birlik partisi (CDU/CSU) olsa da asıl kazanan AP seçimlerinde de çokça konuştuğumuz aşırı sağcı AfD oldu. 2021’e kıyasla bu parti oylarını ikiye katladı ve yüzde 21 oyla ikinci sıraya yerleşti. Göçten tutun iklim ve yeşil dönüşüm politikalarına birçok konuda aşırılığı temsil eden parti, en son göçmenlerin posta kutularına ülkelerine tek yön dönüş bileti görselleri bırakıyordu. Atlantik ötesinden aldığı manevi destek sonucu ne kadar etkiledi ölçmek zor ama bu başarının sağa eğilimin geleceği hakkında hoş şeyler söylemediği muhakkak. AfD'ye verilen yeni oyların en büyük kısmı daha önce oy kullanmamış olan 1,8 milyon kişiden geldi. Bunların bazısı 2025’te ilk kez oy veren gençlerse diğerleri sandığa 2021’de gitmeyip 2025’te AfD’ye oy verenleri işaret ediyor. Seçime rekor katılım düzeyi de bu savı destekler nitelikte. AfD’nin başarısı, sadece sağ politikaların yükselişiyle değil, aynı zamanda geleneksel partilerin seçmene hitap edememesiyle de bağlantılı olarak görülebilir. 

  • Kısacası, öyle ya da böyle seçmenin neden AfD’yi tercih ettiği sorusunun önümüzdeki dönemde Almanya’da siyaset ve seçim tartışmalarının başlıca gündemini oluşturacağı muhakkak.

AfD’nin merkez partilerden tırtıkladığı oylar seçmenin sağa kayışına dikkat çekmek açısından önemli. Grafikler, AfD’nin sırasıyla Hıristiyan Birlik Partisi’nden, FDP (Hür Demokrat Parti) ve SPD’den (Sosyal Demokrat Partisi) hatırı sayılır oranda oy devşirebildiğini gösteriyor. Özellikle seçmenin, dağılan ve erken seçim kararı alan trafik ışığı koalisyonu lideri Başbakan Olaf Scholz ve Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’ni cezalandırdığı aşikar. Koalisyonun bir diğer ortağı (FDP) 2021’e göre yüzde 7’lik gerilemeyle 91 sandalye kaybetti ve seçim barajı sebebiyle Meclis dışında kaldı. 

Peki merkezin konumu 2021’deki ile sabit kalacak mı? Birlik özelinden bakarsak yeni Şansölye Merz koalisyon olasılıklarını konuşurken AfD ile ortak masaya oturmayacağını özellikle belirtmişti. Fakat parti vaatlerinde satır aralarına baktığımızda, özellikle göç gibi çetrefilli konularda sağ politikalara kayış çok net kendini gösteriyor. Ve hatta aşırı sağla işbirliğini mümkün kılacak/gerektirecek görüşler de mevcut ki bu merkezin sağa kayışı anlamına gelebilir. 

  • Peki soldaki partiler sathı ne kadar koruyabildi? Sonuca göre Yeşiller (Greens) mecliste 33 sandalye kaybetti. Sol Parti seçim barajını geçebilen son parti oldu. Aşırı-sol olarak nitelenen BSW ise baraj altında kaldı.

Bu seçimin sonuçları yalnızca ülkenin iç politikası açısından değil, Avrupa Birliği’nin geleceği ve Türkiye-AB ilişkileri açısından da önemli etkiler taşıyor. Birlik partilerinin göç ve dış politika konularında sağa meyletmesi, AfD’nin yükselişiyle birleştiğinde, AB’nin göç politikalarında daha sert bir çizgi izleme ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konuların geleceğini de doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, Berlin’in Ankara ile ilişkilerinde ekonomik ve siyasi işbirliği yerine daha pragmatik, hatta zaman zaman mesafeli bir yaklaşımı benimsemesi, Türkiye’nin AB ile bütünleşme sürecini zorlaştırabilir. 

Almanya’nın Avrupa siyasetindeki belirleyici rolü göz önüne alındığında, bu seçimler AB’nin genel yönelimine dair ipuçları sunarken, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde nasıl bir yol haritası izleyeceğine dair yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

🌐 Küresel dönüşümün eşiğinde

Aşırı sağın yükselişi, küresel yönetişim mekanizmalarındaki kırılmalar ve demokrasi krizleri bize ne söylüyor?

02 Mar 2025

🌐 Küresel dönüşümün eşiğinde

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk