Kutup Denizleri Gibi Buzlarla Çevrildik

Köprü üzerinin manzarası da ömürdü. Meğer tel kopmuş

Mehmet Selahattin, 2 Mart 1929

Kaç günlerden beri ortalıkta bir şayia dolaşıyordu. Karadeniz boğazı dışarısında parça parça buzlar görünmüş, vapurlar yollarına devam edemeyip dönmüşler ve saire…

Sadece gazeteci muhayelesinde vücut bulduğunu sandığımız bu havadis dün sabah canlanmış şekilde karşımıza çıktı. İstanbul limanı Tuna munsabından kopup parçalanan kalın buz tabakalarının taarruzuna uğradı.

Vapurların acı birer istimdat çığlığına benzeyen düdük sesleriyle uykumdan uyandım. Acaba limanda bir kaza filan mı oldu endişesiyle denize bakan odanın penceresine koştum. Bir de ne göreyim? Deniz âdeta kutup denizleri gibi buzlarla çepçevre sarılmıştı ve Bebek’ten Haliç’e kadar bütün sahil bembeyazdı. Âdeta içime dehşet geldi. Bundan şu kadar sene evvel Akdeniz yine böyle buz tabakaları altında kalmış, hatta zamane şairleri “Yol oldu Üsküdar’a 1030’du, Akdeniz dondu.” diye bir de tarih düşürmüşlerdi.

Tarih tekerrürden ibarettir. İster misiniz tekrar şiddetli bir don başlasın da buzlar arasında büsbütün sıkışıp kalalım.

Ey son neslin çocukları! Asırlardan beri İstanbul’un görmediği böyle bir hadiseye siz şahit oluyorsunuz. Çocuklarınıza anlatacak başka bir şey bulamadığınız zaman masal yerine İstanbul’un bu seneki dehşetli kışını anlatırsınız.

***

Sirkeci Vapur İskelesi’nin önünde epeyce kalabalık toplanmıştı. Bunlar kuvvetli şimal rüzgârının önüne katıp parça parça Boğaz’dan içeri soktuğu buzları seyretmeye gelmişlerdi. Aralarına sokuldum. Tabi bahis hep buna aitti. Bir ihtiyar diyordu ki:

“Şükür Allah’a, bunu da gördük! Güya deniz suyu tuzlu olduğu için buz tutmazmış. Kim demiş onu?”

Günün havadislerini takip ettiği anlaşılan bir delikanlı ihtiyara cevap verdi:

“Baba iş senin bildiğin gibi değil. Bu buzlar Tuna Nehri’nden geliyor.”

İhtiyar şaşaladı.

“Tuna’dan mı geliyor dedin? Amma da ettin. Tuna nire İstanbul nire hey oğul!”

“Rüzgârı görmüyorsun galiba. Bunları hep rüzgâr getiriyor.”

İhtiyarcık hayretle başını sallayarak uzaklaştı. Daha ileride bir mektepli grubu arasında bir muhavere cereyan ediyor:

“Bu sabah Bebek önünde çocuklar buzlar üstünde top oynuyordu.”

“Deme canım!”

“Vallahi be! Hatta bir tanesi buluyordu ahretin yolunu. Hadi cumburlop dibuhu…”

Köprü üzeri manzarası da ömürdü. Tramvaylar birbirinin ardına dizilmiş bekliyordu. Meğer tel kopmuş. Çok geçmedi telin kopan yerlerini bağladılar. Arkadaki sağlam telden cereyan alan tramvay öndekini dürtüştürerek sürüyor, sonra öteki de aynı yere gelince dürtüştürme vazifesi daha arkadakine kalıyordu. Böylelikle tramvaylar yolundan kalmadı.

Galata’da manzara değişiyordu. Buz tabakaları bu sahilde daha kesif görünüyordu. Tramvaydaki birisi yanındakine anlattı:

“Bizim Şişman Kadri’yi tanır mısın? Bu sabah Arnavutköy önünde buzun üstüne çıkıp resmini aldırdı.”

“Kadri mi? Aman birader! Hiç durma kartpostal yaptır. İstanbul limanında ayı balığı deye seyyahlara satarsın.”

***

Akşam matbaada Fransızca Milliyet’in öte beri işlerini gören ihtiyar Musevi niçin geç kaldığını soran sekretere şu cevabı verdi:

“Matbaneyi her yün yörüyorum. Ama yetmiş yedi yaşındayım. Böyle karpuz görmedim.”

Hep gülüştük.

“Ne karpuzu bu?”

“Yok karpuz canım.” dedi. “Üstünde kar, altında buz. Aman aman denizin üstünde ikisi beraber yüzüyor.”

Dün her yerde bundan başka şeyin lafı olmadı ve bütün İstanbul, belki ömürleri müddetince bir daha göremeyecekleri bu manzarayı doya doya temaşa etmek için akın akın soğuğa, kara bakmayarak sahillere koştu.


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1929 kışı: İstanbul Boğazı'nı yürüyerek geçmek #63

1929 İstanbul kışı, Gökhan Akçura, Tuna Nehri

07 Mar 2023

İstanbul 1929 kışı

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR