Kürt kadınlarının hayat hikâyelerinin sesi: Dengbêjlik

Dengbêj Mukaddes Yıldırım ile Dengbêjlik sanatı üzerine söyleşi
Kürt kadınlarının hayat hikâyelerinin sesi: Dengbêjlik

Dengbêj Mukaddes Yıldırım ile Dengbêjlik sanatı üzerine konuştuk. 

Bütün halkların kültürel miraslarını koruyan ve günümüze taşıyanların çoğunlukla kadınlar olduğunu görürüz. Bu halklardan biri de Kürt halkıdır. Tarihten bu yana Kürtçe resmî dil ve yazı dili olmadığı için, Kürtler kültürlerini sözlü olarak geliştirdiler. Bu yolla tarihin en eski medeniyeti olan Mezopotamya'da yaşayan Kürtlerin dilini, kültürünü, edebiyatını, sanatını koruyan ve günümüze kadar taşıyan da Kürt kadınlarıdır. Bu sözlü sanatın miraslarından biri de tabii ki Kürt müziğinin temel taşı olan Dengbêjliktir.

"Deng" ses, "bêj" de söylemek anlamına gelir. Dengbêj, Kürt sözlü edebiyatında kilamlar ve stran (şarkı) söyleyen sanatçıların adıdır ve aynı zamanda sese renk ve ahenk katanlardır. Dengbêjî (Dengbêjlik) de bu sanatın kendisidir.

Müzik aletleri olmadan, yaşanmışlıkları sadece seslerinin renkleri ile anlatırlar. Kürt halkı için sözlü sanatın gelişimine yol açan diğer bir etken de 16. yüzyıldan sonra özellikle dinin etkin olmasıyla birçok müzik aletinin yasaklanması. Bu süreçte erkek egemen zihniyetin hakim olması da, aslında kadınlara ait olan dengbêjliğin erkekler tarafından söylenmesine ve daha çok erkek dengbêjlerin ön plana çıkmasına neden oldu.

Ama tarihte bütün bu yasaklara ve baskılara başkaldıran birçok kadın dengbêj var olmuştur, bu Dengbêjlerden bazıları Hristiyan bir keşişin kızı Gulê, Meryem Xan, Sûsika Simo, Ayşe Şan, Aslîka Qadir, Nesrîn Şêrwan, Nicma Dari ve Gazin'dir (Raziye Kızıl).

İşte bu kadın Dengbêjleri birbirlerine bağlayan da benzer hayat hikâyeleri ve icra ettikleri Dengbêjliktir.

Aslında "Kadın ve sanat" temamızda kadın dengbêjleri ele almamın en büyük nedeni Kürt kadınlarının yaşadığı trajik hayat hikâyelerini, aşkı, mutluluğu kadın Dengbêjlerin o yakıcı seslerini okurlarla buluşturmak, çünkü bana göre Dengbêjlik Kürt kadınlarının hayat hikâyelerinin ta kendisi ve Kürtlerin yazılmayan kültürel mirasıdır.

Bu hayat hikayelerinden biri de dengbêjlik üzerine söyleşi yaptığım Dengbêj Mukaddes Yıldırım’ınki.

Dengbêj Mukaddes Yıldırım Bitlis’in Hizan ilçesinde doğuyor ve 12 yaşına kadar burada yaşıyor. Daha sonra Van’a yerleşip burda hayatına devam ediyor. Dengbêj Mukaddes 12 yaşında babası tarafından, babasının arkadaşı olan ve kendisinden yaşça büyük biriyle zorla evlendiriliyor ve "kuma" olarak götürülüyor. Evlendirildiği kişi, eskiden verdiği sözden dolayı küçük yaştaki kızını beşik kertmesi olarak arkadaşının oğluna "veriyor".

Kültürü aktaran kadınlar

Bir kadın Dengbêj olarak Dengbêjliği nasıl tanımlıyorsunuz sorumuza Dengbêj Mukaddes söze şöyle başlıyor:

"Ben kendimi Dengbêj değil "Dertbêj" yani dert söyleyen olarak adlandırıyorum. Dengbêjlik derttir, kederdir, kadınların yaşadığı hayat hikâyeleridir. Mesela bir kadının oğlu, ya da kardeşi öldüğü zaman ağıt yakarlar. Gerçek Dengbêjler âşık kişilerdir, aşk dediysem sadece iki kişi arasındaki aşk değil, vatan, doğa, tabiat, canlılar yada bir estrümana olan aşk da olabilir. Dengbêjler bütün yaşadıklarını, içlerindeki duyguları sesleri ile dışa vururlar.’’

Dengbêjlikle nasıl tanıştığını sorduğumuzda Dengbêj Mukkades şöyle anlatıyor:

"Yaşadığımız zamanlarda sadece küçük teypler vardı ve bu teyplere kasetleri yerleştirip sesimizi kaydederdik. Tabii ki o süreçlerde kadınların şarkı söylemesi günah ve ayıp sayılırdı. Ben de 12 yaşlarındayken benden 2 yaş büyük olan kumamın gelini ile birlikte teybi gizlice alır, herkesten saklanarak ahırda dengbêjlik söyleyip sesimizi kasetlere kaydederdik. Hâlâ da o 12 yaşında söylediğim şarkıların ses kaydı bende duruyor ve sürekli kendi kendime söylemeye devam ettim.

Van’a geldiğimde 3 tane kayıtlı kasetim vardı, o zamanlar tabii ki hâlâ küçüktüm. Zamanla dengbêjliği, kültürü öğrendim. 23 tane kendi yaptığım parçalarım, kasetlerim var. Belki ben Dengbêj Şakiro kadar güzel söyleyemem ama Şakiro da benim gibi yapamaz. Burada biz birbirimizi tamamlıyoruz. Ben bestelerim, sen de söylersin. Dengbêjlik yürekten geliyor, sen ekip biçmiyorsun, satın almıyorsun, doğal olarak var olan bir nimettir. Eğer kadın dengbêjler olmasaydı, ağıtlar yakmasaydı ve erkekler de onlardan alıp dışarda söylemeselerdi ne dengbêjlik var olurdu ne de Kürtlerin kültürleri. Fakat erkek egemen zihniyetin ve egosunun hakim olmasından dolayı kadınlara yer vermiyorlar. Ben başta olmak üzere diğer bütün kadın dengbêjler bu zulme başkaldırdıkları ve zülmün zincirlerini kopardıkları için Dengbêjlikte yer edinebildiler. Dengbêjlik sadece Kürt kadının hayatını anlatmıyor, yokluğu, varlığı, doğayı ve canlıları, aslında her şeyi anlatıyor ve içinde barındırıyor."

Kadın olarak Dengbêjlik yapmanın zorluklarını sorduğumuzda kadın olduğu için hem aile çevresinde hem de toplum içinde olumsuzluklarla karşılaştığını söylüyor ve devam ediyor: "Şimdi bu sanatı icra edebiliyorsam ve başarılıysam sebebi tabikide bütün zorluklara ve anlayışlara direnmiş olmamdır. Çoğu zaman bana engel olmasınlar diye gizli gizli Dengbêjlik yaptım ve sahnelere çıktım. Ben 12 yaşında beste yapmaya başladım. Bu yaşta böyle bir yeteneğe sahip olmuşsam nedeni dertlerimdir, kimse durup dururken beste yapamaz."

"Sanatın önü erkek zihniyeti değişince açılacak"

Ben kendi üzerime 23 kıtadan oluşan beste yaptım. Ne kadar söylesem içimdeki acılar dinmiyordu ve tekrar tekrar söylerdim. Dengbêjîn kitabı, repertuvarı, yazısı ve kalemi yoktur. Sese döktüğü herşey beyninden ve kalbinden gelen duygulardır. Ben 60 yaşında olmama rağmen yaptığım bütün parçaları hâlâ ezbere söyleyebilirim. O yüzden de Dengbêjlik benim için her şeydir.

Kadınların her alanda gelişim gösterebilmesi için de, özellikle erkek Dengbêjler diyelim bu erkek egemen zihniyetten ve egolarından vazgeçip bu sanatın gelişimi için kendileri söylediği kadar bu fırsatı kadınlara da tanımalılar ve buna önce kendi ailelerinden başlamalılar, mesela kendi eşini ya da kızını bu alanda eğitmeli ve destek vermelidirler. Bu erkek zihniyet ortadan kalkınca sanatın önü de açılır.

Tabii ki teknolojinin ilerlemesi de Dengbêjlik sanatını olumsuz etkiliyor. Bu kültürün yok olmaması ve gelecek nesillere kalması için öncelikle yeni nesli bu kültürle büyütmek gerekiyor. Şimdi Türkiye’de herkes modernite altında kültürleri kullanıyor. Kürtlere ait olan kilim desenli çantaları eskiden çobanlar takardı, şimdi ise moda diye sergileniyor. Kürtlere ait olan kültürleri moda diye kullanıyorlar ve kültürlerimizi çalıyorlar. Kültürlerimize sahip çıkmalıyız. Dengbêjlik de böyledir, eğer sahip çıkılmazsa başkalarına mal olur. Bütün bu kültürel değerlere eskide olduğu gibi yine sahip çıkacak olan da kadındır. Bu tabii ki kadınların zulmün zincirlerini koparması ve bilinçlenmesi ile mümkün olabilir."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Kolektif Yastan Özgür Anlatılara, Kadınların Sanatı

Fotoğraf, belgesel ve müziğin içinden kadınlarla kısa kısa

14 Haz 2023

Kolektif Yastan Özgür Anlatılara, Kadınların Sanatı

YAZARLAR

Nejla Kırbaş

Yazar @ Yerel Kadın Muhabirler Ağı

Yerel Kadın Muhabirler Ağı

Uçan Süpürge'nın Muhabirler Ağı, toplumsal cinsiyet eşitliğini ana odağa alarak kadınların sesinden haberlere ulaştırır.

İLGİLİ OKUMALAR